YEDİLER…

Kutlay Erk

Bir yıllık aradan sonra Kıbrıslı Türk ve Rum liderler “ne olacak bu Kıbrıs sorunu görüşme sürecinin hali?” konusuna teğet değmek üzere bir araya geldi, yemek yedi.
Eroğlu zaten oldu – bitti Kıbrıs sorunundan kaçan biri, hele ki UBP’de bu haller yaşanırken, yapacak başka işi mi yok da ilgi duymadığı bir konu için zaman ve enerji harcasın?
Anastasiadis zaten DIKO ile anlaştığında Kıbrıs sorununda ilerleme yapmamayı da kabullenmiş olmalı; hele ki derin ekonomik sorunlar da varken, yapacak başka işi mi yok da kendini zincirlediği bir konu için zaman ve enerji harcasın?
BM’ye gelince… Kıbrıs sorunundan bıktı – usandı, harcadığı mali ve insan kaynaklarına yanıyor… Yapacak o kadar işi varken, bir de şımartılmış Kıbrıslı liderlerin oyuncağı mı olacak?
AB’de durum daha farklı… Ekonomik sorunlarla boğuşmakta… Hem üyelik girişinde, hem de ekonomik sorun sürecinde yalanlarıyla boğuştuğu ve kendi halklarının vergisi ile Rusların parasının aklandığı Kıbrıs bankalarını kurtarmak zorunda kalışı, “Kendim ettim – kendim buldum” dediği Kıbrıslı Rumlara tahammülünü de sempatisini de tüketmiş... “Başınıza ne gelirse çekin” havası…
Ama işin gelip dayandığı nokta, hidrokarbon yatakları… Durum, “Ne olacak bu Kıbrıs sorunun hali?” olmaktan çıkmış, “Ne olacak bu hidrokarbon yataklarının üleşimi?” haline gelmiş… İştahı kabarmış çok uluslu şirketler “bir şekilde çözülsün artık” diye bastırıyor.
Bu noktada ABD ve İngiltere devrede, Türkiye istekli, AB de enerji konusunda biraz soluklanacak… Rus’u, israil’i, Çin’i de pay alacak… Yani Kıbrıs sorunu artık çözülmeli. Bunun için de görüşme sürecinin başlaması ve iki isteksiz liderin bir araya gelmesi gerek… BM gene görev başına… Ama şımarık Kıbrıslı liderlerden dolayı da başına gelmedik kalmadı…
Eroğlu, Anastasidis’in isteksizliğini sezdi ya, “hemen şimdi başlayalım, bu yıl bitirelim” diyor, BM’nin gözünün içine baka - baka dalga geçiyor. Ona “şu kağıda istediğin anlaşmayı yaz, herkes imzalamaya razı” deseler, kağıdı yırtıp atacak. Anastasiadis’de numara daha çok… 29 Mayıs olmaz, İstanbul’un fetih tarihi imiş… Yemek de sosyal olacakmış, Kıbrıs sorunu ile ilgili konuşmaya ne gerek var … Hem Downer’i de sevmemeye başlamış artık, iş yapacak diye uğraşıp duruyormuş… Daha önceki liderlerin görüşme sonuçlarını özetleyen ve kayıt altına alan 77 sayfalık rapor da nerden çıktı?!. Gerçi bu raporu hazırlamasını Downer’den Anastasiadis istemiş ama gene de Downer’le olmaz…  “Akıllı lafını deliye söyletir” derler ya, Güney’de “BM Downer’i çeksin, yeni birini atasın” korosu sahne aldı. Anastasiadis ayrıca, baştan başlamak istiyor; ne Annan Planı, ne de daha önceki liderlerin bıraktığı yerden. Dolayısıyla yeni bir BM temsilcisi de iyi olur, ama  “eski ve bildik” Eroğlu da kalmak koşuluyla.      
Liderler yemek yedi… Açıklama yok… İkisi de, bu yaklaşımları ile halklarıyla alay ediyor. BM ile alay etmelerine BM ne kadar izin verdi bilinmiyor. Aslında, BM’nin parası ile Kıbrıslıların zamanını ve umudunu yediler. Masada Kıbrıslıların geleceği ve kaderi vardı ve liderler bunu iştahla yedi. Masada Kıbrıslıların hak ve çıkarları vardı, yiyip tükettiler…
Bu aşamada Kıbrıslıların umudu, çok uluslu şirketlerin “çare bul” deyip yola koştuğu uluslar arası emperyal güçlerin girişimlerinde kaldı… Amerika ve İngiltere yollarda… Kıbrıslıların umudu var ama gücünü kullanma gibi bir niyeti yok… Kıbrıslılar kendi liderlerini salma bırakmış, onlar da keyfine göre takılıyor…
Eroğlu UBP’nin içini karıştırsın, partilileri bir birine çarpsın, partilerini bölsün, kendine destek toplasın, yeniden Cumhurbaşkanı adayı çıksın; dört işlem tamam. Anastasiadis de, ekonomik sorunlar türevinden yola çıkıp, DIKO entegrasyonlu politikalarla zaman elde etmekte; iki işlem tamam. Sonuç ise sıfıra sıfır, elde var sıfır…
Nereye kadar? Ya bu uluslar arası emperyal güçlerin baskısı ile ve onların ve işbirlikçilerinin hak ve çıkarlarının gözetildiği bir anlaşma taraflara dayatılana kadar, ya da Kıbrıs’ın halkları “ben varım, özne benim, siz benim dediğimi yapacaksınız” diyene kadar…
Yenilen yenildi. Kıbrıslıların iki neslinin hayatı tüketildi. Dahasına Kıbrıslılar karar verecek… Ya doğal gazla kafa bulmuş emperyal iştahların sarhoş masasında meze ve yemek olacak, ya şımarık liderlerin oyuncağı,  ya da kendi geleceğinin efendisi olmak için gücünü ve dişini gösterecek.
Başlama tarihi mi? Liderler yemekten bir tarihle çıkmadı. 29 Temmuz halkların başlama tarihi olabilir, eğer Kıbrıslı Türkler 28 Temmuz günü CTP’yi tek başına hükümete gönderir ve orda iktidar olması için de sahiplenirse…