Yüzleşme

Derya Beyatlı

 

 

İlk çıktığı zamanlar almış olmayım. Severim yerli yazarları okumayı, çevirdiğim her sayfada memleketten, insanımdan, kendimden izler bulmayı. Satır aralarında yakaladığım anlamları yaşanmışlıklarıma benzetmeyi, benzemiyorlarsa düşlemeyi, severim.

Basım yılı 2009 diyor, o yıllarda almışımdır muhtemelen, hatırlamıyorum. Yazarının kimliğinden belki, ülkem ile yüzleşme olarak algılamışım Roman’ı. Roman olduğunu bile algılamamışım hatta, algılarımın kapalılığından muhtemelen. Memleket ile köprüleri attığım yıllara denk gelmiş, kaldıramayacağımı düşünmüşüm bu yüzleşmeyi. Hazır bulmamışım kendimi sayfalarında bulacaklarıma. Ya da Roman beni hazır bulmamış kendine, layık diyelim hatta, bu anlatıya daha çok yakışır.

Yıllar içinde büyütmüş müyüm kendimi, yaşadıklarım yakınlaştırmış mı beni bu güzellemeyi hazmetme mertebesine? Kendimle yüzleşmeye mi hazırlanmışım yoksa, Roman’daki kahramanın ateşten gömleği tenimi, ruhumu, tüm hücrelerimi teker teker yakarken? Edebiyatın, şiirin tadını unutmuş olabilir miyim o günlerde, Roman o yüzden mi saklamış kendini benden kütüphanemin kuytu köşelerinde?

Kitabın okuyucusunu seçtiğine inananlardanım, hayatta tesadüflere hiç yüz vermeyenlerden. Yüzleşme kendini kitaplığımdan önüme atarken, bunun artık zamanı gelmiş bir buluşma olduğunu fısıldadı kulağıma:

‘Sen ve ben dedi, biz olmalıyız artık, gel sana anlatacaklarım var, yaşatacaklarım.’

İlk sayfalarda başladı flörtümüz, evden çıkarken, yemek yerken, hatta dostlarla sohbette, rahat bırakmadı beni, çağırdı gerisin geriye. Kıramazdım ki, koşa koşa döndüm, sayfalarına bıraktım kendimi. Denizi, kumsalı, rüzgarı kokladım satırlarında, Akdeniz’in en güzel kıyısında. Midemde kelebeklerin neşeli kanat çırpışlarını hissettim. Adam’ınkına benzer karabasanlarda kayboldum aşkın zindanlarında. Vuslatı aradım, aradım, aradım...

Bir baba-kızın harika ilişkisi ve bu ilişkinin kurduğu sağlam kaleler doldurdu gözlerimi, top atışlarından bitap düşen, yine de yıkılmayan kuleler. Kral ve Kraliçe benzetmesini aldım sakladım kalbimin bir köşesine. Sözde Krallar’ın yaşattığı cam kırıkları battı dört bir yanıma, kanattı.

Kadın ile birlikte yaşadım ikilemlerini, yüzleştim kaslarıma sinmiş karanlık duygularımın her bir tanesi ile. Yıkandık birlikte Paris nehirlerinde, saçlarımızı taradık, ördük karşılıklı, yeniden doğduk küllerimizden.

Memleket ile de yüzleşme vardı satır aralarında, pek de yanılmamıştım esasta başlarda. Kadın-erkek ilişkileri, kurulan tiyatrolar, dağıtılan roller, toplumsal yalanlar, gerçekler, dayatmalar... Hiçbiri yabancı gelmedi ki, sızlattı içimde bir yerleri. Aşk ile savaş yaraları, travmalar, hepimizin kırık dökük yaşamları bu kadar güzel örülebilirdi bir Kadın’ın saçlarına.     

Şiiri, öyküyü buldum sonra ustaca serpilmiş her bir sayfaya. Bildiğim dizeleri tekrarladım yazar ile birlikte, sevindim. Henüz tanışmadıklarıma hayıflandım, not aldım, sabırsızlandım.

Bir kaç saati geçmedi Yüzleşme ile birlikteliğimiz, çarçabuk bitti, tadı damağımda kaldı. Bu saatleri yazarından, Tufan Erhürman’dan ödünç aldığım kelimelerle tasvir edeceğim:

‘Güzeldiler. Bu sözcüğün sıfatlarla güçlendirilmiş tüm hallerinden daha güzeldiler. Güzelliğin en saf hali nasılsa, işte öyleydiler.’