Byung-Chul Han’ın Zaman Kokusu kitabında kullandığı bir terim var: diskroni. Zaman algısının bozulması, normal akışının, sıradanlığının, bütünlüğünün yitirilmesini tanımlıyor Yunancadan Han’ın türettiğini düşündüğüm bu kelime. Kitabı okuduğumda o sıralar zaman üzerine çok kafa yoran biri olarak çok aydınlatıcı gelmişti bana. Zamanı içinde kaybolduğumuz bir labirent gibi düşünüyordum daha çok da. Üzerinde ilerlediğimiz uzun ince yoldan çok yolumuzu kaybettiğimiz bir labirent gibi. Devamsızlık ve geçicilik aslında Han’ın söylediği diskroniyi yaratan, çoğul göstergeler içinde kaybolmuşluğumuz. Zamanın hızlandığından söz ediyoruz ya Han bunun hızlanmadan çok atomlaşma olduğunu, hız duygusunun bu atomlaşmadan kaynaklandığını söylüyor. Bir zamansal dağılma söz konusu olan.
Kırılgan bedenlerimiz için sağlık arayışı en önemli kaygımız. Hiperaktif bir gündelik hayat içindeyiz ve durmayı bilmiyoruz, eylemlilik mutlaklaştırılmış durumda. Kaçınılmaz duruş olan ölüme karşı bir çırpınma hali belki biraz da bu.
Yalınlaşmak isteğiyle doluyorum kimi zaman ama gözümün önünden akıp giden, kendimi alamadığım kısa videolar izin vermiyor buna. Bir kez kendimi kaptırdım mı dünyanın dört bucağındayım. Zihnimdeki gürültü başa çıkılmaz hale geliyor daha sonra. Bundan kaçmak benim elimde elbette. Elektronik bir detoks içine girdiğindeyse zamanın dışına atmış oluyorsun kendini. Zaten boomer sayılırsın daha da kötüye savruluyorsun.
Başka ülkelerde insanlar kışın eve kapatır kendini. Bizim için ise sokağa çıkılmaz zamanlar kavurucu sıcaklardan mustarip olduğumuz uzun yaz günleri. Kötü hava yoktur kötü giyim vardır denir ya derimizi soyunamayacağımıza göre termometrelerin çıldırdığı, 44 dereceye filan ilerlediği zamanlar için geçerli değil bu.
Yıl sonuna kadar elime almayı umduğum yeni şiir kitabımın adı “Zaman Fısıltısı”. Onca gürültü içinde neden fısıltı diye düşündüm az önce. Bugüne doğru fısıltısını işittiğim bir geçmiş var aslında. Bugünün gürültüsünden kaçıp içimdeki fısıltıya yoğunlaşıyorum. Gelecek ise bir başka fısıltıyla çağırıyor beni. Belki de şiirde aradığım karşı çıkış bu; bağırgan zamana karşı bir sığınak arayışı. İçimin derinlerinde bastırılmaya çalışanı işitme kaygısı. Onca kabalık içinde bir incelik arayışı da olabilir. Şiir atomlaşmış zamanı bir araya getirme çabası belki de. “Neredeydik, neredeyiz, nereye gidiyoruz”u bir içsel sükûnet ile bulma çabası.
İnsanın zihni bulanıyor zaman zaman. Suya atılan küçük bir taş sonsuz hareler yaratıyor. Nedenini de tam bilemiyorsun kimi zaman. Taşı atan ne bilemiyorsun.
Düz bir anlatı taşıyan romanların bu çağa uymadığını düşünüyorum son sıralar. Ne kadar güçlü bir anlatım olursa olsun bir şey yerine oturmamış gibi geliyor. Anlatının ve verili dilin sınırlarını sarsacak metinlere ihtiyaç var. Her anlatı hakikati hapsetmek biraz da her dil senden önce yüklenen çağrışımlara boyun eğmek. Anlatıyı bozmak, zamansallığı kırmak da yeterli değil. Çağdaş Sanat’ta olduğu gibi şarlatanlığa çok açık bazı yenilikçi duruşlar. Ama bir kez o derinlik ve büyü yakalandı mı da önünde çakılıp kalıyorsun.
İçten olan, tevazu ve zekâ taşıyan her yaratım etkiliyor beni. Bazen kafam karışıyor tam da emin olamıyorum. Bir şey kalbine doğru yol alıyorsa onda bir hikmet vardır herhalde diye düşünüyorum. Kötücül olan çoğu zaman sinsice ilerliyor ama. Sersemletmek iyi bir taktik. Bir yerde okumuştum mağazalarda çalınan o gürültülü müzik, alıcıları sersemletip daha fazla alışveriş yapmalarını sağlamak için diye. Bir kandırma bilimi var artık. Nasıl daha iyi kandırırızın ince hesapları içinde kimileri.
Ne çok kandırıldık hayat boyu. Bazen yıllar önceki bir anıya dönüyorum ve geçen yüzyılda kandırılmış olduğumu filan fark ediyorum. Birden ayıyorum. Kurduğum anlatı tepetaklak oluyor. Hakikat ele geçirilemez bir şey biliyorum bunu. Kurduğumuz hikayeler içimizin renklerine boyanmış. İçim acıyor bazı hatıralarım gölgelenip kirlenince. Neden yaşarken bunları fark etmediğimi anlamaya çalışıyorum.
Geçmişe böyle takılmak insanı tutuk ve korkak yapıyor biliyorum bunu. En iyisi balıklama dalmak hayata. Her şeye rağmen kendi masumiyetin ve vicdanına tutunmak önemli. Kim bilir daha neler getirecek hayat. Onu heyecanlı kılan gelecek epizodu bilememek belki de.