YASLI DENİZ MANZARASI

Neşe Yaşın

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken Girne’yi görmenin bir hayal olduğunu anımsıyorum. Kıbrıslı Rumlar için bu çok daha uzun bir zamana yayılan bir hayal olmuştur sonraları. Kudüs kadar kutsal bir şehir haline gelebilmiştir Girne. Küçük bir kızdım ve Saint Hilarion kalesine çıkıp oradan denize, küçük, şirin bir kasaba olan Girne’ye baktığımızı anımsıyorum. Boğaz piknik alanında buluşulurdu aile dostlarıyla, ardından da kaleye çıkılırdı. Uzak ve ulaşılmaz olmanın cazibesini kendi doğal cazibesine katardı Girne. Sonraları Kıbrıslı Rumların Gönyeli üzerinden konvoy halinde Girne’ye gittiği bir dönem yaşandı. Birleşmiş Milletler askerleri eşlik ederdi konvoya. Bir kez Girne yolunda konvoyun içine karıştığımızı anımsıyorum. Bir BM askeri bizi durdurmuş ve Kıbrıslı Rum olmadığımızı anlayınca “ Are you Ottomans?” (Siz Osmanlı mısınız?) diye sormuştu. Bunu anımsayınca çok gülerim.

Boğaz’ı geçip köşeyi dönünce birden deniz karşına çıkar ya hep mutluluk demek olmuştu bu benim için. Geçen haftaya kadar böyleydi daha doğrusu.  Geçen hafta Işık Kitabevi konuğu, sevgili arkadaşım Latife Tekin’i Girne tarafına götürürken denizi görür görmez derin bir acı hissettim. Kalbim, ruhum, bedenim şaştı. O denize bakarken hissettiğim ilk acı değildi bu ama öylesine taze, öylesine şiddetli ve kabul edilemezdi ki.” Tarifsiz kederler içindeyim” dedirten cinsten. Tanık olduğumuz deniz cinayetinin dalgaları hala savruluyor içimde. Bu yas çok uzun süre, benimle, bizimle kalacak biliyorum bunu. Böyle zamanlarda yaşıyor, yiyip içip geziyor olmaktan gizli bir utanç duyar insan. Hayat boğazında düğümlenen bir acı haline gelir. Düşüp düşüp yeniden ayağa kalkarak yola devam ettiğimiz bir deneyim zaten yaşamak. Kolektif bir yası yeterince tutmak, kaybedilenlerin anısını saygı ve değerbilirlikle yaşatmak, toplumsal belleğe kazınan bu travmayı atlatmak için gerekli çalışmaları yapmak özellikle kayıp yakınlarına psikolojik destek vermek önemli.

121 yolcunun öldüğü Helios uçak kazasından sonra Üniversitede çok sevdiğim bir öğrencimin de bu kazada anne ve babasını yitirdiğini öğrenmiştim. Küçük kardeşiyle birlikte akrabaları ile yaşamaya başlamışlardı. Ona bakarken içimi dolduran acıyı gizlemeye çalışıyordum. Kazanın üzerinden bir süre geçmişti ve bana uçak kazasında anne babasını yitirmiş bir çocuk değil de sadece anne babası ölmüş bir çocuk olarak kabul edilmek istediğini söylemişti. Pek çok çocuk annesiz babasız olabilir ama bir uçak kazası ile ilişkilendirilmek daha da acı verici. O dönemde Kıbrıs’ın güneyindeki terapistlerin mobilize edildiğini anımsıyorum. Başa çıkılması çok zor acılar bunlar ama bireysel ve kolektif yaslar ve geriye kalanların hayatını sürdürmesi konusunda da hiçbir konuda olmadığı kadar deneyim var dünyada. Sanat, edebiyat, müzik hep devrede olmuş bunun için.

Kötü haberler almaktan öylesine bıkmış durumdayım ki son sıralar. Hep söylerim hayatı en çok sevenler onun acılarından en derinden etkilenenlerdir diye. Bir arkadaşım geçenlerde “Hayatta kalabildiğimiz için sevinç duymamız gereken bir dönemdeyiz adeta” demişti. Bir yanda büyük bir pazara dönüşen gençliği ve yaşamı uzatma çılgınlığı diğer yandan gençlerden bile işitilen türlü sağlık sorunları, adını ilk kez işittiğimiz bazı hastalıklar.

Kovid sonrası gelen adrenalin patlamasıyla hareketlenen sosyal yaşamlar ve onların kısa videolar halinde önümüzden akmasıyla karşı karşıyayız. Klavyeler üzerinde kayıp duran parmaklar soluk soluğa kötülüyor, yargılıyor linç ediyor.

Bir yanda azıya almış bir adaletsizlik diğer yanda da bunun karşısında afallamış halde mücadele etmeye çalışan iyiler. Her an her alanda parçası ya da tanığıyız bunların.

Bazen uzun anlatılar kurarak konuşmaya çalışan geçmiş kuşakların yeni kuşakların sabırsız ve hızlı temposu ile çatışmasına tanık oluyorum. Televizyonda bir YouTube yorumcusunu izliyordum ve oğlum bu tonda bir konuşmayı nasıl sabırla izleyebildiğime hayret etmiş hızlandırma modunu kullanmamı önermişti. Doğrusunu söylemek gerekirse arada yapıyorum bunu. Vakit kazanmak istiyorum çünkü.

Ben çapraz okuma yapan biriyimdir. Kâğıt üzerinde bazen bütün bir paragrafı bir anda algılayabilirim. Çok hızlı okurum bu yüzden. Geçmişte çok okumuş olmanın getirdiği bir yetenek olmalı bu. Oysa dünyanın ihtiyacı olan yavaşlık artık. Sessizlik, bazı durumlarda susmayı bilmek öylesine önemli ki. Fast food gibi fast pain var şimdilerde. Yas süreleri de kısalıyor. Bir acının yasını tutamamışken bir yenisi giriyor devreye.

 Denize bakarken duyduğum derin acı ne kadar devam edecek bilmiyorum. Ruh sağlığımızı bir biçimde korumak, çocuklara daha aydınlık gelecekler devretmek zorundayız. Birbirimize tutunmak, dayanışma içinde olmak çok önemli bu yüzden.