Hatırlayacaksınız… Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı yaklaşık 1 ay kadar önce, çocuklarımız Türkiye’deki üniversitelere GCI A-Level, SAT gibi uluslararası geçerliliği olan kriterlere göre alınacağı müjdelenmişti... Ne yazık ki bu durum tam bir fiyasko olmaktan kurtulamadı…
Önce TC üniversitelerinde uluslararası geçerliliği olan kriterlere göre alacağı öğrenciler için ayrılan kontenjanların sadece KKTC’li öğrenciler için değil, tüm yabancı öğrenciler için geçerli olduğu, ardından da bu uluslararası kriterlerden ilk dikkate alınanın A-Level değil, IB (International Baccalaureate) olduğu ortaya çıktı… Fakat geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhuriyeti Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun verdiği kararla bütün bu tartışmalar anlamsızlaştı. Çünkü Danıştay, YÖK'ün yurt dışından sınavsız öğrenci kabulüne ilişkin düzenlemesinin yürütmesini durdurma kararını verdi.
2010-2011 eğitim-öğretim yılından itibaren Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavının kaldırılmasından sonra lise öğrenimlerinin bir bölümünü veya tamamını yurtdışında tamamlayan ve uyruklarından biri TC veya KKTC olan çift uyruklu öğrenciler, 2010 yılı içerisinde TC veya KKTC uyruğundan çıkarlarsa, sınavsız olarak yükseköğretim kurumlarına alınabileceklerdi... Söz konusu hüküm, 'yurt dışında lise öğrenimini tamamlayan Türk uyruklu öğrencilerin büyük çoğunluğunun çift uyruklu olduğu gerçeği' ve de 'Türk uyruğundan çıkma işlemi ile çıkma sonrası tekrar Türk uyruğuna girme işleminin son derece basit bir prosedürle gerçekleştiği gerçeği' ışığında Danıştay söz konusu uygulamanın yürütülmesini durdurdu.
Daha anlaşılır bir şekilde söyleyecek olursak; “Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı” YÖS’ün kaldırılmasıyla birlikte üniversitelerin, KKTC’li öğrencilerinin de bu kapsamda değerlendirildiği, yabancı uyruklu öğrencileri üniversitelerin belirlediği uluslararası geçerliliği olan kriterlere göre alma işlemi durdurulmuş oldu. Yani hem geçmişte YÖS niteliği taşıyan (yani TC ve KKTC uyruğu dışında İngiltere, Avustralya vb. yabancı bir ülkenin uyruğunu taşıyan öğrencilerimiz) hem de KKTC uyruklu öğrencilerin GCI A-Level ile üniversiteye alınma işlemi durdurulmuş oldu.
Ancak… Bütün bunlar yaşanırken Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığından hiçbir açıklama yok… Oysa Eğitim Bakanlığı bünyesinde bu konuda çalışmalar yapmakla görevli kocaman bir daire var: Yüksek Öğretim ve Dış İlişkiler Dairesi…
Ne yazık ki bu önemli dairenin uğraşı, yüksek öğretime geçiş hakkı kazanan öğrencilerimizin kayıt ve burs işlemlerinden öteye geçemiyor… Oysa 2012’ye doğru giderken; liseden mezun olan öğrencilerimizle, yurt dışındaki nitelikli üniversiteleri buluşturan, onlara yüksek öğrenime geçişlerinde, tercihlerinde ve yaşayacakları sorunların çözümünde rehberlik etmesi yani dairenin “dış ilişkiler” kurma kısmı yok denecek düzeyde… Hal böyle olunca da hem öğrenciler hem de anne-babalar bilgi almaktan mahrum bir şekilde kaotik ortamda oradan oraya savrulup duruyorlar…
O halde esas soruyu soralım: Bu konularda Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığından açıklama yapılacak mı?
BİLİYOR MUYDUNUZ?
“Tam Gün Eğitim” Mi? “Tam Bir Eğitim” Mi?
Bu konudaki gelişmeler nasıl yaşanır bilemem ama sadece öğretmenin çalışma saatlerini tam güne (ya da mesai saatlerine bağlı olarak 15:30’a) yayma anlayışla hareket edilirse eğitim sistemimiz için çok önemli olan; eğitim süresini artırma uğraşları başlamadan bitecektir... Çünkü böylesi bir anlayış verimlilikten uzaktadır. Dahası yarım günlük eğitim süremizde yaşadığımız eğitim kayıplarını, tam gündeki kayıplar haline getirmekten öteye geçemeyecektir…
Örneğin; “19 Mayıs”, “23 Nisan” gibi milli günlerin askeri bir disiplinle kutlanması için çalışmalarda boşa harcanan eğitim günleri… Hemen her öğretim yılında günlerce hatta aylarca yaşanan “eksik öğretmen ve eksik okul idarecisinden” kaynaklanan eğitim kayıpları… Öğretim programlarının, ders kitaplarının ya da benzeri materyallerin eksikliği veya zamanında okullara ulaşmamasından kaynaklanan eğitim kayıpları… Eğitim sistemimizi adeta bir sınav sistemine dönüştüren bitmek bilmez sınav maratonundan kaynaklanan eğitim eksikleri... Tam bir eğitim yapamadığımızın en açık örnekleridir…
Eğitim bilimi çerçevesinde düşünülmeden, ortaya çıkacak eğitim ihtiyaçları giderilmeden sadece öğretmen mesaisini artırma anlayışıyla uygulanmaya çalışacak “tam gün eğitim”, günün hangi saatlerinde başlayıp, hangi saatlerinde biterse bitsin yarım bir eğitim olmaktan öteye gidemeyecektir.
AKLINIZDA BULUNSUN
Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi
“Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” dersinin evrensel değerler doğrultusunda güncellenmesi ve bu dersin öne çıkarılması Türk Eğitim Sistemi için oldukça önemli olduğu aşikar… Ancak eğitimizdeki hemen her uygulamayı TC ile aynı yapma konusunda uğraş vermemize rağmen “Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” konusunda bir arpa boyu kadar yol alamadık… Dahası geçmiş hükümet dönemlerinde ortaöğretimde “sosyal bilgiler” dersi içerisinde ayrı bir modül olarak okutulan “vatandaşlık” dersi ve seçmeli olarak okutulan “Demokrasi ve İnsan Hakları” dersleri ne yazık ki kaybolup gitti…
Oysa beyaz kimlik, yeşil kimlik, vatandaşlık tartışmalarının yaşandığı ülkemizde gelecek kuşaklara aktarmamız gereken en önemli kazanımlar “Vatandaşlık ve Demokrasi” değil midir?