Zaman boşa akıp gidiyor…

Tayfun Çağra

Tepetakla.
TL değer kaybediyor, eriyor derken artık onu da geçtik… TL artık yok olmuş durumda…
Bir günde %11 gibi bir değer kaybı nasıl olabilir!
Oluyormuş… TL’de bu akla sığmayan durum yaşanabiliyormuş.
“TL’den kaçmayın, yastık altındaki dövizleri bozdurun, TL’ye yatırım yapın” diyorlardı yine TL erirken…
Yapıldı, dövizler de satıldı, TL aldılar, yatırım yaptılar ama yine olmadı.
Şimdilerde “dış güçlerin oyunu” çıktı yine piyasaya…
Sanki dış güçler demişler ki TC Merkez Bankası Başkanı’na; “Faiz indir, yetmedi bir daha indir!”
Sanki dış güçler demişler ki; “Tarımı boş verin, yol, köprü yapın, onları da geçme garantili yapın, geçseler de geçmeseler de vatandaş parayı ödesin”
Sanki dış güçler demiş ki; “Onu da satın, bunu da satın, sonra da paraları inşaata atın, betona dökün, adamlarınız da beslensin, siz de…”
Demiş bunları dış güçler ve TL eridikçe eridi, değersizleştikçe değersizleşti, yok oldu.
“Her şey tamam, pahalılık doğru değil, market fiyatları normal, ekonomi gelişiyor…” demeye de devam ederek algı operasyonu yapılmaya devam ediliyor…
Hâlâ bunları yiyen var mı bilmiyorum ama bunlar söylenmeye devam ediliyor ve de söyleyenlerin yüzleri dahi kızarmıyor…
***
Bunlar Türkiye’de olan işler… Bundan önceki yazımda da yazmıştım;
Peki Türkiye’deki bu gelişmeler bizi ne kadar ilgilendiriyor? Neden bu satırlara Türkiye’deki gelişmeleri almak durumunda kalıyoruz?
(Başka maddeler de yazmıştım…) “Bu gelişmeleri buraya almak durumunda kalıyoruz çünkü orada söylenen sözler, bozuk ekonomi, yanlış kararlar nedeniyle saniyeler içinde “değeri düşen” demek yeterli değil, ayaklar altında ezilen TL’yi kullanıyoruz.”
***
Ben buradaki siyaseti, siyasileri izlemekten artık vazgeçtim. Bizi izlemek artık bana zül geliyor… Yani anlamsız buluyorum buradaki siyaseti…
Buradaki siyasi gelişmeler, ekonomi, bütçeyi takip etmek benim için zamanımı boşa harcamak gibi gelmeye başladı artık…
Ne yazık ki buradaki siyasi ve ekonomik gelişmelerin Türkiye’deki siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olduğunu görmemek, bilmemek mümkün değil.
TL’yle ilgili herhangi bir TC Merkez Bankası kararı bizi de direkt ilgilendiriyor ve etkiliyor.
Bütçe yapılırken de TC’den gelmesi olası para hesaplanarak bütçe yapılıyor.
İç politikamızla ilgili de Türkiye kurultaylara kadar müdahale ediyor… Kimin nereye geleceğini, kimin gideceğini Türkiye karar veriyor…
Dış politikamızla ilgili zaten ha keza… Tahsin Ertuğruloğlu zaten sadece koltuk dolduruyor… Kıbrıs sorunundaki bir hareketin olabilmesi için de olumlu veya olumsuz Türkiye’den işaret bekliyoruz…
TL’nin durumundan sonra dün Sucuoğlu bazı önlemler açıkladı; Kesilen kola sarı ilaç sürdü. Olabilecek bu! Başka bir şey var mı, sanmam. 
Peki ne yapacağız?! Oturup kalalım mı? Tablo bu kadar mı kara?
Evet, tablo bu kadar kara ama oturup kalalım diyen de yok.
Kıbrıs sorununun çözümünü zorlamak gerek. Peki ama saraya oturtulanın böyle bir derdi yok.
Evet yok ama öncelikle demek ki onu değiştirmek gerekiyor… Daha çok zaman mı var? Var ama o zamanı önceden düşünmemiz gerekiyordu. Bir şey olup bittiğinde “peee, o zamana kadar neler olur neler” diye yakınmamak için önceden öyle bir şey yapmamak gerekiyor.
Diğer tarafta da çözüm için niyetli biri yok evet, onun değişmesi için de diğer toplumun sivil toplum örgütleriyle işbirliğini artırmak gerekiyor…
Yani kısacası Kıbrıs sorununa kenetlenmemiz lazım.
Başka çaremiz yok gibi görünüyor… Evet, Euro’ya geçiş de olabilir ama bu da erken zamanda olabilecek bir şey gibi görülmüyor.
Belki bu çalışmaları yani Kıbrıs sorununu gündeme taşımak, diğer yandan da Euro’ya geçiş çalışmalarını paralel yürütmek mümkün olabilir.
***
Siyasilerimiz kusura bakmasın ama dediğim gibi Kıbrıs sorununun çözümü dışındaki ‘göstermelik’ çalışmaları izlemek, gerçekten de bana anlamsız, zamanımı harcayan bir gereksizlik olarak geliyor.