Yükseköğretimde Tehlike Çanları

Salih Sarpten

2017-2018 Öğretim yılı için KKTC Üniversitelerine ayrılan YGS-LYS kontenjanlarının sadece %53’ü doldurulabildi. Başka bir ifadeyle Türkiye’den üniversitelerimizi tercih etmesi beklenen öğrenciler için açılan kontenjanların sadece yarısı doldu.

Aslında sürpriz değil, bunun olacağı belliydi ve oldu. 2016 yılında yazmış olduğum bir makalede şöyle demişim; “YÖK’ün belirlediği başarı sırası kriteri nedeniyle özellikle tıp, hukuk, eğitim, mimarlık ve mühendislik programlarına yerleşen öğrenci sayısı düşecek. Birçok öğrenci tercih etseler bile üniversitelerimize yerleşemeyecek.” Ve ne yazık ki bu durum gerçekleşti…

Daha anlaşılır bir şekilde söylersek; Hazır bulunuş düzeyi yüksek, üst kademedeki öğrenciler bizim üniversitelerimizi tercih etmedi… Hatta birçok üniversitelerimiz kimi programları sıfır çekti. Yani Türkiye’den hiçbir öğrencinin tercih etmediği veya yerleşemediği programlar oldu…

Son 10 yıldaki yerleşen öğrenci sayısına ve kontenjanların doluluk oranlarına bakıldığın da bile rahatlıkla görüleceği gibi mevcut yükseköğretim anlayışı yükseköğretimde kaliteyi getirmediği gibi niceliksel olarak anlamlı bir artışı da sağlayamadı…

Ne yazık ki üniversitelerimizin yaşam bulması ve kendini idame ettirmesi öğrenci parası üzerine oturmuş durumdadır. Bilim yaparak gelir elde eden üniversitemiz yok. Bu nedenle de ne kadar çok öğrenci olursa, o kadar iyi üniversiteyiz algısı yaratılıyor. Oysa bu son derece hatalı bir yaklaşımdır. Üniversitelerimizi yönetenlerin bu olguları iyi analiz etmesi gerekiyor.

Şu an itibariyle yükseköğretim kademesinde yaşanması muhtemel diğer bir hata da şu olacaktır: Türkiye’den istediği sayıda öğrenci alamayan üniversitelerimiz “3. Dünya ülkeleri” ifadesiyle tanımlanan Afrika, Ortadoğu ve Arap yarımadası ülkelerindeki öğrencilere daha da çok yönelmeleri muhtemeldir. Ve işte o zaman önümüzdeki yıllardaki nitelikli öğrencilerin üniversitelerimizi tercih edebilirlikleri daha da azalacak demektir.

Çünkü bilinçli tercih yapan nitelikli öğrenciler bu olguları iyi analiz edebiliyorlar. Bu ülkede öğrenci simsarlarının türediğini, üniversitelerimize giriş koşullarının bulunmadığını, öğrenci takip, mezun takip sistemlerinin bulunmadığını, öğrencilerin yer alabilecekleri değişim programları, sosyal projeler bulunmadığını kısacası buralarda bilim yapılmadığını görebiliyorlar. Sonuç olarak da üniversitelerimizi tercih etmiyorlar…

Tercih edilebilirliğimizi artırmak istiyorsak, öğrenci sayısını değil başka olguları dert etmemiz gerekiyor. Üniversitelerimiz artık nitelikli sıralama listelerine girebilmeli. Örneğin Doğu Akdeniz Üniversitesi geçtiğimiz yıl, THE (Times Higher Educatin) sıralamasında ilk bin üniversite içerisine giren tek üniversiteydi. Ancak diğer üniversitelerimizde benzer bir çaba göremedik…

Kısacası yükseköğretimin gerçek sorunlarını daha yüksek sesle ve daha kararlılıkla ortaya koyacak değerlendirmelere ihtiyaç var. Çünkü

  • Üniversitelerimizde kurumsallaşma, özerklik ve denetim sorunu var.
  • Üniversitelerimizin araştırma-geliştirme çalışmaları çok cılız.
  • Öğrenci kabul koşulları sorunlu, hatta böyle bir dertleri yok…
  • 90 bini aşkın üniversite öğrencisine rağmen 2 bin civarında öğretim üyesi ile yükseköğretimdeki kalitesizliğimizi belgeliyor gibiyiz…

Lafı dolandırmadan söyleyeyim;

  • Üniversiteleri, gelir getiren bir meta olarak görmeyen, bilimsel temeller üzerine kurulmuş herkes tarafından bilinen, açık, şeffaf ve amacı anlaşılır bir yükseköğretim politikasına ihtiyacımız var.
  • Bilim yapmak, teknoloji üretmek neredeyse hiç konuşmadığımız şeyler. Toplumu, bilim toplumu haline getirecek akademik birikimler ortaya konamıyor. Ülkemizdeki hemen her üniversitenin tek bir derdi var, daha çok öğrenci almak. Üniversitelerimiz öğrenciyi müşteri olarak görmekten kurtulmalı, bilim yaparak gelir elde etmeyi öğrenmeli…
  • Üniversiteleri öğrenci sayısı olarak değil, kalite olarak büyütmeliyiz. Daha çok öğrenci, daha çok bina, daha çok para getiren kurumlar olma görüntüsünden çıkartıp, bilim kurumları haline dönüştürmeliyiz…

Ülkemizdeki yükseköğretim anlayışının duvara toslamak üzeri olduğunu görmeliyiz. Daha çok öğrenci kazanmak için yaptığımız her şey aslında nitelikli öğrenci sayısını azaltan temel bir gerekçeye dönüşmüş durumda… Uzun süredir çalan ama kulak asmadığımız tehlike çanlarını artık duymamız gerekiyor.