Zihnin Zehirlenmesi!

Niyazi Kızılyürek

‘Ben dünya üzerindeki belki de en barışçıl varlığım. Tek istediğim, saz damlı küçük bir kulübe ama içinde güzel bir yatak, güzel bir masa, süt ve tazecik tereyağı, pencerelerinde de çiçekler olmalı; kapının önünde de birkaç güzel ağaç. Eğer yüce Tanrım beni mutlu kılmak istiyorsa, düşmanlarımdan altı yedisinin bu ağaçlara asıldığını görmeyi bana nasip etsin. Hayatları boyunca bana yaptıkları tüm kötülükleri ölümlerinden önce yüreğim sızlayarak affedeceğim –insan elbette düşmanını affetmeli ama asıldıklarını görmeden değil.’ 

İroni ile kaleme alınmış bu korkunç intikam sözleri Alman şair Heinrich Heine’ye aittir. Fakat Heine’nin ‘duygu boşaltması’ yoluyla intikam tutkusunu açıkça itiraf etmesi, bu duyguyla yanıp tutuşan ama bunu bastırmayı marifet sayanlarla kıyaslandığında ‘erdem’ sayılabilir. Çünkü nefret haset ve intikam duygularını bastıranlar sonunda çok daha büyük kötülükler yapmaya tevessül ederler. Belli bir etik duruşla denetlenmeyen (örneğin bağışlamak gibi) veya bilinçli bir şekilde önüne geçilmeyen ama sadece bastırılan nefret, haset ve intikam duyguları bir süre sonra, başında yöneldikleri kişilerden/nesnelerden bağımsızlaşarak her yöne saçılırlar. Artık kişinin kimden, neden, niçin intikam almak istediğini fark etmesi mümkün değildir.

Kişileri nefret, haset ve intikam duygularına sürükleyen pek çok neden vardır. Fakat bu duyguları açıkça ifade etmekten aciz olan veya intikam alamayacak kadar iktidarsız olan kişilerde ‘zehirleyici’ bir zihinsel durum olan Ressentiment/Hınç duygusu ortaya çıkar ki, bu hepsinden daha kötüdür. Ressentiment/Hıncın kaynağında ‘intikama susamışlık’ olsa da, buradaki intikamcılık ‘yediğiniz bir yumruğa karşılık vermek veya ‘bir hayvanın kendisini ısıranı ısırması’ değildir. Bunlar öfke ile gelen geçici edimlerdir. Bu konuda çok önemli bir esere imza atan Alman düşünür Max Scheler’in dediği gibi, Ressentiment/Hınç iktidarsızlık ve acizlik yüzünden haset, kin, nefret, intikam alma, kötüleme, değersizleştirme gibi duyguların gereğinin acizlik yüzünden yapılamadığı ortamlarda ortaya çıkan ve ‘zihni zehirleyen’ bir duygudur. Nitekim Max Scheler Ressentiment’ı/Hıncı ‘zihnin kendisini zehirlemesi’ olarak betimler ve kaynağında esas olarak acizlik duygusunu görür. Max Scheler’e göre Ressemtiment’ın öteki kaynağı haset, kıskançlık ve rekabet hırsıdır: ‘Haset bir başkasının bizim imrendiğimiz şeye sahip olması durumunda yaşadığımız bir iktidarsızlık hissinden doğar.’ Çok istediğimiz bir şeye sahip olan kişiye karşı duyulan nefretin hasede dönüşmesi, bizi çok istediğimiz şeyden yanlış bir şekilde o kişinin yoksun bıraktığını düşünmemizdir.

Hınç-İnsanı duygusunu ne kadar saklarsa saklasın, bir an gelir kendisini ele verir. Max Scheler bu durumu şu sözcüklerle anlatır: ‘Ressentiment bir tebessümde, görünüşte anlamsız bir jestte, dostluk ve yakınlık ifadelerinin ortasında da kendisini ele verebilir. Belki aylardır sürmekte olan dostça, hatta sevgi dolu bir davranışa, ansızın görünüşte sebepsiz kötücül bir eylem ya da söz karşılığında, hayatın daha derindeki bir katmanının bu dostane yüzeyi boydan boya parçalayıp yüze çıktığını açıkça hissederiz.’

Ressentiment/Hınç duygusuna kapılan kişi sadece erişmek istediklerine erişenlere karşı kin, haset, kötücül sevinç ve nefret duymaz, aynı zamanda, bütün değerleri değersizleştirmeye başlar. Bu açıdan ‘zihnini zehirleyen’ Hınç-İnsanı ile Sinikler arasında ortak bir nokta olduğu söylenebilir. Hınç duygusunun yaygın olduğu bir kurumda veya toplumsal kesimde en belirgin eğilimin ‘değerleri değersizleştirme’ olduğunu düşünürsek, böyle ortamlarda hiç bir şeye inanmadan siyasi ikbal peşinde koşan Arrivst Sonradan-Görmelerle Siniklere neden gün doğduğunu daha iyi anlarız. Bütün değerlerin yok sayıldığı bir hınç ortamı, hiç bir değere inanmayan, tek derdi yukarılara tırmanıp ‘bir şeyler olmak’ olan Arrivistlere mükemmel imkanlar sunar. Eğer bir toplumda, toplumsal kesimde veya kurumda Hınç-İnsanları ile her şeyi mubah sayan arrivist Hırs-İnsanları çoğunlukta olursa, orada hiç bir mevsim umut yeşermez ve ne şimdiki zamanda ne de gelecekte hayırlı bir iş yapılamaz. Zihinler bir kez zehirlenmişse, Ressentiment/Hınç kavramını Etiğin ve Felsefenin gündemine getiren ilk düşünür olan Nietzsche’nin dediği gibi, çareyi ‘bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesinde’ aramak gerekecektir. Fakat bunu başarmak için öncelikle Ressentimet’a/Hınca-Batmış olanlar kadar, Hırsa-Batmış arrivistlerle Siniklerden de arınmak lazım. Bunu da olsa olsa zehirlenmemiş zihinler yapabilir...