Erken yaşta zorla evlendirilme kızların kaderi olmasın diye…

Mevsimlik tarım işçisi çadırında geçen küçük kızları iradeleri dışında zorla evlendirme meselesini temeline alan ve birçok bağlantılı konuyu senaryo içerisinde seyirciyle buluşturan Ceylin filmi yönetmeni Tufan Şimşekcan ile filmin yapım sürecini konuştuk

Murat OBENLER

Bir mevsimlik tarım işçisi çadırında geçen küçük kızları iradeleri dışında zorla evlendirme meselesini temeline alan ve birçok bağlantılı konuyu da senaryo içerisinde seyirciyle buluşturan Ceylin filmi yönetmeni Tufan Şimşekcan ile filmin yapım sürecini konuştuk. Yengeç sepeti metaforu üzerinden ilerleyen film hem erkek patriyarkının ezici,şiddet içeren,acımasız yüzünü bizlere gösteriyor hem de sepetin acımasızlığı ve çıkmazlarına rağmen bir ütopyanın peşinden gidiyor…

“Belgesel çekimi sırasında çadırkentteki kız çocuklarının mağdur durumunu bir de kurmaca filmle anlatabileceğimiz fikri oluştu”

Filmin yapım sürecini biraz fikir ve senaryo aşamasından alarak dinlemek isteriz?

Tufan Şimşekcan: 7 yıl öncesinde Adana’nın kırsalında mevsimlik tarım işçilerinin yaşamına odaklanan ve erken yaşta evlendirilmek zorunda bırakılan kız çocuklarının hikayesine de şahitlik yapmıştık. Kız çocuklarının okula gidermeyişi ve zorla evlendirilme süreçlerini kameraya alırken bol bol da fotoğraflama yaptık. Bu süreçte bölgeden insanları daha da yakından tanıyıp güzel bağlantılar da kurduk. 9 ay süren belgesel çekimi sırasında bu kız çocuklarının mağdur durumunu bir kurmaca film ile de anlatabileceğimiz fikrini bizde uyandırdı. Oradaki gerçek hikayeleri bir kurmaca senaryoya dönüştürdüm. 5 yıl süren senaryo aşaması sonrasında geçtiğimiz yıl Adana bölgesinde çekim sürecini de bitirerek bu yıl da festival sürecine girdik. 21 Eylül Perşembe günü de filmimiz Türkiye’nin en önemli festivallerinden Adana Altın Koza’da finalist olarak seyirciyle buluştu.

“Pedagog desteği ile ilerledik çünkü sıkıntılı bir süreci anlatıyoruz”

Filmde 18 yaş altı oyuncu da olduğu için çok hassas bir oyuncu seçimi sürdürülmesi gerekiyor. Ana oyuncu da bir çocuk. Siz bu süreci nasıl yönettiniz?

Şimşekcan: Bölgedeki dili filme aktarmak için oldukça fazla diyaloglar aldık. Bildiğimiz bir bölgeydi. Oyuncu seçimini tecrübeli tiyatrocu abilerimiz ile çalışmayı tercih ederek yaptık. Adana Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatroları’ndan oyuncularımızla çadır kente giderek orada bir süre geçirdik. Cabbar,ağa, Elçi Mehmet ve Adem karakterlerini canlandıran sanatçılarımızla method oyunculuğuna girdik. Ceylin karakteri için de o yaş kategorisinden 150 kişi arasından önce fotoğraflar üzerinden sonra da audıtıon ile bu süreci bitirdik. Deniz Büyük adlı küçük oyuncumuz başından itibaren dikkatimizi çekti ve onla ilerledik. Deniz’in babasının mevsimlik tarım işçilerinin nakliye işlerini yapan ve oralara yabancı olmayan birisi olması da avantaj oldu. Tanıklığı olması bizim için çok önemli bir artı oldu. Bu süreçte pedagog desteği ile ilerledik çünkü sıkıntılı bir süreci anlatıyoruz ve uzman desteği film için çok önemliydi.

“Çadırkentteki küçük kız çocuklarının 12-17 yaş aralığında zorla evlendirilmesi gibi değişmeyen bir ritüele tanıklık ettik ve bu değişmesi gereken konuyu hikayemizin temeline oturttuk”

Film bir ana konu üzerinden mi ilerliyor yoksa küçük küçük dallardan oluşan bir büyük ağaç misali mi ?

Şimşekcan: Ana hikemiz küçük kız Ceylin’in yaşamının zorluklarla ve kendisinin inisiyatifinin dışında ilerlemesidir. Bu süreç içirişinde onun bu yaşamını doğrulayan, tetikleyen çeşitli dinamikler var. Mesela çadır kentte yaşayan diğer insanlar, tarlalarda çalışan çadırkentli insanlar, o bölgede yani kasabada yer alan güvenlik güçleri, eğitim sistemi, çekirdek ailelerin yaşam biçimleri, ekonomik sıkıntılar ve bu süreçte sistemin buna bir tampon olamamasını sayabiliriz. Bu da bilerek yapamaması. Romancı Orhan Kemal’in “Bir Zamanlar Çukurova’da” eserinde ve Erden Kıral’ın filminde de gördüğümüz gibi orada değişmeyen bir ritüele tanıklık ediyoruz. Küçük kız çocukları 12-17 yaş aralığında zorla evlendiriliyor ve hemen de üreme talepleriyle hayatları kendi inisiyatifleri dışında ilerliyor. Bahçe, tarla işleri de bir yandan sürdüğü için tek yollu bir kaderi paylaşıyorlar.  Orda büyüyor, orda anne oluyor ve orda ölüyor. Bu değişmesi gereken konuyu hikayemizin temeline oturttuk. Filmin adı da olan Ceylin, yani yengeç anlamına geliyor. Ceylin acıyı yaratan sessizlik içerisinde yaşamak zorunda olan ama içten içe de bir bağırışı da sembolize ediyor.

“Çadır kentte kimse yengeç sepetinin dışına çıkamıyor ve çıkmak isteyenler de çıkartılmıyor”

Film çadırkentteki bir küçük kız üzerinden evrensel bir konuyu anlatıyor. Konunun hem yerel hem de evrensel olarak konuşulup tartışılıyor olması senaryo açısından çok büyük bir gelişmedir ve filmin tüm dünyada izlenerek rahat bir şekilde tartışılmasına da altyapı oluşturur.

Şimşekcan: Evet haklısınız. Ceylin yengeç demek ve o da yengeç sepeti metaforundan (Sepete bir yengeç attığınızda oradan çıkabilir ama iki yengeç attığınızda ise birbirlerini tutarlar ve çıkamazlar)filme uyarlandı. O da Herkül ile Hera’nın savaşından kadar uzanır ve mitlerden günümüze gelir. Çadır kentte kimse bu sepetin dışına çıkamıyor ve çıkmak isteyenler de çıkartılmıyor. Cabbar karakterimiz de yoksullaştıkça daha da hiddetleniyor, sıkıntılı hale geliyor ve etrafına sözlü-fiziksel şiddet uyguluyor. Baba Cabbar’ın iyilik ve kötülük arasındaki mücadelesi de Yılmaz Güney’in unutulmaz “Umut” filmindeki Cabbar karakterine eşleşmiş bir şekilde ilerliyor. Yazarken Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Andrei Tarkovsky ve Robert Bresson’dan etkilendim. Özellikle Bresson’un Mouchette filmine büyük bir saygı duruşu ve selam var. Mouchette filminin sonu bizim filmimizin başlangıcı oldu. Mouchette’nin yazgısının film içerisinde tamamlanması ile birlikte biz de filmimizde onun bu topraklarda Ceylin olarak nasıl devam etme sürecinde olduğunu gösteriyoruz. Bunun yanısıra Virginia Wolf,Füruğ Ferruhzad,Anton Çehov,Yaşar Kemal gibi birçok edebiyat ve sinema insanından da etkilendiğimizi söyleyebilirim.

Diğer karakterlere baktığımızda “kafayı sıyıran” büyük kardeşi Adem’in de toplumdaki ötekileştirme konusunu anlatmadaki önemi sizce nedir?

Adem karakteri de diğerleri gibi gerçek bir kişinin yaşamından uyarlamadır. Belgesel çekimi sırasında çekim yaptığımız küçük kız çocuklarının birisinin abisine odaklandığımızda onun itilen, kakılan, babası da dahil herkes tarafından hor görülen bir durumu olduğunu saptadık. Bunun sebebinin de askerlik döneminde yaşadığı sıkıntılar olduğunu öğrendik. Gitgide yoksunlaşan bir süreçte o kişi intihar ederek hayatına son veriyor. Oradaki kız çocukları kadar erkek çocukları da belli bir kalıba yerleştirilmeye çalışılıyor. Bu kalıbın dışına çıkmaya çalışan da cezalandırılıyor.  

“Erkek patriyarkı içinde bir çadırkentte de olsa, en kültürlü alanda da olsa kadın istediği şeyleri yapamıyor”

Belgesel çeken şehirli kız da şehir yaşamının kaotikliği, insanın tüketim toplumunun bir tüketicisi olduğunu, parçalanan aileler ve savrulan evlatlar meselesini, şiddetin de eksik olmadığı apartmanlara hapsolmuş, asosyal bir şekilde yaşayıp birbirleriyle didinen aile yapılarını, sanat sektörünün etik dışı ve piyasaya teslim olmuş hallerini anlatmak açısından senaryoda çok önemli bir yere sahip değil mi?
Erkek patriyarkı içinde bir çadırkentte de olsa en kültürlü alanda da olsa kadın istediği şeyleri yapamıyor. Seküler bir yaşam içerisinde döngüsünü ilerlettiği için belgesel çeken kız da çadırkente giderek hem vicdanen yardım etmek hem de kendi yolunu çizmek için orayı kullanıyor. Oradaki Ceylin’i dahi kullandığını fark ediyor. Bizler de eleştiri yapmak gerekirse yoksunluk çeken, alt sınıftan insanların fotoğraflarını, filmlerini çekmek için yoğun bir gayret gösteririz ama sonrasında o insanları ve yaşamlarını unuturuz.

“Genel olarak sembol sinemasını, art house sinemayı çok seviyorum ve bu sinemayı da temiz, düzgün, titiz bir şekilde kendi filmime yerleştirmeye çalıştım”

Ceylin’i şehirdeki AVM’ye götürmesi de filmin kırılma noktalarından birisi oluyor…
Aslında AVM sahnesi de tamamen “Alis Harikalar Diyarı’nda” teması üzerine kurulu. Ceylin tavşanlar, turta gibi sembollerle oradan bir farkındalık ile çıkıyor ve çadıra döndüklerinde bir karar veriyor. Ben genel olarak sembol sinemasını, art house sinemayı çok seviyorum ve bu sinemayı da temiz, düzgün, titiz bir şekilde kendi filmime yerleştirmeye çalıştım. Filmin genel görüntülerini yakın close-up’lar ile oluşturdum çünkü çadır kentin içerisine girmek istedim. Ordaymış gibi hissettirmek istedim. Belgeselvari bir hava katıp aslında kurmaca bir hikayeyi vermeye çalıştık.

İnsan hakları, kadın hakları, TCE meselelerini oldukça fazla görüyoruz filmde…

Bir süre önce vefat eden İnsan hakları uzmanı ve savunucusu Murat Çekiç arkadaşımız işin insan hakları boyutunu (kadın hakları, çocuk işçiliği vb.) bizlere aktardı ve senaryo geliştirmede çok fazla katkıları oldu. Bu süreçte sivil alandan danışman arkadaşlarımızla da birlikte yol aldık. Bireyin toplumdaki görünür halini çok da göze batmadan izleyiciye vermek niyetiyle ilerledik.


“Herkesin aşık olduğu güzeller güzeli bir mitolojik varlıktan bahsediyoruz”

Filmin ana karakterlerinden birisi de Şahmeran bence. Çok iyi bir bağlantı kurmuşsunuz ana karakterle.

Şahmeran da Adana-Tarsus yöresine ait çok önemli bir figürdür ve herkesin aşık olduğu güzeller güzeli bir mitolojik varlıktan bahsediyoruz. Filmde tüm kasabanın gerçek mi hayal mi olduğu belli olmayan bir aşk donesi olarak ortaya koyduk ve herkesin ondan bahsettiği, rüyaya yattığı bir durum yarattık. Adem’den Cabbar’a ve birçok erkek karaktere kadar kahramanların yolculuğundaki hayali aşk iksiri oldu. Orada kırılma oluyor.

“Kadının sektörde var olması yüzyıllardır çok zor. Sette çalışan kadın sayısı son 20 yıldaki mücadelelerle % 0,2’den %12-15’lere kadar çıktı”

Filmde şiddetin dozu şehirden kasabaya, çadırdan tarlaya her yerde görünür durumda. Buna karşı nasıl bir duruş sergiliyorsunuz?

Gerçek yaşamlarımızda da maalesef öyle ilerlediği için filmin ana omurgası yanısıra çeperinde hep süren bir şiddet var. Belgeselci kadın Bilge karakterinin kaldığı otelde bile çevresinde sürekli bir şiddet var. Bu o karakteri bir dönüşüme doğru yönlendiriyor ve bu da Ceylin’e karşı bakış açısını da tetikliyor. Şehir hayatındaki dizi-sinema sektöründeki yakın arkadaşı ile sohbette kral çıplak modeli sektörü eleştiriyor. Kadının sektörde var olması yüzyıllardır çok zor çünkü erkek egemen bir sistem hakimdir anca sette çalışan kadın sayısı son 20 yıldaki mücadelelerle % 0,2’den %12-15’lere kadar çıktı.  Filmlerin şekli, anlatım tarzı ve hikayeler değişmeye başladı. Belgesel çekmeye çalışan kadın karakter de sektörde var olmanın zorluklarına değiniyor. Herkesin bu patriyarka içerisindeki mücadelesini yansıtmak istedim.

Bu filmle meseleleri daha da fazla görünür kılma, daha çok insanların gözlerine sokmak gerekiyor…

Evet umarım bu festival süreçlerinde Ceylin en geniş izleyici kitlesine ulaşır ve bu farkındalığı bir nebze olsun paylaşarak ilerleriz.

“Sosyal medyada bu tartışmaları sürdürmek Ceylin’in hikayesini derbeder hale getirir. Setteki ekibimiz geniş bir ekipti ve herkesin emekleri çok değerliydi”

Altın Koza’daki prömiyeriniz olağanın dışında bir başlangıç oldu. Çekim sürecinin bazı tartışmalı konuları filmin galasına da yansıdı. Konu yargıya da taşınmış durumda ama kamuoyunun bilgi alması adına bu süreci senden bir kez daha dinleyebilir miyiz?

Yolculuğumuz sırasında yaşanan bazı talihsizlikler sonrasında filmi kuran ekip arasında farklı bir şekilde bir ayrıma doğru gidildi. Bu ekibin ayrışması sonrasında da süreç benim yönetmenliğim doğrultusunda devam etmek durumunda kaldı. Daha sonra yapımcılarımın da tahmin edemedikleri derecede bir serzenişle karşı karşıya kaldık ve bu seviye olarak farklı bir noktaya doğru ilerleyince biz de hukuki bir süreç başlattık. Sosyal medyada bu tartışmaları sürdürmek Ceylin’in hikayesini derbeder hale getirir. Setteki ekibimiz geniş bir ekipti ve herkesin emekleri çok değerliydi. Buradan bir kez daha filme emek veren herkese çok teşekkür ederim.

Kültür & Sanat Haberleri