YENİDEN KIBRIS HEYECANI

Neşe Yaşın

Tanrı Kıbrıs’ı yaratmış. Diğerleri demişler ki: “Bu ne iş? Ne var ne yok onlara vermişsin. Akdeniz’in ortasına inci gibi oturtmuşun… Dağ, deniz, güzel mevsimler… Tanrı gülümsemiş: Bekleyin hele, ben oraya nasıl insanlar koyacağım.

Bu anekdot böylesi güzel bir adada yaşanan cehennemleri izah etmek için oldukça yerinde… 

Kıbrıs için “Akdeniz’de yüzen altın yaprak” der Yannis Ritsos, Theodorakis tarafından bestelenen ünlü şiirinde. David Bowie ise “Kıbrıs benim adamdır/ İşler pürüzlü gittiğinde/ Böylesi bir yerde/ Bulmak isterim seni” diye “Move On” isimli şarkısına katar bu Afrodit dokunuşlu adayı.

Kimileri için bir sığınak olsa da işler hep pürüzlü gitmiştir Kıbrıs’ta… Adı anılınca akla gelen ikinci kelime “sorun”dur. Üçüncüsü ise “müzakere”dir herhalde.

Bir süredir “müzakere” sözcüğünden uzaktık. Kıbrıs’ın her iki tarafında TV ekranlarında Kıbrıs Sorunundan çok iç meselelerin tartışıldığı ender dönemlerden birini yaşamaktaydık. Fişeğin yeniden ateşlenmesinin Münih’te Güvenlik Konferansı nedeniyle bulunan TC Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve ABD Dışişleri bakanı Kerry’nin kimsenin haberi olmadan bir araya gelerek Kıbrıs konusunda gizlice mesai yapmaları olduğu söyleniyor. Böylelikle Kıbrıs’ta sokakta, evde Kıbrıs Sorununun konuşulduğu, masalara ellerin vurularak “Bu defa çözecekler be gardaş!” denildiği,  Kıbrıs Sorununu Tartışan Erkekler Kulübü üyelerinin takım elbiselerini giyip kravatlarını takarak TV stüdyolarının yolunu tuttuğu bir dönem daha başlamış bulunuyor.

“Bu defa çözecekler be gardaş!” diyenlerin bu kez farklı argümanları var. Güneydeki ekonomik kriz, Kıbrıs’ın Afrodit bölgesinde bulunan petrol ve gaz rezervleri ile ilgili gelişmeler, bu gazın en düşük maliyetle Türkiye üzerinden taşınabileceği meselesi konuşuluyor. Geçmişteki “vatan satılıyor”, “taviz veriliyor” yorumcuları cephesinde bile bugünlerde suskunluk hakim…  Bu cephenin Kuzeydeki elemanlarınca sürdürülen Rumların anlaşmaya niyeti olmadığı teranesi kendine bir miktar yer bulabiliyor. Güney’deki ret cephesinin sesi ise iki büyük partinin DİSİ ve AKEL’in sürece destek veren, az rastlanan ağız birliği sayesinde gölgede kalıyor. AKEL’in desteğinin nereye kadar gideceği henüz belirsiz. Kıbrıs sorununu Anastasiadis mi çözecek kıskançlığının bile negatif bir rolü olabilir. Kuzeyde de isteksiz gelin Eroğlu için aynı burukluk söz konusu sanki. Gazete köşe yazıları Milliyetçi retoriğe teslim değil eskisi gibi, akılcı ekonomik analizlerle dolu daha çok da… En son sürpriz ise Başpiskos Hristostomos’un sürece destek veren açıklaması… Bir “kulaklarıma inanamıyorum” etkisi yaratıyor eski demeçlere alışık olanlar için…

Hep söylemişimdir Kıbrıs Sorunu bir kapitalizm sorunudur diye. Sonuçta çözülürse bu kapitalist çıkarlar dolayımıyla gerçekleşecek. Ortak kazançlar nedeniyle işbirliğine gidilecek. Bu birleşme bir biçimde bir adalet de içerecekse kimilerinin bundan korkmaları son derece doğal. Bazı dosyalar açıldığında aslında herkes tarafından bilinen ama üzerinde pek konuşulmayan sayısız yolsuzluk ve skandalın ortaya çıkacağı aşikâr.
Bölünme sayesinde kimlik bulan, bölünme sayesinde refah ve zenginliğe kavuşan kesim azımsanamayacak kadar fazla. Tek tek bireylerin bile kendine göre hesaplamaları olacak. Adaletin şirazesi kayalı çok oldu çünkü… Kuzeyde Rum malları üzerinden yapılan yağma Güneyde ise Kıbrıslı Türklerin mallarının devredildiği komisyonun kirli çamaşırları bir biçimde görünür olacak.

Her şeye rağmen Kıbrıslıları uykulu hallerinden kurtardı yeni bir anlaşmaya dair umutlar. Bu her ne kadar bir deja vu hali olsa da sonuçta heyecan verici bir durum. Ülkenin özellikle erkek nüfusu, bildik Kıbrıs Sorunu tartışma, bu konudaki uzmanlığını gözler önüne serme moduna geçmiş durumda… Akademisyenler gazetelerin ön sayfalarında, TV ekranlarında boy göstermeye başladılar bile…

Bu ihtiyatlı iyimserlik hali nereye kadar gider belirsiz. Kıbrıslılar tarihleri boyunca kendileri adına başkalarının karar vermesine alışmışlar. “Kıbrıslı Çözüm” denmesinin başarısızlığı kimilerine “Bir anlaşma olsun da varsın bunu Amerikalılar sağlasın” bile dedirtebiliyor.

Esas mesele bu ortamda barışseverlerin neler yapacağı… Böylesi dönemler her halükarda barış çalışmaları için bir alan açıyor çünkü. Sokakların her iki tarafta birden hareketlenmesi sorunu var olan aktörlerin elinden almak anlamına bile gelebilir. Bu bir rüya gibi görünse de neden mümkün olmasın?

Öyle çok düş kırıklıkları yaşandı ki hayale kapılmaktan korkuyor insan… Yine de kalplere bir kıpırtı, bir değişim umudu salıyor çözüme dair her türlü girişim.

Bu bir barış sürecinden, bölünmüş bir ülkeyi yeniden birleştirmekten çok daha fazla kazanç için şirketlerin işbirliği yapmasını andırıyor.

Kıbrıs yakında yeniden dünyanın ilgi alanına girecek, gazeteciler adaya akacak gibi. Bir kez daha yenilmek ise başa gelecek en kötü durum.

Kıbrıs sorunu sözünü artık kullanmayacağız günler yakın mı? Adadaki politik anomali sonlandırılıp yeni bir hukuksal düzene geçilebilecek mi? Bu soruları sorabilmek bile kalbini çarptırıyor insanın. Filmin istendiği gibi mutlu bir sonu olmasa bile bir sonu olmalı artık. Sinemadaki seyirciler fena halde sıkılmış durumda çünkü.

( Aynı yazı bugünkü BirGün gazetesi Pazar ekinde yayınlanmıştır)