Yıl 1960: “Kıbrısa Borularla Türkiyeden İçilecek Su Getirilebilir”

Eralp Adanır

“Asrın Projesi” olarak adlandırılan; Türkiye’den Kıbrıs’a su getirme düşüncesi aslında 5 yıl önce başlamamıştır. Belki bir hayal, belki de; ada’da her geçen gün tükenen ve tükenebileceği gerçeğini bilen bilim adamlarının “akılcı” çözümlerden birinin de, ada’ya en yakın yer olan Türkiye kıyılarından borularla su getirme projesi olduğu, yakın geçmiş içerisinde zaman zaman vurgulanmış, hatta o günün şartlarıyla projeler bile bir örnek olarak hazırlanmıştır.

Git gide su rezervlerinin ada genelinde tükenmesinin nedeni elbette bilinmekte. Ama bunun karşısında ne yapılabilir düşüncesiyle yola çıkıp önlem almak, hükümetlerle birlikte su dairesinin, belediyelerinin ortak projeler, yasalar çıkarma mecburiyeti de diğer bir gerçektir. Kısacası; bu devletin bir “su politikası var mı?” sorusunu bugün dahi soruyorsak, konu üzerindeki ilgisizlik, vurdum duymazlık ve bananecilikle bugünlere gelindiği ortaya çıkar.

Geçtiğimiz Cuma sabahı BRT Tv’de Osman Kurt arkadaşımızın konuğu olan Gönyeli Belediye Başkanı sn. Benli’yi dinlerken bu konuda çok aydınlandığımı söyleyebilirim. Mesela sn. Benli’nin demesiyle; “suyu yönetmek ve suyu işletmek farklıdır” sözleri. Evet, “yönetim” daima kaçınılmaz olarak halkın/devletin ve bu devletin kurumlarındadır. Suyu depolayan Su Dairesi’nin ve ardından evimize geldiği noktada da yerel yönetimlerin. Yöneten onlardır. Ve elbette bugüne kadar işletmeciliğini de onlar yapmıştır, eksik-gedik, yanlış zamanlar olsa da. Ama işletme bir “profesyonellik” gerektirir. Sn. Benli’nin dediği şu söz tam da buna denk geliyor: “belediyelerin su tahsilatı konusunda sorunları varsa ve zarara uğruyorsa, alacakları bir kararla bu işlemi, özel bir işletmeye verebilirler”. Kısacası; ya tahsilat yapan memurlarımızdan, yöneticilere kadar bu iş doğru yapılır ya da, belediyenin her anlamda geleceği için –ki bu halka yansıyor- özel işletmelerle iş yapması kaçınılmaz olur. Tabii böylece istihdam fazlalığı da ortaya çıkacağı gerçeğiyle de yüz yüze gelinir.

Bir de dikkatimi çeken şey; Belediyeler, Su Dairesi adına kendilerinin depolama imkanları varsa, devlet tarafından kendilerine ton’u 15 kuruştan, depolama imkanı olmayıp da direkt olarak Su Dairesi depolarından su alıyorlarsa bunun ton karşılığının 25 kuruş olmasıdır. Ama ilginç yanı, bu fiyatlamaya reel olarak bakıldığında en az 45 kuruş olması gerektiğidir. Böyle olunca da, Türkiye’den gelecek suyun bundan böyle en azından reel fiyata çekilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu devlet yönetiminde devlet tarafından süspanse etme yöntemi geçici olmaktan geçmiş, kalıcı ve hak olarak alışılagelmiştir. Bir anlamda taşıma suyu ile iş götürülmeye çalışılıyor alternatif projeler üretilmesi yerine. Evet sosyal devlet anlayışında bu tip katkılar devletin görevidir ama hangi alana ve ne kadar yaptığı ise bugüne kadar maalesef devlet politikası olarak değil, siyasi hükümetlerin politikasıyla, zaman zaman politik çıkarlar için yapıldığı da bir gerçektir.

Su’ya geri dönelim...

Bu ada’nın su bakımından kurtuluşu için Türkiye’den su getirilmesi ve böylesi bir projeyle bunu başarmak karşısında olmak pek mantıklı gelmiyor bana. Ama diğer taraftan en önemli şeyin; bu devletin bir “Su Politikasının” olması gerekliğidir. Ve eminim ki az sonra vereceğim gazete küpüründeki alıntı zamanı, bu su’yun getirildiğinde nasıl yönetileceği ve işletileceği de işin başında kararlaştırılmış, belirlenmiştir. Bizdeki gibi “yumurta kapıya dayandığında” böylesi sorunlarla uğraşmak, “5 yıl önce niye bu iş bağlanmadı” sorusunu insana elbette sordurur.

Ve gazete küpürü...

“Royter Haber Ajansı’nın Lefkoşa’daki diplomatik çevrelere atfen bildirdiğine göre Birleşmiş Milletler Teknik Araştırma Hayeti’nin Kıbrıs Adası için hazırladığı raporda Kıbrıs’a borularla Türkiye’nin güney kıyılarından içme suyu getirilmesi ihtimalinden de bahsedildiği bildirilmektedir. Şimdi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinden sunulmuş bulunan raporda en az fazla su gelişimine önem verildiği anlaşılmaktadır. Takriben 40 millik uzaklığa borular döşenerek aktarılacak olan su, Lefkoşadan başka iki büyük kasabanın su ihtiyacını karşılayabilecektir.”(21 Aralık 1960-Bozkur Gazetesi, sayfa:1) not: Yüzel Hatay’ın yeni yayını “Direniş”te bu habere rastlamıştım.