YENİ BAŞLANGIÇ...

Kutlay Erk

Kıbrıs sorunu görüşme süreci yeniden başladı; liderler ve ekipleri BMGS’nin temsilcisi Eide ile birlikte masaya oturdu. Şimdi sıra ‘çözüm süreci’ni işletmekte, ‘çözüm’e gitmekte, Kıbrıs’ta ‘sürdürülebilir barış’a ulaşmakta. Olası mı? Nere gitse gelse olacak; umut bir an önce olması... Kaç kez böyle söylendi bilinmez, umut bu kez son olması... 

Son kez olur mu?
Kıbrıs Türk tarafına bakılırsa, ‘son kez’ olmasını isteyen bir dinamik var; Eroğlu gitti, Akıncı geldi, hükümette CTP-BG var, ‘Barış Güçleri’ halen canlı ve ayakta... Statükocular dağınık, şimdi lidersiz de kaldı...
Kıbrıs Rum tarafına bakılırsa, ‘son kez’ olacağından korkan bir dinamik var; Kıbrıslı Türklerle eşit siyasal taraf olacakları bir federal çözüme pek hazır değiller ama, başka türlüsünü istemek olası değil, süreci oyalamak da ‘taksim’e bile gidebilir...

Türkiye’nin sürece destek olacağı, Yunanistan’ın ise kendi derdinden başka dertlerle uğraşmaya takati olmadığı anlaşılıyor. BM süreci tetiklemekte zaman kaybetmedi, program yerine geçebilecek hedef tarihlerden bile söz etti. AB ve ABD, BM’nin misyonuna destek veriyor. Oluşan olumlu iklim nedeniyle ‘Rum yanlısı’ olarak görülebilen BM Güvenlik Konseyi’nin üç devamlı üye ülkeleri Rusya, Çin ve Fransa da etkisiz unsur durumunda...

Dolayısıyla, sürecin ilerlemesinde ve başarılı sonuçlanmasında kilit unsur Güney Kıbrıs’dır. Anastasiadis 2004 referandumu dönemindeki politik kişiliğine henüz dönmüş değil; DIKO, EDEK gibi statükocu ve sertlik yanlısı siyasi partiler 2004 referandumu dönemindeki politik kişiliklerinden hiç dönmüş değil. AKEL ‘hem ağlar, hem gider’ havalarında... Yani yeni başlayan sürecin sürdürülmesinde sahiplenme eksikliği var ve “Hayır” cephesi hareketlenmeye de başladı...

Nisan 2004 referandumunun öncesinde de durum benzerdi; çözümü sahiplenenler sessiz kaldı, çözümsüzlüğü isteyenler de kilisenin etkili “Hayır” kampanyası ile bağır-bağır idi. O zamanlar Kuzey’de Denktaş, iç tribünlere karşı yapacağı birşey olmadığını anlayınca dış tribün olarak gördüğü Türkiye içine yönelmişti ama sonuç alamamıştı. Görüşmelerde inisiyatifi alan Kıbrıslı Türk lider pozisyonuna geçen Talat karşısında dış tribünleri kaybeden Papadopulos da iç tribünleri galeyana getirmek için televizyonda ağladı. Bu ortamda yapılan referandumda Kuzey “evet, Güney “Hayır” dedi...

Şimdi yeni başlayan süreç geçmişin kopyası olacak değil ama Eroğlu gidince dış tribünlere karşı zora giren Anastasiadis’in şimdiden başlatılmış olan ‘Hayır’ kampanyasına ne kadar istekli direnç koyacağı da meçhul. Kilisenin bu kampanyadaki katılımcılığı da meçhul ama görüntüye girmesi sürpriz olmayacak. Evet, Güney’de ‘son kez korkusu’ dinamiği var ama bu dinamik henüz ‘Hayır deme cesareti’ni altetmiş değildir.

Yani, bu yeni başlangıçta tedirginlik veren taraf Güney... Önyargılı olmadan izlemek gerek... Eğer süreç devam ederken Güney’de çözüm taraftarlarının sesi statükocuları bastırabilirse, sertlik yanlısı siyasi partiler etkisiz unsur haline gelebilirse, Anastasiadis Rusya, Fransa, Çin ziyaretleri yapma yerine görüşme masasına yoğunlaşırsa, olumlu sonuç için umutlu olmak olası... Görüşme süreci içinde kamu tepkisi oluşturmak startejisi ile görüşmelerin içeriği basına sızdırlmazsa, umutlu olmak gerek... Liderler ve temsilcileri kamuoyuna az ve öz konuşursa, umutlu olmak yanlış olmayacak... Her iki tarafın statükocularının deneyeceği tahriklere genel kamuoyu kapılmazsa, umutlu olmak doğru olacak...

‘Son kez’ sendromu ile başlayan ‘Yeni başlangıç’ iyimserlik yarattı ama ihtiyatlı iyimserlik demek daha doğru olacak... İhtiyatlı olma nedeni de Güney’dir. Elbette, Kuzey’de süreçle ilgili hiç bir olumsuzluk yoktur demek doğru değil, elbette Kuzey’in statüko bekçileri eli boş oturmayacak ama barış güçlerinin sürece eylemli hakimiyeti onların baskın olmasını önleyecektir. Dert, Güney’in liderinin güven yaratmasına ihtiyaç duyulmasından, statükocularının da hemen işe koyulmuş olmalarından kaynaklanıyor.
Yeniden başlayan görüşme süreci olumlu iklimle sürsün ve bitsin; Akıncı’nın dediği gibi “hedef hızlı çözüm” olsun...