Avrupa sokakta
İnsanlar neden sokağa çıkıyor?
Geçim sıkıntısı, gelir adaletsizliği, güvencesiz çalışma, gençlerin geleceksizlik duygusu, siyasal ayrımcılık ve temsil krizi...
Avrupa son yılların en büyük gösterilerini yaşıyor.
Paris’ten Marsilya’ya, Brüksel’den Milano’ya, Lizbon’dan Tiran’a uzanan toplumsal hareketlilik var.
Bu hareketliliğin nedeni ise, insanların, hayatlarını sürdürebilmek için her geçen gün daha fazla mücadele etmek zorunda kalması.
***
Fransa’da lise öğrencilerinin eğitim koşullarına ilişkin itirazlarıyla başlayan hareket, kısa sürede daha geniş bir toplumsal hoşnutsuzluğun buluşma alanına dönüştü.
Hayat pahalılığı, akaryakıt fiyatları, ücretler, barınma sorunu, kamu hizmetlerinin gerilemesi ve gençlerin geleceğe ilişkin kaygıları aynı sokaklarda buluştu.
Sarı yeleklilerin hafızası yeniden canlanırken öğrenciler, sendikalar ve farklı toplumsal kesimler ortak bir itirazın çevresinde yan yana geldi.
***
Le Monde gazetesinin 18 Ekim tarihli haberine göre, Fransa genelindeki gösterilere yetkililerin hesabıyla 550 bin, organizatörlerin hesabıyla 800 bin kişi katıldı. Bu iki rakam arasındaki fark, kitleselliğin büyüklüğünü değiştirmiyor.
Sokaklarda dile getirilen hoşnutsuzluk, birkaç grubun ya da marjinal bir siyasi çevrenin meselesi olarak geçiştirilemeyecek kadar genişti.
Fakat buradaki önemli ayrım, Avrupa’nın farklı ülkelerinde aynı gün yaşanan gösteriler, bütün katılımcıların tek bir örgüt tarafından yönetildiği, tek merkezden planlandığı veya aynı siyasi hedefi paylaştığı anlamına gelmiyor.
Benzer ekonomik ve toplumsal sorunlar, birbirinden bağımsız hareketleri aynı dönemde sokağa taşıyabiliyor.
Fransa’daki hareketin Avrupa’ya verdiği asıl mesaj da belki tam olarak budur.
***
Bir ülkede akaryakıt fiyatları yükselirken başka bir ülkede gençler kiralarını ödeyemiyor.
Bir yerde öğretmen eksikliği nedeniyle öğrenciler eğitim haklarının eksiksiz karşılanmasını istiyor; başka bir yerde insanlar barınma hakkını savunmak için meydanlara çıkıyor.
***
Peki, ekonomik büyümenin, sermaye birikiminin ve üretkenliğin sonuçlarından kim yararlanıyor? Çalışanlar neden daha fazla çalıştıkları hâlde kendilerine, çocuklarına ve geleceklerine daha az zaman ve kaynak ayırabiliyor?
Sorunu yalnızca enflasyon oranlarına indirgemek, toplumsal gerçekliği eksik okumaktır. Mesele, gelir dağılımının nasıl şekillendiği; konutun bir insan hakkı mı, yoksa yalnızca yatırım aracına dönüşmüş bir meta mı olduğu; eğitimin kamusal bir hak olarak mı, yoksa ailelerin satın alma gücüne bağlı bir ayrıcalık olarak mı görüldüğüdür.
Bir gencin geleceğini ailesinin gelirine göre belirleyen eğitim sistemi, eşitsizliği yalnızca yansıtmıyor; aynı zamanda yeniden üretiyor.
Fransa’daki lise öğrencilerinin taleplerinin kısa sürede daha geniş bir hareketin parçası hâline gelmesi bu nedenle şaşırtıcı değil. Gençler yalnızca okul binalarının durumuna itiraz etmiyor. Kendilerine nasıl bir toplum bırakılacağını da sorguluyor.
***
Emmanuel Macron’un siyasi döneminin sonuna yaklaşılırken Fransa’da biriken hoşnutsuzluk, tek bir gösterinin ya da birkaç günlük çatışmanın ürünü değil.
2018-2019 dönemindeki Sarı Yelekliler hareketi, emeklilik reformlarına karşı kitlesel eylemler ve 2023’te Nahel’in polis kurşunuyla öldürülmesinin ardından yaşanan isyanlar, Fransız toplumundaki farklı gerilimleri daha önce de görünür kılmıştı.
***
Fransız yönetiminin önünde yalnızca kamu düzenini sağlama meselesi bulunmuyor. Asıl sınav, sokaklarda dile getirilen taleplere ne ölçüde cevap verebildiğidir.
Bir hükümet, kendisine yöneltilen her eleştiriyi provokasyon olarak nitelendirerek toplumdaki öfkeyi ortadan kaldıramaz.
Gençlerin eğitim koşullarına ilişkin şikâyetlerini, çalışanların ücret taleplerini ve ailelerin geçim kaygılarını güvenlik meselesine indirgemek, sorunun nedenlerini çözmez. Aksine, siyaset ile toplum arasındaki mesafeyi daha da büyütebilir.
***
Bugün Avrupa’nın sokaklarında yükselen sesleri anlamak için yalnızca kırılan camlara, yanan araçlara veya polis barikatlarına bakmak yetmez. O görüntülerin arkasında, birikmiş sorunların ve duyulmadığını düşünen insanların hikâyeleri var.
Ancak sokağın kendisi de tek başına çözüm değildir. Kalıcı dönüşüm, demokratik örgütlenme, güçlü sendikalar, kamusal hizmetlerin savunulması, adil vergilendirme, insanca ücretler ve barınma hakkını güvence altına alan politikalarla mümkün olabilir.






