Yunanistan Euro bölgesinden ayrılır mı?

Tümay Tuğyan

2015 yılı, Avrupa Birliği’nin ekonomik geleceği açısından önemli bir yıl olacak.

Bunun ana nedeni, Yunanistan’da halen devam eden ekonomik krizin derinleşme potansiyelinin, ekonomik açıdan sıkıntı yaşayan diğer bölge ülkelerinde domino etkisi yaratabilecek olması.

25 Ocak’ta yapılacak erken genel seçimin sonucunda, halkın belini büken kemer sıkma politikalarına son vereceğini ve Troyka’nın Yunanistan’da uyguladığı ‘kurtarma’ programını yeniden müzakere edeceğini ilan eden Radikal Sol İttifakı SYRIZA’nın iktidara gelerek bu kararlarını uygulamaya koyması, bazı AB çevrelerince, krizin daha da derinleşmesi ve hatta Yunanistan’ın iflasını açıklamasıyla sonuçlanabilecek bir risk olarak görülüyor.

Bu görüşe göre seçim sonrasında oluşacak yeni hükümet, eski hükümetin Troyka ile yaptığı anlaşmaları uygulamaya devam etmek zorunda.

Çünkü var olan ekonomik sıkıntıların aşılabilmesi için ülkenin mutlaka yeniden borçlanmaya ihtiyacı var.

Borç alabilmek için de Troyka ile uzlaşı içerisinde çalışmaya devam etmeye...

Yani SYRIZA’nın önerdiği gibi hem Euro bölgesinde kalmaya devam edip hem de Troyka ile bir nevi yolları ayırmak, bu görüşe göre sürdürülebilir bir politika değil.

Tam da bu noktada, bir başka görüş Yunanistan’ın Euro bölgesinden ayrılmasının, ülkenin geleceği açısından çok daha akıllıca bir tavır olacağını savunuyor.

Yunanistan’ın yakın gelecekte Euro bölgesinden ayrılmasının gerekliliği, ekonomi dünyasının farklı kesimleri tarafından destek bulan bir savunu.

Bunun, Yunanistan ekonomisi için pozitif sonuçlar doğuracağı, Euro bölgesinden ayrılıp yeniden kendi para birimiyle yürümeye başlayacak bir Yunanistan’ın, ekonomik manevra alanının genişleyebileceği değerlendirmelerinde bulunuluyor.

Şöyle ki; Euro bölgesindeki ülkelerin para politikaları şu anda AB Merkez Bankası tarafından yönetiliyor.

Yunanistan’ın mevcut maliye politikaları da halihazırda AB Troykası’nın yönetimi ve denetimi altında.

Dolayısıyla Euro bölgesinden çıkılması durumunda (ki bu Troyka’nın programından da çıkış anlamına geliyor), Yunanistan bu iki ekonomik araca yeniden kavuşabilir.

Bu araçlar da Yunanistan’ın diğer ülkelerin ekonomileriyle rekabet etme kapasitesini artırmak amacıyla kullanılabilir.

AB’nin ekonomi motoru olması nedeniyle birliğin siyasi lideri konumundaki Almanya ise meseleye farklı bir açıdan yaklaşıyor.

Almanya’ya göre Yunanistan, AB için bir kanser vakası.

Ve ya TROYKA tarafından uygulanan tedavi süreci aynen devam edecek, ya da bu tedavi reddediliyorsa, Yunanistan’la yollar ayrılacak.

Almanya SYRIZA’nın söylemini, AB’ye yönelik bir ŞANTAJ unsuru olarak okuyor.

Ve buna, bir başka TEHDİTVARİ tavırla karşılık veriyor.

Angela Merkel’in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Parti’nin önde gelen isimlerinden Michael Funch, önceki gün yaptığı açıklamada, ‘Yunanistan artık Euro bölgesi için çok da önemli bir ülke değil’ diyerek, bu nedenle artık illa ki kurtarılmak durumunda olmadığını kaydetti.

‘Şantajdan vazgeçin’ mesajı veren Alman politikacı, ‘Eğer SYRIZA lideri Çipras, Troyka’nın uyguladığı kemer sıkma programının uygulanması aşamasında bir aksama yaratırsa, o zaman Troyka da Yunanistan’a sağladığı finansmanı kesmek durumunda kalır. Yunanistan’ı kurtarmak zorunda olduğumuz dönem artık sona erdi. Siyasi şantaj artık işe yaramaz’ diyerek, aslında bir anlamda Yunanlı seçmene aba altından sopa göstermiş oldu.

Almanya’nın ekonomi politikalarının oluşturulmasında önemli bir referans olarak kabul edilen, bağımsız ekonomi araştırma kuruluşu IFO’nun Başkanı, ünlü ekonomist Hans-Werner Sinn’in de dün, Yunanistan’ın Euro bölgesinden ayrılmasının da artık bir seçenek olduğunu vurgulaması, konuyla ilgili dikkat çeken bir diğer açıklama.

Tabii işin bir de farklı boyutu var ki, o da AB’nin, ekonomik açıdan ciddi sıkıntılar yaşamakta olan üye ülkelerde uyguladığı kemer sıkma programlarının, o ülkelere ekonomik olarak kayda değer bir artı değer katmadığı, bu ülkelerin borçlarında önemli bir azalma görülmediği gibi, işsizlik oranlarının da aslında düşmediği, ekonomiyi canlandıracak yeni iş olanaklarının yaratılmamış olduğu şeklindeki alternatif hakim görüş.

Bu görüşe göre, AB’nin söz konusu yaptırımlarının tek gözle görülür sonucu, o ülkelerin vatandaşlarının belinin, bu politikalarla beraber daha da bükülmüş olması.

SYRIZA’nın politikası da, aslında bu görüş üzerine inşa edilmiş durumda.

Uzun lafın kısası, Yunanistan’da yaşanacak gelişmelerin, AB’nin 2015 ekonomi seyir defterinin ana gündem maddesi olacağı, çok açık.