Yuttuklarımız bizi boğuyor

Cenk Mutluyakalı

Lafı dolandırmadan söyleyeyim:
Kıbrıs’ta “garantör” istemiyorum.
Çok demokratik, samimi ve yurtsever bir taleptir bu.
Biliyorum, böyle düşünen büyük bir kalabalık var. Cesaretle konuşmak için liderlik bekliyorlar.
“KKTC düzeni”nde bunu söylemek “seçilme şansını yitirmek” algısıyla beslense de aslında resmi ezbere uyumlaşarak kaybediyoruz.

Yuttuklarımız bizi boğuyor.
Sustuklarımız canımızı acıtıyor.
İçimizde ağrılı bir boşluk büyüyor.
Bir yurt kayboluyor düşlerimizden...

Tüm psikolojik dayatmalara, yaratılan korku iklimine, tapınılacak kutsal bir güç gibi oluşturulan çizgiye rağmen artık yüksek sesle konuşmalıyız. Yeni direnmemiz bu olmalı gibime geliyor.

Çünkü garantörler varsa, bağımsızlık yok demektir. Kendi ayakların üzerinde durmak hayaldir. Kıbrıs’ın bölünmesidir, garantörlük… İtaattir, biattır, talimattır, yakarmaktır, ricayla hayattır.

Yeni Kıbrıs’ta “garantör ülkeler” istemeyelim.
Birini değil hiçbirini!
Güvenlikle ilgili olmadığını anlatalım topluma…
Evet, istemiyorum!
Hele en son İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini gördükten sonra çok daha netim.

“Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir iptal edilen!
Tam ismi budur.
Demokrasiden, hukuktan, özgürlüklerden ve medeniyetten uzaklaşan bir yapıdan herhangi bir “garanti” beklentim de olmaz.

“İki devletli çözüm” diye diye bizlere Türkiye’nin -adı gizlenmiş- vilayeti olmak dayatılıyor.
Uluslararası yapıda iki devletten biri Türkiye Cumhuriyeti olacak, bir diğeri Kıbrıs Cumhuriyeti!

İşte o nedenle “Birleşik Kıbrıs” için çok daha cesaretle, çekinmeden, ürkmeden, aklımızdaki gerçeği söylemek zorundayız. “Garantör” sisteminin devamıyla bağımsız bir Kıbrıs mümkün değildir.

Kıbrıs’ın kendi kimliği, kültürü, aidiyeti, iradesi ve demokrasisiyle dünyaya açılması için cesaretle konuşmalıyız.

Hiç birimizin onaylama ya da hesap sorma, değiştirme ya da sorgulama kapasitesi olmayan deniz ötesi bir iktidarı, kendi ağzımızla ve rızamızla hayatlarımıza böylesi müdahil olmaya çağırmanın mantığı yoktur.

Yeni Kıbrıs siyasi eşit, bütün, birlikte ve Avrupa’da olmalıdır evet... Tek bir uluslararası kimlikle... Bir de “garantörlerden” arınmış olmalıdır...

 



Eğitim yoksa ne var?

“Aşı yoksa yüz yüze eğitim de yok” diyen öğretmen sendikası, aslında, bu süreçte okula gidilmesine karşıdır. “Yüz yüze eğitimden yanayız ama…” sözleri de bence aldatmacadır.
O “ama”dan önce ne söylenmişse, bir değeri yoktur.

*  *  *
Öğretmenler, öğrenciler ve tüm eğitim camiası için aşı talebi elbette haklıdır.
Buna değil itirazım.
“Aşı yoksa eğitim yok” denmesine…
Haftalarca aylarca evlerde kaldıktan ve biraz da dünyaya baktıktan sonra…
Elbette bu “yokluğa” kapıyı açan da Eğitim Bakanı’nın bizzat kendisidir.
Eğitimin başlamasını istemeyen bir “koalisyon” var ortada!

İlk de değil...

Bir nesli kaybedeceğiz yine, asıl ona yazık...

Bir de...

“Aşı yoksa yüz yüze eğitim yok maaşlara da asla dokundurmayız” yaklaşımı var ya…
Özel sektördeki yaşam mücadelesini görünce…
Var, yok dengesizliği de bu olsa gerek...


Gözümüzü dört açalım!


İstanbul Sözleşmesi aslında ülkemizde de uygulanıyor.
Henüz burada “tek imzayla” karar alan birileri yok, iyi ki…

KKTC, 15 Aralık 2011 tarihli Cumhuriyet Meclisi kararı ile onaylayarak "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesine" uymayı kabul etti.

Gözümüzü dört açalım derim!