Bu bir iddia değildir; beyandır, tespittir

Kıbrıs Türk Eczacılar Birliği Genel Sekreteri Dicle Tekiner, 2022 yılı sonunda başlayan ilaç sıkıntısının, ilaç krizine evrileceğini, o dönemde tespit ettiklerine dikkat çekerek, ilaç sıkıntısının artık ilaç krizi boyutunda olduğunu söyledi.

Ödül AŞIK ÜLKER

Kıbrıs Türk Eczacılar Birliği Genel Sekreteri Dicle Tekiner, 2022 yılı sonunda başlayan ilaç sıkıntısının, ilaç krizine evrileceğini, o dönemde tespit ettiklerine dikkat çekerek, ilaç sıkıntısının artık ilaç krizi boyutunda olduğunu söyledi.

Tekiner, “Göz ilaçlarında, tansiyon ilaçlarında, deri ilaçlarında, buhar ilaçlarında, alerjik hastaların kullandığı ilaçlarda sorun var. Her kalemde sorun var. Bu bir beyandır, bir tespittir, bir iddia değildir, ilaç krizi vardır. Bu, sahada birebir maruz kaldığımız ve yaşadığımız bir olaydır” dedi.
Eczacının dışına itildiği bir sağlık sisteminin sürdürülebilir olmasının mümkün olmadığının altını çizen Tekiner, “Eczacı sağlık sisteminin bel kemiğidir. Doktordan önce ve doktordan sonra başvurulan, sağlığın ilk ve son halkasıdır. Bu ülkede sağlık politikalarını belirlerken eczacıyı dışlayamazsınız. Toplumun nabzını tutan eczacıdır, toplumun taleplerini bilen eczacıdır. İlacın uzmanı eczacıdır. Yetkili tek zehir satıcısı eczacıdır” diye konuştu.

Sektörün ekonomik olarak, itibar açısından ve psikolojik açıdan çökertildiğini kaydeden Tekiner, sahte reçete soruşturmasının 3 yıldır tamamlanmadığını belirtti. Dicle Tekiner, “3 yıldır devam eden bu sürecin, artık bir sonuca ulaştırılmasını istiyoruz ve bekliyoruz. Eğer yargılanması gereken biri varsa, yargılansın. Meslektaşlarımız artık rahata ersin, ellerinden alınan hakları teslim edilsin. 3 yıldır askıya alınmış, hiçbir şekilde tamamlanmayan bir soruşturma var. Bu insanlar, 3 yıldır bunun mağduriyetini yaşıyor” ifadelerini kullandı ve iade-i itibar yapılması gerektiğini söyledi.

“İlaç sıkıntısı artık ilaç krizi boyutundadır”

Soru: Özellikle pandemiden sonra, ilaç sorununu hep dile getirdiniz. Şimdi bu biraz boyut değiştirmiş gibi görünüyor. Durum nedir?

Tekiner: 2022 yılı sonu, 2023 yılı başında ilaç sıkıntısıydı şimdi kriz oldu. Biz verileri değerlendirerek konuşuyoruz, yaptığımız kehanet değildir. İlaç sıkıntısının ilaç krizine evrileceğini, o dönemde gördük, tespit ettik ve İlaç Kriz Masası kurulsun diye çağrı yaptık. Hem pandemi döneminde Sağlık Bakanı Ali Pilli iken, hem de İzlem Gürçağ Altuğra Sağlık Bakanı iken, ki ikisi de aynı partidendir, çok kolay bir şekilde iletişim kurabiliyor, sorunlarımızı dile getirdiğimiz zaman çözüm konusunda ortaya niyet konuyordu. O dönemde, İlaç Kriz Masası oluşturuldu, neler yapılabileceği konuşuldu birkaç kez toplandı. Ama, hemen arkasından, 6 Şubat depremi oldu. Şampiyon Melekler’in kaybı ve uzun bir yas dönemi ortaya çıktı. Doğal olarak o dönemde bazı şeyler askıya alındı, hiçbirimizin önceliği ilaç sıkıntısı değildi. Daha sonra yönetim kadrolarındaki değişikliklerle konu öylece kaldı. O zamandan beri biz aynı şeyi dile getiriyoruz. İlaç sıkıntısının var olduğunu, gittikçe derinleşeceğini hep söyledik. Neticede, 2026’nın yarısında, bizim elimizde çok net olan bir veri var, ilaç sıkıntısı artık ilaç krizi boyutundadır.

“Eksilen ilacın yerine gelmiyor”

Her gün rafımızdan ilaç eksiliyor, eksilen ilacın yerine gelmiyor, piyasada muadiller bitiyor. Türkiye’de ilaç sıkıntısı var, temelinde yatan neden kur politikasıdır, Türkiye’deki ekonomik sıkıntılardır. Kıbrıs’ın kuzeyinin ambargo altında olan bir yer olmasıdır. Mesela, bir Avrupa firması olan Pfizer, Pfizer ilaçlarının Kıbrıs’ın kuzeyine gelişini kısıtladı. Neden? Çünkü, Güney Kıbrıs’ta ana distribütörü var ve Pfizer ürünlerini Türkiye üzerinden almamıza engel geldi. Sorun sadece Pfizer ilaçlarında da değil, Türkiye’de çok fazla firma kapandı, Avrupa menşeli çok fazla firma kur politikasından dolayı Türkiye piyasasından çekildi. TC, bir euroyu firmalara hala 29 TLden ödüyor. O nedenle Türkiye’de üretim yoktur. Bunu defalarca dile getirdik, bu krizin geleceğini öngördük.

“Her kalemde sorun var”

O zaman, İlaç Kriz Masası’nda ortaya konan çözümlerden biri, alternatif ilaç ithal kaynaklarının bulunmasıydı. Eğer o zaman, bu konuda bir çalışma yapılmaya başlansaydı, bugün bir sonuç alabilirdik. Belki belirli kalemlerde yine ilaç sıkıntısı yaşardık ama kriz bu kadar derinleşmezdi, bu kadar ciddi boyutlarda olmazdı. Eczacıların mesajlaşma gruplarına baktığınız zaman, 100 mesaj atılıyorsa, 98’i “elinde bu ilaç kalan varsa hastayı yönlendireyim” mesajıdır. Göz ilaçlarında, tansiyon ilaçlarında, deri ilaçlarında, buhar ilaçlarında, alerjik hastaların kullandığı ilaçlarda sorun var. Her kalemde sorun var. Bu bir beyandır, bir tespittir, bir iddia değildir, ilaç krizi vardır. Bu, sahada birebir maruz kaldığımız ve yaşadığımız bir olaydır.

“İhale krizi”

Soru: Sağlık Bakanı Dinçyürek, ilaç sıkıntısı olmadığını söylüyor. Meclis kürsüsüne her çıktığında yeterli ilaçların olduğunu, İlaç Eczacılık Dairesi’nin depolarının dolu olduğunu söylüyor...

Tekiner: Kendisi, bizimle muhatap olmayı uzun süre reddetti. Daha önceki yıllarda, bir beyan ortaya koyduğumuzda, Sağlık Bakanı koltuğunda oturan kişiler, ki aynı partiden bakanlardı, beyanımızı ciddiye alır ve işin aslını astarını sorardı. Hakan Bey sormuyor, “ilaç vardır” diyor.

İlaç krizi yanında, bir de ihale krizi vardır. Geçen yıl yaptığımız tespitlere göre, Merkezi İhale Komisyonu ile çıkılan ihalelerin bedeli 310 milyon TL idi. Bunların 70 milyon TLsi vitamin grupları harcandı ve bunlar kamu eczanelerinden halka dağıtılıyor. Kamu eczanelerinden eczacının olmaması da büyük bir problem, halk sağlığı açısından bir tehlike. Verilen ilaçların dozları tutmuyor, kullanım şekilleri yeterince izah edilmiyor. İlaçlar, bir çantada veriliyor. Hastalar da, eczaneye gelip çantadaki ilaçları bizim önümüze boşaltıp izahat istiyor. Çoğu zaman izah ederken, bir ilacın başka bir ilacın muadili olduğunu söylediğimizde hasta, “bu ilacı 3 ay önce bıraktım, doktor ilacı değiştirdi” diyor. Bunu hastanedeki görevliye söylediklerinde, görevlinin kendilerine “doktor değiştirdi ama sistemde sizin ilaçlarınız arasında bu var, onun için ben bu ilacı size vermek zorundayım” dendiğini söylüyorlar. İsraf, kaynağın, sağlık bütçesinin doğru kullanılmaması var. Bu arada, biz bu ilaçlar rafımızda bekliyoruz. Hiçbir hasta, doğru düzgün bize yönlendirilmiyor.

“Sektör, devlet eliyle iflasa sürükleniyor”

Diğer taraftan, Merkezi İhale Komisyonu eliyle yapılan ihaleler haricinde, dış alımlar yapılıyor. Piyasamızdaki mevcut depolardan, çok spesifik kalemler için ivedi teklifler isteniyor, uygun fiyatlı tekliften, adrese teslim alımlar görüyoruz. Örneğin, 2 kalem tansiyon ilacından 2 aylık miktarda alım için teklif alınıyor ve alım yapılıyor. Ve bunlar, hastane ilaç listesinde olan ilaçlar da değil. İhaleye çıkılacağı zaman, ilaçların hastane alım listesinde olması gerekir. Hastane alım listesi, yatan hastaya veya acil durumda müdahalede kullanılacak olan ilaçların olduğu bir listedir. Günlük kullanılan, seçici serotonin geri alım inhibitörleri dediğimiz antidepresanların yani piyasada en yaygın kullanılan antidepresanların, bazı tansiyon ilaçlarının bu listelerde yeri yoktur. Çünkü bu ilaçlar, acil kullanım için değildir. Hastane alım listeleri haricindeki ilaçların, kısıtlı miktarlarda, dış alımla temin edilmesi, bu ilaçların birileri için, adrese teslim alındığını gösteriyor. Günün sonunda, piyasada zaten kısıtlı miktarlarda bulunan bu ilaçlar, dış alımla, devlet eliyle kamuya çekiliyor. Bu sefer, hastamız eczaneye geldiğinde ilacını bulamıyor. Devlet, bizimle rekabet halinde, hem piyasadaki ilacımıza el atıyor, hem de rafımızdaki ilacımızı satmamıza izin vermiyor. Sektör, devlet eliyle iflasa sürükleniyor.
2025 yılında harcanan 310 milyon TLlik kaynak, 386 eczanenin her birinin cebinden yaklaşık 850-900 bin TL’nin devlet eliyle alındığı anlamına geliyor. Türkiye’deki %147-150 civarındaki enflasyonun, bize yansıması %200-250’dir. Son iki yıllık süreçte ilaca ne kadar zam yapıldı? Sadece %37. Zor ekonomik koşullarda, giderleri %200-250 artarken, ilaca sadece %37 zam yapılmasıyla boğuşan sektör, rafındaki ilacı da satamıyor.

“Devlet, eczacıyla rekabet yapmaz, iş birliği yapması gerekir”

Soru: Bakan Dinçyürek otomasyon sistemine geçildiğini söylüyor. Bu sistemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tekiner: Hakan Bey, otomasyon sistemine geçmekle övünüyor. Bahsettikleri, e-reçete sisteminde, kamuda hastaya reçete yazılıyor ve bir barkot veriliyor. Hasta, o barkodu alıp, devlet hastanesinin eczanesine gidiyor, orada olan ilaçlar kendisine, hiçbir açıklama yapılmadan veriliyor. Hasta, orada olmayan ilacı almak için, serbest eczaneye yönlendiriliyor. Hasta bize gelip barkodu verdiği anda, e-reçete sistemi bitiyor. E-reçete sistemi, sadece kamunun kırtasiye ve gider yükünü azaltmak için kurulmuş bir sistemdir, ne serbest eczacıya, ne hastaya, ne de sağlık sistemine bir faydası vardır. Bin tane sıkıntı yaşanıyor, hastanın telefon numarası kaydedilmemiş ya da yanlış kaydedilmiş olabiliyor. Hasta, bunu düzelttirmek için birine ulaşamazsa tedavisi aksıyor ya da tedavisini aksatmamak için ödeyerek almak durumunda kalıyor. Geçirdikleri otomasyon sisteminin sıkıntılarıyla ilgili kendilerini uyarmaya çalışmamıza rağmen, hiçbir hatasını kabul etmediler. Bu otomasyon sistemi, hiç kimseye fayda sağlayan bir sistem değil.

Hasta eczanemize geliyor, kimlik bilgilerini giriyoruz, reçeteyi açıyoruz, örneğin 13 kalem ilacın 12si devletten hastaya temin edilmiş, bir kan sulandırıcıyı almak için hasta bize gelmiş. Bir kan sulandırıcının maliyeti 85 TL. Biz hastadan bunun %20’sini alıyoruz, %80’ini bize devlet ödüyor, 2 ay sonra. Yani 20 TL için, hastanın kimlik bilgilerini sisteme giriyoruz, reçeteyi açıyoruz, reçetenin çıktısını alıyoruz, ilacın küpürünü kesiyoruz, yapıştırıyoruz... Bütün kırtasiye giderleri, iş gücü her şey bizde. Bir kan sulandırıcı için, 10-15 dakika harcıyoruz, bu arada sıradaki hastalar bekliyor. Bunu yapmaktan şikayetçi değiliz, ama biz hastanın haklarını korurken, sistemin hantallığı nedeniyle diğer hastaları mağdur etmek durumunda kalıyoruz. Bunun karşılığında Hakan Bey bize, “Eczacılar bizden şikayetçi, eczacılar politika yapıyor” diyor. Biz politika yapmıyoruz, politika yapan onlardır. Biz sorunları tespit ediyoruz ve diyoruz ki, ilacın temin edilme yeri eczanedir.  Devlet, eczacıyla rekabet yapmaz, iş birliği yapması gerekir.

“Eczacıya rakip olmayın, bırakın eczacı işini yapsın”

Devletin yapması gereken, yatan hastaların ve acil durum müdahalelerinde kullanılacak ilaçların stoğunu yapmak veya bunları temin etmektir. Onun haricinde yazılan reçeteler, genel sağlık sigortasıyla veya sosyal sigortaların kapsamı genişletilerek, anlaşma veya sözleşme usulü değil, tüm eczanelerin dahil edildiği bir sistemde serbest eczanelerden temin edilir. Bir ilaç takip sistemi getirilsin, tüm eczaneler dahil olsun, halk da kapı kapı gezmeden, düzgün sağlık hizmetini, bu hizmeti verebilecek kalifiye elemanın bulunduğu serbest eczaneden alabilsin. Biz bunu dile getiriyoruz, Hakan Bey çıkıyor ve diyor ki, “İlaç Eczacılık Dairesi’nin rafları ilaç dolu”. Onkoloji hastasına, talasemi hastasına, MS hastasına sorun bakalım, ilacına ulaşabiliyor mu? Ulaşamıyor. 310 milyon TL’yi panodola, otrivine, ağrı kesiciye, vitamine, tansiyon ilacına yatıracağınıza, eczanelerde satılmayan onkoloji, talasemi, dializ, MS ilaçlarını temin edin. Kronik ve akut hastaların ilaçlarını da bırakın eczaneler temin etsin, siz geri ödemelerini eczaneye yapın. Biz halkın ucuz sağlık hizmetine erişmesinin önünü kesmek istemiyoruz. Bizim istediğimiz şey, halkın düzenli, düzgün bir sistemle sağlık hizmetine erişebilmesi, eczacının da sağlam bir zeminde mesleğini idame ettirebilmesidir.

Her köşe başında bir eczane, Hakan Bey, “serbest meslektir ne yapabiliriz?” diyor. Dünyanın hiçbir yerinde, eczana nüfusunun Kıbrıs’ın kuzeyi kadar yoğun olduğu bir ülke yoktur. Türkiye’de 3 bin 558 kişiye bir eczane, güneyde 2 bin 508 kişiye bir eczane düşerken, Kıbrıs’ın kuzeyinde 1027 kişiye bir eczane düşüyor. Biz özel sektör değiliz, 5 kurum tarafından denetlenen, geliri belli olan, serbest fiyat politikası uygulayamayan tek sektörüz. Hakan Bey bizi, serbest piyasa diye nitelendirdi, biz serbest piyasa değiliz. İlaç kutularına istediğimiz fiyatı yapıştıramıyoruz ve istediğimiz fiyata satamıyoruz. Kiralar döviz üzerinden olduğu için yükseliyor, elektrik faturaları, yanımızda çalışanın asgari ücreti, yatırımları, genel giderlerimiz artıyor. Bütün bunlar yükselirken, biz ilacın fiyatını, kendimiz belirleyemediğimiz için belirlenen fiyattan satmak durumundayız. Ve Hakan Bey çıkıp diyor ki, “serbest piyasadır, önüne mi geçelim bunun?” Evet önüne geçeceksiniz. Biz size “engelleyin” demiyoruz, “düzenleme yapın” diyoruz. Eczacıya rakip olmayın, bırakın eczacı işini yapsın.

Geçen yıl, her birimizin cebimizden yaklaşık 1 milyon TL çaldınız. Bizim vergilerimizle toplanan bütçeyi, adrese teslim ihaleye yatırıyorsunuz. Diğer tarafta onkoloji hastası, MS hastası, talasemi hastası ilaç bekliyor. Ortada bir kaynak varsa, bu kaynak doğru kullanılmıyor. Defalarca uyarı yapıyoruz, bizi politika yapmakla suçluyor. Bir de diyor ki, “gittiler ve beni Başbakan’a şikayet ettiler”. Hayır, biz onu Başbakan’a şikayet etmedik. Göreve geldiğimiz ilk günlerde, Sağlık Bakanlığı’ndan bir randevu talep ettik. Bir ay boyunca, geri dönüş alamadık. Daha sonra, Başbakan’la görüşüp durumu anlattığımızda, “bana öyle bir randevu talebi gelmedi” dedi. Biz talebimizi yaptık. Eczacılık Günü’nden bir gün önce Hakan Bey, ertesi gün için bizi çağırdı. Biz de planlanmış etkinliklerimiz olduğunu ve o gün gitmemizin mümkün olmadığını söyledik. Bu sefer, o bize randevu verdi ama biz o randevuya icabet etmedik oldu. Ama işin aslı öyle değil.

Tabipler, biz eczacılar, halk, herkes bir şeyleri dile getiriyor.Ama Hakan Bey, “hepsi yalan söylüyor” diyor. Hepimiz bir olduk ve bir şekilde yalan söylüyoruz. Birliklerin yönetimine gelen insanlar, atanmış kişiler değildir. Meslektaşları tarafından, bu görevlere layık görülmüş kişilerdir. Bizim bu görevlere gelmemizin amacı, sektörel sorunlarımızı doğru bir şekilde dile getirerek, çözüm alternatiflerini yetkililerin önüne koymak ve yetkilileri adım atmaya zorlamaktır. Göreve gelmemizin amacı kimseyi alkışlamak, kimsenin hoşuna gidecek olan şeyleri söylemek değildir. Bizim sorumluluğumuz, halk sağlığının korunmasını ve sektörel olarak adil koşullara sahip olabilmeyi sağlamaktır. Biz bunu temin etmek için göreve geldik.

Soru: Bakan Dinçyürek’in, panik yaratılmasına gerek yok gibi bir yaklaşımı da var...

Tekiner: Panik yaratmıyoruz, sadece durum tespiti yapıyoruz. Hep aynı şeyi söylüyoruz. Hakan Bey çıkıp, “iki yıldır aynı şeyi söylüyorlar”diyor. İki yıldır aynı şeyi söylüyorsak, demek ki bir iyileşme olmadı ki aynı şeyi söylemeye devam ediyoruz. Sanırım sadece bu konuda hemfikiriz kendisiyle.

“İade-i itibar yapılması gerekir”

Soru: Eczacıların itibarının zedelendiği ve tamamlanmamış bir süreç var. Bu konuda durum nedir?

Tekiner: Soruşturma süreci hala devam ediyor. O konuda bir noktaya varılmadı. 62 meslektaşımız, hala teminata bağlı, teminat koşulları da iyileştirilmedi. Bu insanlar, 3 yıldır her hafta, azılı suçlularla birlikte, polis merkezinde ispatı vücut yapmak durumunda kalıyorlar.
Hala hesaplarına, pasaportlarına el konulmuş durumda, yurt dışına her çıkacaklarında teminat yatırmaları gerekiyor. 3 yıldır devam eden bu sürecin, artık bir sonuca ulaştırılmasını istiyoruz ve bekliyoruz. Eğer yargılanması gereken biri varsa, yargılansın. Meslektaşlarımız artık rahata ersin, ellerinden alınan hakları teslim edilsin. 3 yıldır askıya alınmış, hiçbir şekilde tamamlanmayan bir soruşturma var. Bu insanlar, 3 yıldır bunun mağduriyetini yaşıyor. Çocuğunun gözü önünde tutuklananlar, yeni doğmuş bebeğini nezarette emzirmek zorunda kalanlar oldu. Bu travmalar yaşandı. Bu sektör, çok ciddi travmalar yaşadı. Bazı devlet yetkililerinin çıkıp, bizim hakkımızda “hırsızdırlar” diye bağırdıklarını çok iyi biliyoruz. Bir sektörü bu şekilde itibarsızlaştıramazsınız. Oturduğunuz koltuğun sorumluluğu vardır, yapamazsınız. Bu ülkenin en aydın sektörlerinden birini, hepimizi töhmet altında bıraktınız ve karaladınız. Artık iade-i itibar yapılması gerekir.

Hala, soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan hastalarımız var. Hiçbir dosya kapanmadı. Sosyal Sigortalar Dairesi’ne verilen, Ağustos 2023’e ait reçetelerin ödemeleri doğru düzgün yapılmadı.  Sektör ekonomik olarak çökertildi, itibar açısından çökertildi, psikolojik açıdan çökertildi. Nedir bu itibar savaşı? Biz düşman değiliz. Bir sorun varsaydı, o dönemde de dile getirdik, Sosyal Sigortaların Sözleşmesi’nde çok açık maddeler vardır, usulsüzlük olduğunu iddia ettikleri eczanelerle ilgili sigorta sözleşmesini feshedebilirler, tespiti durumunda da geriye dönük ödemeleri talep edebilirlerdi. Ama bunu yapmak yerine, bütün bir sektörü karalamayı tercih ettiler.

Soru: Bu sektör, sağlık sisteminin bir parçası olarak var olmak zorundadır. İlaç olayını sadece devletin çözmesi söz konusu değildir. Gidişat nedir?

Tekiner: Dünyanın hiçbir yerinde, böyle bir sistem yok.

Soru: Yapılmak istenen nedir? Neden bakan eczacılık sektörünü bu kadar göz ardı ediyor, yok sayıyor...
Tekiner:
Bu tutumu, sadece bize karşı değil, tabiplere karşı da benzer bir tutum içerisindedir. Belirli dönemlerde, bu itibarsızlaştırma oyunları, çoğu meslek üzerinde oynandı. Mühendislere, doktorlara, öğretmenlere yapıldı, bizlere yapıldı. Bu bir, gündem değiştirme politikası mı, bilmiyoruz. Biz bunu anlamlandırmakta, buna bir açıklama getirmekte çok zorlanıyoruz. Altında yatan nedenin ne olduğunu bulamıyoruz.

“Sağlık politikalarını belirlerken eczacıyı dışlayamazsınız”

Soru: Yıllardır yaptığınız uyarıları tekrarlıyorsunuz. Tablonun değişmemesi durumunda, nasıl gelişmeler olabilir?
Tekiner:
Biz göreve geleli beş hafta oldu. Eczacının bu ülkede görünür olduğunu, özellikle ilaç konusundaki sağlık politikalarının belirlenmesinde sahada aktif görev alacağını, biz hem meslektaşlarımıza, hem de kamuoyuna, elimize geçen her fırsatta bildiriyoruz. Eczacının dışına itildiği bir sağlık sisteminin sürdürülebilir olması mümkün değildir. Eczacı sağlık sisteminin bel kemiğidir. Doktordan önce ve doktordan sonra başvurulan, sağlığın ilk ve son halkasıdır. Bu ülkede sağlık politikalarını belirlerken eczacıyı dışlayamazsınız. Toplumun nabzını tutan eczacıdır, toplumun taleplerini bilen eczacıdır. İlacın uzmanı eczacıdır. Yetkili tek zehir satıcısı eczacıdır. Bu konuda, devlete karşı dahi mücadele vermek gerekirse, biz, yönetim kurulu olarak, önümüzdeki 3 yıllık görev süremiz boyunca, elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Sektörün koşullarının, halk sağlığının iyileştirilmesi, sektörel zeminimizin sağlamlaştırılması için elimizden ne gelirse yapacağız. Sokaksa sokak, görüşmeyse görüşme, diyalogsa diyalog. Ama bilinecek ki, eczacılık sektörü sağlığın dışına itilebilecek, serbest meslek olarak değerlendirilebilecek bir sektör değildir.

Özel Haber Haberleri