Yunan Solu Sorunu mu Yoksa AB Sorunu mu? Ya da...

Niyazi Kızılyürek

 

Siriza hükümeti ile Avro-Bölgesi arasında devam eden görüşme maratonu şaşırtıcı olmayan bir biçimde anlaşmazlıkla sonuçlandı. Yunanistan başbakanı Tsipras, Avro-Bölgesinin önerilerini reddettiğini açıkladı ve son sözü söylemek üzere önerileri Yunan halkına havale etti. 5 Temmuz günü yapılacak referandumda Yunan halkı Avrupalı ortaklarının “borç şartnamesini” ya kabul edecek ya da reddedecek. Aslında ortada böyle bir ikilem yok! Referandumdan “hayır” çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.

AB içinde bomba etkisi yaratan referandum haberi duyulur duyulmaz yoğun tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar başladı. Avrupa basını haberi manşetlerden duyururken, herkes bu noktaya nasıl gelindiğini merak ediyor. Son anda hamle yaparak sorun çözme kabiliyetine sahip olmakla ünlü AB, ilk defa bir “son an hamlesi” yapamadı ve görüşmeler sonuç alınmadan noktalandı. Kulislere sızan bilgilere göre, Avro-Bölgesinin son toplantısında Tsipras’a “oyun bitti, ya al ya da bırak” denilerek Yunanlı başbakan köşeye sıkıştırılmak istendi. Atina’ya dönen Tsipras, saatler gece yarısını gösterirken referandum kararını açıkladı ve Avro-Bölgesinin hiç beklemediği bir hamle yaptı.   

Peki, bu noktaya nasıl gelindi?

Geçtiğimiz Şubat ayında Siriza hükümeti ile Avro-Bölgesi arasında yapılan anlaşmayla Yunanistan, Tsipras’ın sık sık söylediği gibi, “haysiyetli bir plan” hazırlamak için dört aylık bir süre kazanmıştı. Bu süre içinde mevcut “yardım programı” devam edecek ve Siriza hükümeti kalkınmaya ağırlık veren yeni bir reform programı hazırlayacaktı. Atina, o tarihte Almanya’nın acımasız kemer sıkma politikasına gedik açmayı başarmıştı ama bunun sadece bir “gedik” olduğunun farkındaydı. Tsipras, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda Yunanistan’ın “savaşı değil, bir kavgayı kazandığını” söylüyor ve mücadelenin bitmediğini belirtiyordu. Siriza’nın mücadelesi iki boyutluydu: 1) kazandığı dört ayı en iyi şekilde değerlendirip yolsuzluk ve vergi kaçakçılığı ile baş edebileceğini göstermek, 2) kemer sıkmaya değil, büyümeye dönük yeni bir ekonomi politikasının kabul görmesi için uğraş vermek.

İşte işler bu ikinci noktada düğümlendi. Siriza hükümeti Yunanistan’ın borçlarının “ödenemez” olduğunu belirtiyor ve en azından bir kısmının silinmesini veya aynı anlama gelecek başka bir formül bulunmasını istiyor. Aksi halde, borç anlaşmasının şartlarını kabul edemeyeceğini söylüyor. Çünkü kalkınma öngörmeyen ve sadece kemer sıkma politikalarına dayalı bir borç anlaşmasının zaten çok zor durumda olan Yunan halkını iyice sefalete sürükleyeceğini, ayrıca, böyle bir politikayla Yunanistan’ın borçlarını hiç bir zaman ödeyemeyeceğini ileri sürüyor.

Avro-Bölgesinde herkes Yunanistan’ın borçlarının “ödenemez” olduğunu kabul etmekle birlikte, hiç kimse borç silinmesine yanaşmıyor. Kemer sıkma politikalarının devamını savunuyor ve kalkınmaya dönük Keynesçi bir ekonomi politikası izlenmesine izin vermiyor. Ya da Keynesçi bir reçeteye birazcık yer verilse de, Nobel ödüllü iktisatçı Amartya Sen’in dediği gibi, buna “fare zehri” katılıyor. Anlaşmazlığın esasını da bu oluşturuyor.

Bu kısır tartışmaya Süddeutsche Zeitung’ta yazdığı bir makale ile katılan ünlü filozof Jürgen Habermas, sorunun AB’nin yapısından kaynaklandığını belirterek gerçek meseleye işaret ediyor. AB, ekonomik birliğin ötesine giderek siyasi birliğe kavuşmadığı için kriz içindedir. Siyasi elitler ulus-devlet anlayışı içinde politika yaptıkları için sadece kendi “halklarına” hitap ediyor ve popülist bir tutumla adeta halkları karşı karşıya getiriyor. Habermas’a göre ulus-devletin ötesine gidilmediği sürece bu sorunlar aşılamayacak. Habermas, Siriza’ya da bir eleştiri gönderiyor. Bazı solcular “ulus-merkezli” politikalarla “ulusal egemenlik” kavramına sarılıyor ve milliyetçi-popülist bir tavır takınıyorlar...

Habermas’ın söylediklerinden sorunun köklerinin nereye kadar uzandığını gösteren şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: neo-liberal elitlerle solcu elitler aynı noktada buluşuyor. İkisi de ulus-devlet eşiğini aşamıyor. Bu böyle devam ettiği sürece, bir barış projesi olan AB bir “kriz bölgesi” olmaktan kolay kolay kurtulamayacak...