‘Yeni Sağ’-‘Yeni Sol’

Mert Özdağ

“Kıbrıs'ın kuzeyinde politika bitti” cümlesini birçok yerde işitebilirsiniz…

Ya da buna benzer bir cümleyi…

Özellikle Annan Planı dönemi ile ara verilen ve 2011 ile yeniden başlayan ‘Ankara paketleri’ siyasetine ‘su’ ve ‘elektriğin’ de eklenmesiyle durum yeni bir boyut kazandı artık.

Peki neden insanlar artık siyasetin tükendiğine inanıyor?

Neden siyasete inanç gün geçtikçe düşüyor?

Genel anlayış şu; bazı siyasi partiler ya da liderler değişim yapmak isteseler bile bu sistem buna izin vermez, ileriye gitmek imkansız…

Siyasete bakış açısı da aslında net: Sistemin parçasısınız!

Ağır bir genelleme sorunumuz var anlayacağınız.

Bunca yıllık kısa dönemli sol koalisyon dönemlerindeki deneyimler gösterdi ki sorun seçim kazanmakla bitmiyor.

Ya sistemi topyekun değiştireceksiniz, ya da onun bir temsilcisi olacaksınız.

Bu güne kadar bu değişim ne yazık ki gösterilemedi.

Sol iktidarların içine sızan çıkar odakları kimi durumlarda UBP’yi aratmayan uygulamalara imza attı.

Ona karşıyım, bunu istemem demekle de değişim olmayacağına göre…

***

Kıbrıs sorununda devam eden süreç Ocak ayında nihayete ereceğe benziyor.

Eğer bir uzlaşı çıkarsa yaşayacaklarımız belli.

Referandum ve federal devletin kurulması sürecine ilerleyeceğiz.

Peki kriz çıkarsa?

Bir kriz çıkar ve çözüm çabaları uzunca bir süre buzdolabına girerse ne olacak halimiz diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

En çok merak ettiğim: Kıbrıs Türk siyaseti ya da özelde Kıbrıs Türk solu ne yapacak?

“Yeni KKTC” dayatmasına karşı nasıl bir tez ile yürünecek?

Hangi politikalar ve vaatler ile seçmenden oy istenecek?

Seçim kazanılınca hangi siyasetler uygulanacak?

Mesele aslında çelişkiler yumağı gibi…

Memleketin efendisi olmak mevzusu ortada duruyor ki bu hem çözümde hem de çözümsüzlük durumunda toplumun kabusu gibi…

Kıbrıs Türk toplumunu yönetmeye, azınlık görmeye hevesli Rum milliyetçiliği ile ortaklaşa güdülen Türk milli tezi adayı ortadan ikiye böldü, malumunuz.

Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahibi olarak dünyaya açıldı, biz ise Türkiye’ye…

Bu ‘açılım’ zaman zaman o kadar ileriye gitti ki kabak çiçeğini andırdı.

Artık yönetecek bir şeyin kalmadığı memlekette belediyecilik bile “elçilik memurları ile iyi geçinme siyasetine” dönüştü.

Ekonomisi, güvenliği, kültürel yozlaşması ile Türkiye’nin alt yönetimi olduk yılların siyaseti ile…

Yani kısacası Girne’den yol bağladık Anadolu’ya…

Hem de tek şerit bir yol  bu!

Artık ilhak siyasetinin içimize işlediği, kimilerinde “Türkiye ile işbirliği” söylemleri ile kelime değiştirdiği bir dönemde çok ilginç şeyler yaşıyoruz…

Siyasetteki bu çelişki devam ederken bir sonun başlangıcındayız elbette…

Bu kırılma hepimizi etkileyecek.

Hem solu hem de sağı…

Değerler üzerinden siyaset yürüten solun alternatif siyasetleri yeni döneme şekil verecek.

Sivilleşme, demokratikleşme, barış ve adalet gibi kavramları ileriye taşımanın yolu halk ile bütünleşmekten geçmektedir.

Sokakta, kahvede, evde, iş yerinde her yerde…

Ve bu bütünleşmenin tam zamanıdır.

Tam zamanı…

----------

BİR YORUM

Siyasette samimiyet

Su krizi ile ilgili tartışmalar sürerken “Eğer CTP bu kavgada halkla birlikte başarı sağlamaz, mesele TC’nin ilk istediği şekliyle hayata geçerse, bu ülkede seçime gitmenin bir anlamı yok. Yönetecek bir şey kalmayacak zira” diye yazmıştım…

O dönemde CTP liderliği hükümetten gitme uğruna ciddi bir mücadele ortaya koydu, uğraştı didindi.

Birçok kesim CTP’nin yanında durmadı,  durumu izlemeyi tercih etti.

Ne TC’nin istediği oldu, ne de bizim…

Sonuç olarak bir ‘orta yol’ bulundu.

Belki en iyisi olmadı ama ortaya koyulan “TC ile müzakere” siyaseti önemliydi.

Aradan aylar geçti.

Şimdi Ocak ayındaki Kıbrıs Zirvesi’ne odaklandık.

Çok önemli gelişmelerin arifesindeyiz belki de.

Kıbrıs sorunu denen çetrefilli meselede bir dönüm noktası yaşayacağız bundan 30 gün sonra…

Umarım olumlu sonuçlanacak.

Nefesimi tutacak ve birleşmeyi bekleyeceğiz.

Tam da böylesi bir dönemde kimileri “erken seçim” safsatasını ortaya atarak ortamı bulandırmaya çalışıyor.

Gerçekten şaşıyorum bu talebin zamanlamasına…

Hala anlamıyorlar ki eğer Ocak’tan da bir sonuç çıkmaz, ortaya TC ile müzakere tekniğini ileriye taşımazsak yönetecek pek bir şey kalmadı bu topraklarda…

“UBP gitsin, biz gelelim” pek inandırıcı gelmiyor be canım.

Su krizinde susanlar, sessiz kalarak dayatmaya onay verenlerin, şimdi tam da çözüm umutlarının tırmandığı bir noktada “seçim” diye tutturması samimi gelmiyor ne yazık.

Bazı taleplerin yer ve zamanı vardır siyasette…

Dayatmaya direnmenin de, seçimin de, çözüm sürecine odaklanmanın da zamanı vardır.

Ve bu zamanlama da samimiyetin göstergesidir.

----------

BİR ÖNERİ

Öğretmen maaşları Euro mu?

Dövizdeki artış, ya da TL’nin yabancı para birimleri karşısındaki değer kaybı yaşamı daha pahalı hale getirmeye devam ediyor.

Bunu akaryakıt ve elektrikte çok bariz hissediyoruz.

Elbette akaryakıt dövizle satın alındığı için artması normal.

Ancak normal olmayan durumlar da var!

Örneğin özel okullar…

Kendi elimizle yarattığımız bir pahalılık hali bu.

Bir özel okul neden dövizler alır ödemelerini?

Öğretmen maaşları dolarla mı?

Yoksa okulun giderleri mi Euro?

Örneğin ben kendimden örnek vereyim.

Geçen ay kızım için aylık 1200 TL civarı ödeme yaptığım okula bu ay 1360 TL ödedim.

Aradaki 160 TL’lik artış tamamen dövizin yükselişinden.

Başından beri anlam veremiyorum bu duruma.

Basından takip etmişsinizdir; YDÜ tam da böylesi bir dönemde çok önemi bir karara imza attı önceki gün.

Ana okuldan üniversiteye kadar tüm ödemelerde TL’ye geçti.

Umarım bu karar diğer özel okullara da örnek olur.

Umarım orta hallinin belini daha da bükmemek için diğer özel okullar da bazı tedbirleri hayata geçirirler.

Göreceğiz.

----------

BİR ENDİŞE

‘Kıbrıslı’ mı, ‘global uzlaşı’ mı?

Adada devam eden müzakerelerde tam bir uzlaşı sağlayamayan, iki kez Mont Pelerin tepesindeki buluşmalardan da “anlaştık” diye çıkamayan yurdumun liderleri meseleyi “anavatanlarının” kucağına atmayı tercih etti, malumunuz!...

Hal böyle olunca da mesele ‘Kıbrıslı’ çözümden çok, ‘global uzlaşı arayışına’ döndü şimdi.

İşin içinde kimler yok ki?

Kıbrıs Türk tarafı…

Kıbrıs Rum tarafı…

Yunanistan, Türkiye, İngiltere…

BM... AB… ABD… Rusya… Çin…

Hatta Rum tarafından ayrı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti!..

Henüz toprak konusu kapanmamış…

Mülkiyette pürüzler var.

Yönetim konusunda pazarlık payı mevcut.

Harita neredeyse hiç konuşulmamış.

Güvenlik ve garantiler her ne kadar “bizi” ilgilendirse de zaten ‘anaların’ meselesi sayılabilir elbette…

E ne kaldı geriye?

Ekonomi ve AB konusunda mı anlaştık biz?

Kıbrıslılar olarak uzlaştığımız yegane konucuklar sadece ekonomi ve AB mi?

Gerisini bölgeyi bölen, parçalayan global güçlerin mi çözmesini bekleyeceğiz?

Suriye konusu ortada… Her daim değişen güç dengeleri var.

Çıkarlarına göre şekillenen yeni yeni ittifaklar, yeni yeni gruplar, siyasetler…

Bu güçler bizim için Kıbrıs sorununu çözmeyecektir elbet.

Çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapacaklar tabii ki…

Eğer Kıbrıs’ta ‘birleşme’ tümünün işine geliyorsa olacak işimiz.

Ha eğer birinin bile çıkarlarına aykırı ise bu durum; Ocak’taki zirveden kalıcı bölünme çıkar dostlar, kimse kusura bakmasın, realite bu…

Bekleyip göreceğiz. Umarım Kıbrıslıların kazandığı bir gelişme olur.

Ancak “umutlu musun” diye sorarsanız ‘temkinliyim’ derim bu kez.

Temkinli…