Belediyelerin su alış fiyatları bir yılda %140 zamlandı. Daha önce Haziran 2025’te %100 oranında suya zam yapılmışken şimdi de %34.03 oranında yeniden zam yapıldı. Yani suya yapılan zam, bir yılda %140 oranında gerçekleşmiş oldu.
Bu zamla birlikte belediyeler suyu 24.50 TL’ye almış olacaklar. Artık düşünün; Belediyelerin kendi meclislerinde alacakları kararlarla her belediyede farklı su fiyatları oluşurken su faturalarının nasıl kabaracağını tahmin edebilirsiniz…
Örneğin ben LAÇ Belediyesi sınırları içinde geçen dönemde belediyeler suyu 18.28 TL’ye alırken, evime gelen suyu 37.84 TL’ye alıyordum. Yani %100’ü geçen bir oran. Şimdi suyu belediye 24.50 TL’ye alacakken “ben suya kaç TL ödeyeceğim”in sonucunu hesaplamak bile istemiyorum.
“Aman ne olacak! Su faturasını da zamlı öde” denebilir ama öyle değil çünkü zamlı su faturası, diğer zamlı faturaların bir örneği sadece…
Örneğin yılın ilk zam müjdesini! araç sigortamı öderken almıştım. Third Party (Üçüncü Şahıs) araba sigortama geçen yıl 3000 TL ödemişken bu yıl bana yeni yıl müjdesini ilk olarak sigorta şirketim verdi. “Efendim ödeyeceğiniz miktar 5,850 TL’dir” dedi. Yanlış duyduğumu sandım telefonda, bir daha sordum. Doğru duymuştum. Araç sigortaları da %100’e yakın oranda zamlanmıştı.
Yeni yıl girerken tüm giderler %100 civarında zamlanıyor neredeyse… Bu zamlar diğer tüketim maddelerine de yansıyor doğal olarak… Asgari ücret de zamlandı, maaşlar da arttı diye bütün tüketim maddeleri de zamlanıyorken asgari ücrete geçen yıl için toplamda %25 oranında zam yapıldığını hatırladım. Bu yıl için yapılan ilk düzenleme ise enflasyon miktarının da altında kalırken bu zamlar cepteki paralarla nasıl karşılanacak?
Örneğin araba sigortasını, seyrüseferini, araba servisini, lastiğini değiştirecek bir kişi bu paraları ödeyebilmek için kaç işte çalışması, kaç para alması gerekiyor acaba?
Bu zamlar sigortasız, seyrüsefersiz, yırtık-pırtık lastiklerle araba sürmeyi teşvik ederken “arabanızın sigortasını yenilememişsiniz” şeklindeki polis kontrolüne yakalanan sürücüyü ben nasıl suçlayabilirim ki! Araba mı sürmesin? Neyle işe gidip gelecek? Çocuğunu okula neyle götürecek? Alışverişe kim götürecek? Annesini neyle ziyaret edecek? Toplu taşıma yapıldı da bizim mi haberimiz yok!
Sonuçta Ünal Üstel’in ‘egemen eşit’, Hakan Fidan’ın ‘eşit egemen’ şeklinde farklı ifadelerle biçimlendirdiği KKTC’de yaşamanın çarpıklığını ne kadar fazla ifade etsek, sayfalarca yazsak da anlatmak çok kolay değil.
Adalet!
“Türkiye’de Adalet Yok” derken bile o ‘Yok’ sözcüğünün yerine ne koyabileceğini düşündü sanki… Ruşen Karakaya, Adıyaman’da Mahkeme’nin verdiği kararla kamu görevlilerinin serbest kalmasına isyan ederken bile o ‘Yok’ sözcüğünü söylemek istemedi, bir saniye durakladı başka bir sözcük aradı ama bulamadı. Ne diyebilirdi ki onun yerine… “Yok” dedi sonunda ve oradan ayrılırken de “Adaletiniz Batsın” sözcüklerini ekledi.
Öyle bir karar sonrası o çocukların annelerinin, babalarının ne hissettiğini anlamaya çalışmayın sakın. Anlayamazsınız. Bu güne kadar gösterdikleri dik duruşu, direnci bile anlayamadım ben… Güçlerine inanamadım. O karar, öyle bir isyan ettirir ki! ama o isyanın titrettiği içleri anlamak da mümkün değil.
Şampiyon Melekler‘den Serin‘in annesi Pervin Aksoy İpekçioğlu, “anamızın mahkemeleri bana; ‘Gönderdiğin için suçlusun, bir ömür boyu adaletini sağlamadan seni onun yokluğuna mahkum ediyorum. Şimdi sebep olanlar, elini kolunu sallayarak evine, sen de onun olmadığı evine’ dedi” ifadelerini kullanırken de işte bu isyanı anlamaya çalışıyorsunuz ama anlamak mı? Mümkün değil.