Yürüyebilsem, özgür…

Cenk Mutluyakalı

Yağmur usul usul kendini toprağa bırakıyor.
Çok seviyorum ıslaklığında yürümeyi, buğusunda hayaller kurmayı, sesinde uyumayı…
Cahit Sıtkı uyansa diyecek ki…
“Dışarda yağmur yağadursun
Ve zaman yavrum, zaman
Da yağmur gibi oluklardan
Ve ellerinden akadursun…”


***

Toprak kokusunu içime çekerdim geçmişte, “memleket” derdim, “memleketim, ne güzel…
Şimdi öyle mi?
Kışın kokusu değişti.
Yağmurda yürürken ağır bir is kokusu var.
Pis kokuyor buralar…
Yürüdüğüm yerler çamur, kördüğüm sokaklar…

***

Çok güzel kaldırımlar yapmışlar.
Yürüyorsunuz.
Evler var, müstakil, bahçeli, şömineli, garajlı…
Çiçekli evler, cemileler dökülüyor tellerin üzerinden…
Yürüyorsunuz ve bir anda duruyorsunuz, kaldırımın üzerinde arabalar duruyor.
O güzel evlere bakıyorsunuz, garaj boş, kimi camlığa dönüştürülmüş, kimi odun deposu gibi kullanılıyor.
Çok güzel evler, sahip olamayacağım kadar pahalı…
Öykünmüyorum dersem yalan söylerim.
Yine de tek arzum var, yürümek, kaldırımda, ay ışığına bakarak, ıslık çalarak, yürümek…
O güzel evlerin sahipleri, o pahalı arabalarını, kaldırımlar yerine, depo ya da oyun alanına dönüştürdükleri garajlarına park etseler eğer…
Bana yetecek.

***

Yağmur usul usul kendini toprağa bırakıyor.
Sunay Akın’la buluşsak, diyecek ki…
“Tozlu bir şemsiye durur
çatı katındaki odanın
kuytu bir köşesinde
kumaşındaki eski yağmurların
hüzünlü kokusuyla…”


***

Yürümek istiyorum ve eski yağmurları özlüyorum, o eski toprak kokusunu...
Çok bir beklentim yok, ne kocaman bahçeli bir ev, ne de lüks bir araba…
O kaldırımlara park etmeseler diyorum.
O kaldırımlarda yürüyebilsem, özgür, umutlu…