Karneler alındı, okullar kapandı ve günümüz ebeveynin en büyük kabusu başladı: "Yaz tatili geldi, bu çocuk üç ay boyunca ne yapacak?" endişesidir.
Öyle ya çocuklarımızın yeni arkadaşları artık algoritmalar ve yapay zeka… Onlar için yaz tatili, eski nesillerin sokaklarda toz yuttuğu, akşam ezanına kadar top oynadığı ya da sürekli denize girmek istediği o günlerden çok farklı.
Aslında öncelikle şunu bilmeliyiz: Sürekli dijital uyarana maruz kalmak bir tercih değil, bir dopamin bağımlılığı döngüsüdür. Ekran karşısındaki çocuk, aslında hızlı tatmin, interaktif katılım ve kontrol hissi ile dolar. Başka bir ifadeyle dijital oyunlarda dünyalar inşa eden, karakterleri yöneten bir çocuğa, "Gel anneciğim, otur ve kitap oku veya hadi toparlan denize gidiyoruz veya arkadaşlarında parkta buluşun" gibi öneriler size öfke duymasından başka hiçbir işe yaramaz.
Bu nedenle bugünün çocuklarına en eğlenceli tatili de sunsanız onlar için pek bir anlam ifade etmeyecektir. Onlar dijital dünyada aktif bir üretici olabileceği bir tatil ister. Gerçek dünyada da dijitalde bulduğu o "keşfetme, başarma ve kontrol etme" duygusunu arar. Eğer gerçek dünya ona dijital dünyadan daha heyecan verici, daha dokunulabilir bir deneyim sunamazsa, çocuğun sığınağı yine ekranlar olacaktır.
Ebeveynlerin düştüğü ikinci hata, tatil başlar başlamaz cihazları ortadan kaldırıp evde adeta sıkı yönetim ilan etmektir. Yapılması gereken şey dijital diyeti dayatmak değil, alternatif dünyalar sunmaktır. Bu anlamda size önerebileceklerim:
- Ekran süresini "üretime" dönüştürün: Çocuğunuz ekrana bakacaksa, sadece tüketen olmasın. Yaz tatili, onun bir animasyon yapmayı, temel kodlamayı, dijital müzik üretmeyi ya da kendi yazdığı bir çocuk hikayesini dijital olarak resimlemeyi öğrenmesi için harika bir fırsat olsun.
- Doğa ile yeniden tanışmasını sağlayın: Bugünün çocuklarının en büyük eksikliği, "fiziksel dünya ile bağ kurma" yetisidir. Ekranı tamamen yasaklamadan ancak günün büyük bir kısmında toprağa dokunmak, kamp yapmak, denizin dalgasıyla mücadele etmek, hayvanlarla temas etmek, daha önce görmediği yerleri görmek ve elindeki dijital araçlarda buralarda yaşadıklarını kayıt altına almasını fırsat vermek tercih edeceği bir tatil olabilir.
- Sıkılmalarına fırsat verin: Çocukların sürekli yapılandırılmış bir aktivite içinde olmasına gerek yok. Bırakın biraz da sıkılsınlar. Unutmayın “yaratıcılık” sıkıntının doruk noktasında başlar.
Peki Çocuklarımız Böyle Bir Eğitim Sistemindeler mi?
Ne yazık ki hayır.
Mevcut eğitim sistemimiz, ne yazık ki hala çocukları ezbere dayalı testlerle, yaz tatillerinde bile peşlerini bırakmayan sınav hazırlık kurslarına mahkum ediyor.
Oysa yaz tatili, okulda öğrenilenlerin (eğer gerçek bir öğrenme yaşanmışsa) yaşamda kullanıldığı dönem olmalıdır. Eğitim sistemi çocuklara "şu kadar soru çöz" dememeli; bunun yerine kendi yaş grubuna uygun problemleri fark etmesini sağlamalı.
Bugünün çocukları için yaz tatili; ekran kapattırma savaşlarının yaşandığı bir gerilim filmine dönüşmesin.
Yaz tatili; teknolojinin doğru ve üretken yönetildiği, doğayla köprülerin yeniden kurulduğu, ezberci eğitimin baskısından uzaklaşıp yaşamı deneyimledikleri bütünsel bir gelişim dönemi olmalıdır.
Anlayana Gülmece
İlk Kim Buldu?
Rus fizikçiler yerin 100 metre altında bakir tel bulduklarını, bunun ise atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin olduğunu kanıtladığını duyurdular.
Bu olaydan 1 hafta sonra Amerikan gazetelerinde ilginç bir manşet. Amerikan bilim adamları yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiber optik hatlar bulduklarını, bunun ise, Amerikan toplumunun Ruslardan 1000 yıl öncesinde gelişmiş dijital haberleşme sistemleri olduğunu söylediler.
Bir hafta geçmeden Türk gazetelerinde yeni bir manşet. Türk bilim adamları yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını ve hiçbir şey bulamadıklarını, bunun ise atalarının 5000 yıl öncesinde cep telefonu ve kablosuz iletişim sistemlerine sahip oldukları sonucuna vardılar.
Okumuş muydunuz?
Hayatın en önemli derslerinden biri, yaptığımız şeyleri neden yaptığımızı anlamayı öğrenmektir.
Anthony Robbinns