Yazdıysa bozsun!

Cenk Mutluyakalı

Bir internet gazetesi –muhtemelen daha fazla görünürlük ve erişim için– her gün bir siyasetçinin fotoğrafını yayınlayarak soruyor: “Yeni seçimde oy vermeyi düşünür müsünüz?

Ünal Üstel için soruldu bu kez...
O an 500’den fazla yorum vardı…
Baktım.
İlk gördüğüm “Allah yazdıysa bozsun” oldu.

Nasıl bir öfke boşalması öyle…

Diploma krizi...
Hastanede çocuk ölümleri...
Yolsuzluk...
Rüşvet...
Çeteleşme, mafyalaşma...
Milliyetçi gözüküp her haltı yerler...
Bunları görüp de bilip de oy verecek varsa pes yani…”

Öyle arada tek tük destek mesajları olsa da…
Çok büyük çoğunluk “elimi kırarım da oy vermem” kararlılığında…

***
Ne kadar da düşündürücü, hazin hatta dehşet bir tabloyla yüz yüzeyiz.

Beş altı ay sonra büyük çoğunluğu o koltuklarda yer almayacak, hatta kimileri belki hapse girecek isimler; bugün ülkenin geleceğine dair geri dönüşü zor kararlar alıyor.

Üstelik çeyrek asırlık etkiler yaratacak imzalar atarak…

Orman arazileri devrediliyor.
Yurttaşlık kararları özel pazarlıkların mezesi oluyor.
Yüzde 64 oyla seçilmiş lidere laf yetiştiriliyor.
Kamu kadroları yandaşlarla dolduruluyor.
Kumarhane izinleri genişletiliyor.
Tıpta uzmanlık iki dudağın arasına bırakılıyor.
Yönetim anlayışı, hukuk devleti değil; imtiyaz dağıtma mekanizması gibi işliyor.

***
Grev yerindeki işçileri ziyaret eden bir bakan, “Ben açık konuşayım, işveren tarafı sendikayı istemiyor. Sendikayla ben görüşmem diyor. Bu bir şirket politikasıdır, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz” diyebiliyor.

Bu “devlet”in yasalarına uymak, “şirket” politikalarına kalıyor!

Düşünsenize bunlar, internet altyapımızın tamamını ve hepimizin verilerini, hem de ihalesiz, bir yabancı şirkete devrediyorlar.

Yarın, öbür gün, birileri sizin internetinizi de keserse eğer...
"Şirket” politikasıdır (!)
“Beğenir ya da beğenmezsiniz…” (!)

Öyle siz de ileri geri yazışmalar yapmayacaktınız (!)

Siz daha Meclis'e getirmeden, Ankara’da onaylanan, imzalanan bir “protokol” bu üstelik!

Egemen eşitlik” üzerinden söz oyunu bu kadar… Senin eşitliğine, iradene, karar alma süreçlerine aldıran yok.

Olanca “kuklalığınla” ne bir şirkete sözün geçiyor ne de seni tanıdığını iddia eden tek ülkenin yönetimine...

İnsanlar, “dokunulmazlıklarının kalkmasını ve yargılanmalarını bekliyoruz” diyor…

Bu halkın eli yapışacak yakalarına, az kaldı.
O yüzden kaçıyorlar.
O yüzden korkuyorlar.
O yüzden vatana, millete, bayrağa sarılıyorlar.

Devire devire!
Dağıta dağıta!
Kirlete kirlete!