Yeni Başlayan Çözüm Sürecine Dair Kendi İçimizdeki eleştiriler…

Kutlay Erk

Erhürman’ın Cumhurbaşkanı (CB) seçilmesinin ardından Kıbrıs sorunu çözüm süreci ile ilgili olumlu ve umutlu bekleyişler Kuzey Kıbrıs’ta ve uluslararası toplumda canlandı. Kıbrıs Rum lideri Hristodulidis ise CB Erhürman’a hodri meydan çekercesine “Hade hemen BM Ölçütlerinde görüşme için masaya oturalım dedi; “Ama beni hala daha telefonda da aramadı” gibilerinden de çocuksu çıkışlar yaptı çünkü CB Erhürman’ın seçilmesinin özellikle uluslararası siyasette ve uluslararası toplumda yarattığı olumlu ve iyimser havadan rahatsız oldu ve kendince çıkışlarla havayı kendi lehine değiştirmeye çalıştı…
Tutturamadı… Uluslararası siyaset ve uluslararası toplum, Annan Planı referandumu ve Crans-Montana Konferansı başarısızlıklarının tek sorumlusunun Kıbrıs Rum liderliği ve sürü psikolojisi ile liderinin peşinden giden Kıbrıs Rum halkı olduğunu unutmuş değildir. Dolayısıyla Hristodulidis’in CB Erhürman’a hodri meydan çekişinin Güney Kıbrıs dışında pek bir etkisi olmadı… CB Erhürman Hristodulidis ile BM Genel Sekreteri (BMGS) özel temsilcisi Holguin gözetiminde yaptığı ilk görüşmede müzakerelerin başlamasına dair metodolojik önerilerini yaptı. Bir söz vardır, “Beni bir defa kandırırsan senin hatan, iki defa kandırırsan benim hatam” diye… Annan Planı birinci idi, Crans-Montana Konferansı da ikinci idi… Üçüncü defa müzakere masasına oturulacaksa Kıbrıs Türk tarafı ilk iki deneyimin öğretisi ile oturacaktı; Erhürman da öyle yaptı. Çekirge bir sıçradı, iki sıçradı; üçüncüyü sıçrayamaz, sıçrayamamalı… Dolayısıyla Erhürman metodolojik öneriler yaptı ki bunların patent hakkı da BMGS’dedir. Sonuç odaklı, zaman tahditli ve BM kararlarının kabulünün teyidi şimdiki BMGS’nin yeni sürece dair Crans-Montana’dan sonra yaptığı açıklamalarıdır. Yeni sürecin gene Kıbrıs Rum liderliği ve/veya halkı tarafından başarısızlığa uğratılması sonucunda Kıbrıslı Türklerin şimdiki statüye geri dönmeyeceğinin müzakerelere başlamazdan önce teyit edilmesine dair CB Erhürman’ın metodolojik önerisi de Annan Planı referandumundan sonra dönemin BMGS Kofi Annan’ın yazdığı raporundan ilhamlıdır: “Bu sonuca göre, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlar anlamını yitirmiştir, isteyen üye devletler Kıbrıs Türk tarafı ile doğrudan ikili ilişkilere girebilir”. Tamam, o rapor BM Güvenlik Konseyince (BMGK) onaylanmadı; BM’nin arşivinden ve raflarından da atılmadı, söz gibi uçmadı, yazı olarak kaldı. Şimdi de CB Erhürman, Annan’ın bu tavsiyesinin yeni müzakere süreci başlangıcında taraflarca teyidini istiyor.

Hristodulidis, bu metodolojik önermelerden biri olan BMGK kararı kaynaklı siyasi eşitlik tarafını yarım olarak teyit etti; tamamlamak için Kıbrıs’ta kurulacak yeni yapının devlet başkanlığının dönüşümlü olmasını henüz teyit etmedi… Hani BM Ölçütlerinde hemen masaya oturmaya hazırdı?! Çekirge üçüncü defa zıplamaya niyetli; Kıbrıs Rum liderliği Kıbrıslı Türk tarafını üçüncü defa kandırmaya niyetli… İtibar görmeyince de gene CB Erhürman’nın görüşme masası konularından olan güven yaratıcı faaliyetlerde bulunmak bağlamında iki öneri yaptı… Biri Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs’taki sağlık hizmetlerinden yararlanması… Zaten yararlanıyorduk da Anastasiadis durdurdu; kaybettiğimiz eşeği Hristodulidis bulup getirmek vadediyor. İkincisi de Kıbrıs Rum tarafına ithal edilmiş malların Kuzey Kıbrıs’a da satışlardan KDV alınmaması şartı ile serbest dolaşıma girmesi, … Niye KDV alınmaması hassasiyetleri var?! Çünkü adı ne olursa olsun, vergi toplamak bir devlet kapasitesidir; dolayısıyla KKTC’de yapılacak satışlardan Kıbrıs Türk tarafı KDV alamaz…

Ben bu örneği Lefkoşa Türk Belediyesi’nde görev yaparken yaşadım… ABD Elçiliği Lefkoşa’nın iki belediyesine bir proje önerisi yapmıştı. Ara bölgede haftanın belirli bir gününde pazar yeri kurulsun, iki taraftan da mallar getirilsin, halk da alana giriş yapabilsin ve ortak bir pazar faaliyeti ile iki tarafın yakınlaşma ve kaynaşma sürecine ivme kazandırılsın… Kolay olmayacaktı ama biz LTB olarak tereddütsüz evet dedik; Güney Belediye başkanı pratik uygulama ile ilgili bir çok şart dayattı, pragmatik çözüm ürettik… Uzatmadan söyleyelim, sonunda satışlardan alınacak KDV’nin de Güney’e verilmesi koşulu geldi… Dedik ya, vergiyi devlet toplar, dolayısıyla onlar toplamış olacak. BM gözetimindeki ara bölgede yapılacak pazar faaliyetinden niye KDV alınsın dedik, Güney Belediye Başkanı murakıp-muhasip meslek erbabı olarak vergisiz pazar faaliyetini kabul edemeyeceğini söyledi. Çözüm olarak biz de BM’nin toplayacağı bir vergi oranı belirlemeyi ve vergiyi de iki taraflı projelerimizin finansman sağlayıcısı olan UNDP’nin toplamasını ve belediyelerimizin projelerini finanse etmekte kaynak olarak kullanarak toplanan verginin gene bizlere dönmesini önerdik. Güney Belediye Başkanı reddedemedi, kabul de edemedi; danışmak için izin istedi. Gitti, Dış İşleri Bakanı Yakovu ile görüştü; bize ret cevabı getirdi… Kıbrıs adasında vergiyi sadece kendileri toplayabilirmiş… Hatırlanacağı üzere, bu Yakovu AKEL’in Cumhurbaşkanı adayı da olmuştu. Evet, ABD Elçiliğinin projesi yattı… Sonucun bu olacağını öngörebildiğimiz için de biz hesaplı risk alarak bu projenin hayata geçirilmesi için hep pragmatik karşı öneriler yaptık.

Dolayısıyla, Hristodulidis’in güven artırıcı öneri diye yaptığı önerinin KDV koşullu olmasının “yapayım da olmasın” nitelikli olduğunun resmidir. CB Erhürman önerisi olan U-14 yaş grubu gençlerin maçlar yapmasını da kabul etmedi; marifet mazaret yaratmak değil, pragmatik çözümler bulmaktır. Bu Hristodulidis hep genel geçer söylemlerle maçı idare etmeye çalışacak, müzakere masasını da böyle laga-lugalarla oyalamaya çalışacaktır. CB Erhürman’ın metodolojik önerilerini kabul ve teyit etmesi hoş bir sürpriz olacak, kabul ederse eğer… Hele şimdi AB Dönem Başkanı da oldu ya, kendi halkına ve bizlere havasını atacak… Ancak, AB Dönem Başkanlığı sembolik bir görev sürecidir. Her gelen etkili projelerini uygulamaya kalkışsa, her altı ayda AB’nin çalışma düzeni ve kapsamı değişir; yok öyle bir AB olgusu…

Bütün bunları niye yazıyorum, anlatıyorum?! Vay da CB Erhürman  ön şartlar koydu, federal çözümden caydı, açıklamaları çok belirgin bir duruşu ifade etmiyor diye eleştirenlerimiz var… Vay da CTP Başkanı Sıla Usar İncirli Türkiye’de iki gazetede çıkan açıklamaları CTP’nin federal çözümden saptığı anlamına geliyor diye yorum yapanlar var… Halbuki her ikisinin de çözüm vizyonu var ve bellidir. Vay da Hristodulidis BM Ölçütlerinden kaçınıyor diyen yok… Vay da bu Kıbrıs Rum liderlikleri geçmiş iki deneyimde de böyle hayişkardı çözüm için ama biri Talat, diğer Akıncı karşısında gerçek yüzünü gösterdi diyenler yok… Çözüm sürecinin müzakere masası altı başlıkta tartışılacak ve uyumlaşmalar, ortaklaşmalar aranacak… Yani bir pazarlık süreci olacak, al-ver olacak… Bir arsa satın almaya gittiğimizde dahi karşılıklı pazarlıklar ile sonuca ulaşmak isteriz ve ilk konuşmaya arsa fiyatı ile ilgili son rakamla başlamayız… Dolayısıyla, CB Erhürman ne kadar şeffaf olacak dese de müzakere masasına ilk oturduğunda koydukları ile, aşama aşama koydukları arasında, karşı taraftan aldıklarına bağlı olarak değişimler yapacaktır. Bu sürecin şeffaflığı saydam cam gibi olamaz; olursa da “Vay da sen bizi sattın” denilecek pazarlık sonucu aldığına karşılık verdiğinden dolayı. Sürecin rahat çalışabilmesi için de 5+1 müzakereler adada değil de ada haricinde yapılacak.

Yeni süreç başladı-başlıyor gibi… BMGS’nin de dediği gibi çok hassas bir süreç olacak tüm taraflar için… Kıbrıslıların liderleri kendi temsil ettikleri halkların hak ve çıkarlarını azamide elde etmek için masaya oturacak, pazarlıklar sonucu varabilecekleri uyumlu sonuca varacaklar. Beklentimiz somut ve olumlu sonuçtur. Gözümüz kendi liderimizde olacak, karşı tarafın liderini de izlemekten ve yorumlamaktan kaçınmadan, ihmal etmeden… Hep kendi liderimiz üzerinden eleştiri yapmak, karşı tarafın liderini masada rahatlatıp daha güçlü hissettirecektir. Kıbrıs Rum liderliği de halkı da bilecektir ki çekirge üçüncü defa zıplayamayacak, Kıbrıs Türk halkını üçüncü defa kandıramayacaklar ve bu sürecin sonucu BMGS’nin de dediği gibi “BİR ÇÖZÜM odaklı olacak, ya BM Ölçütlerinde ya da Kofi Annan’ın raporunda yazdığı gibi bir ilhamın yaratacağı BİR çözüm… Kendimiz için de, adanın tamamı için de ve adanın tamamında kendi hak ettiklerimizi alacak bir çözüm.