Yüreğindeki ateşi yaşatıyor musun?

Hasan Yıkıcı

Yıllardır tekrar eden döngüler içerisinden çıkamayan, kaçamayan, döngüyü durduramayan, dönüştüremeyen kişi artık kendisi bir döngü haline gelir.

Birleşir, kaynaşır, özümsenir...

***

Bir döngü olarak kktc, aşkın bir mekanizma olmaktan çok, her gün üretilen içkin bir organizmadır...

Tavırlarımızla, alışkanlıklarımızla, ayrıcalıklı konumlarımızla, ezberlediğimiz sloganlarla, tekrar tekrar söylediğimiz yalanlarla, yalanlardan vazgeçemememizle, kendimizi aldatmalarımızla, içini boşalttığımız anlamlarla, anlamsızlıklarla...

***

Sadece 'iktidar' olarak değil, 'muhalefet' konumlarıyla da yeniden üretilen bir döngü...

***

Dikkatle bakın, göreceksiniz, en yüksek sesle 'mağdurum' diye bağıranlar sistemin bir parçası olmayı, sistemi beslemeyi, sistemden beslenmeyi o denli içselleştirmişler ve 'karşı' oldukları yapı ile o denli bütünleşmişlerdir ki, o insanlar bir kez dinledikten sonra başka dinleyesiniz gelmez. Belki de bundandır, dinlenebilecek kişilerin oranı gün geçtikçe azalmaktadır. Bağıranların ağzından çıkan kelimeler ise katlanılmaz bir uğultuya dönüşmektedir.

***

Sessizliğe yer açan yok bu coğrafyada. Sahiciliğini yitirmiş, belki de hiç sahici olmamış, kendi küçük iktidarından başka bir şey düşünmeyen, başkasının acısını umursamak şöyle dursun, onu yok etmeyi arzulayan, gürültülü ve gösterişli bedenlerin sefil varoluşlarına dayanamıyorum artık.

Ama bu senin neden umurunda olsun ki? 

***

Hayallerden, aşklardan ve sınır ihlali yapan düşüncelerden (sahi mesela hayallerin, aşkların ve düşüncelerin bir sınırı var mı? Barikat çekebilir misin yüreğinin ufuklarına, dokunabilir misin düşlerinin varılamazlığına, düşüncenin derinine elini batırabilir misin?) her vazgeçişimizde biraz daha herkesleşiyor; biraz daha yüreğimizin atışlarına sağır kesiliyoruz.

***

Öyle değil mi ki, onlar da sağır olmanı isterler; yüreğinin, kafesinden çıkacakmış gibi atışlarına, gözlerinde sonsuzlaşan evrenlere, avuçlarında sakladığın ateşe kör kesilmeni isterler.

Rekabet, hırs, hiç bitmeyen bir yarış, yalancı gülüşler ve içi boş kelimelerle günleri geçirmeni isterler. Her şey ama her şey yüreğinde bir zaman bir şekilde yaktığın o ateşi veya belki de yanarken bulduğun o ateşi, sadece o ateşi terbiye etmek, söndürmek ve üzerine toprak atmak içindir.

***

Ateşi gömmekten başka bir şey değildir irili ufaklı tüm iktidarların esas görevi. Yüreğinin ateşini, her kabarışında yeni aşkları tutuşturan ateşi, her kavradığında bedeninin dünyalar içinde dünyalara kapı açan ateşi, yaşamın ateşini...

Yaşamı gömmektir irili ufaklı tüm iktidarların esas görevi. Yok ederek değil, kendine benzeterek. Üzerine kürek kürek alışkanlıklar, kepçe kepçe benzeşmeler, kamyon kamyon güvenceler, konforlar ve konumlar dökerek...

***

Az sonra bir dal kırılacak. Bir şarkının içinden başka bir şarkıya düşecek sözcükler. Kitapların arasında dolaşacak, insanların gözlerinin içine dalacak, oradan saksısından taşan köklerin zıplayışlarına katılacak, bir çukura düşecek, kendi gölgesine tutunarak bir buluta tırmanacak, yeşil bir mevsim geçecek önünden, kalbi bin parçaya bölünüp bin kişide bütünleşecek, avucundaki ateşe üfleyecek usulca, harlansın diye ve soracak yüreğindeki ateşi yaşatıyor musun?