Yaşasın futbol (!)

Erdinç Gündüz


Futbolda tatil dönemine girilDİ.   Türkiye’de olduğu gibi çoğu Avrupa ülkesinde de şampiyonlar belli oldu.

Nedendir bilmem, TV’deki karşılaşmaları –özellikle Türkiye- pek de zevk alarak izlemedim ben bu yıl.  Maç izlerken başka başka şeylere takmış olmamdandır diye düşünüyorum. 

Türkiye’de futbol da, diğer birçok şey gibi, spor olmaktan çıkmış bir başka şey olmuş sanki. İlle de kazanılması  gereken bir  ‘savaş’a dönüştürülmüş.  Hem de,  ne pahasına olursa olsun kazanılması gereken bir savaş...

Bazı saptamalarımı sıraladım.   Bunu yaparken işin sırrının da çözdüm (!!!).  Bilmem... Belki katılırsınız, belki katılmazsınız...

‘Başkan’ dediğin,
• Muhakkak çok zengin olmalı.  (Hükümetle de sıkı fıkıysa tercih nedenidir. )
• Çok sert ve hatta dangalak olmalı. Efendi Başkan işe yaramaz.
• Her fırsat bulduğunda en büyük rakiplerine saldırmalı. (Karşılığı da gelecektir. Buna da hazırlıklı olmalı.)
• Önemli karşılaşmalar öncesinde, Federasyona ve de Hakemlere yüklenmeli, onları baskı altına alabilmeli.
• Zaman zaman,  takımda kimin oynayıp kimin oynamayacağına karar verebilmeli.
• Tek ve tek hedefi, takımı, her ne pahasına olursa olsun şampiyon yapmak olmalı.

***

‘Teknik Direktör’ dediğin,
• Başkan’ın bir dediğini iki  etmemeli, haddini bilmeli.
• Maç için hazırladığı takımın kadrosu için Başkan’dan muhakkak onay almalı.
• Galibiyetlerin kendisinin bir başarısı, mağlubiyetlerin Hakemlerin suçu olduğunu haykırmayı bilmeli.
• Yenilgilerde seyirci protestolarını hazmedip yutabilmeli.

***

‘Oyuncu’ dediğin ,
• Sırtını, Teknik Direktöre değil Başkan’a dayaması gerektiğini bilmeli.
• Seyircini çok iyi tanımalı. Nelerden hoşlandığını bilmeli. Sahada ona göre hareket etmeli.
• Topu kaybetti mi, yerde yatıp uzun süre avazının çıktığı bağırmalı. ( Sonra kalkıp hiçbir  şey olmamış gibi koşmalı.)
• Gol kaçırdı mı kendini artistik bir şekilde yere atmayı ve penaltı beklemeyi bilmeli.
• Arada bir Hakem’e ellerini, kollarını sallamalı, hatta küfür etmeli.
• Her maç öncesinde okunan İstiklal Marşı’nı ezbere bilmeli ve okumalı. (En azından okur gibi yapmalı.)
• Yabancı ise, kısa sürede Türk futbolunu, Türk futbolcusunu ve hakemini  iyi tanımalı; Türk küfürlerini öğrenmeli, Türk gibi olmayı becerebilmeli.
• Yabancı ise ve de gönüllerde taht kurmak istiyorsa, İstiklal Marşı sırasında, o da okuyormuş gibi dudaklarını oynatmalı.


***

‘Seyirci’ dediğin,
• Türkçenin en güzel küfürlerinin hepsini ezbere bilmeli.
• Rakip futbolcunun, anasını, babasını, eşini, çocuğunun hatta yedi sülalesini yakından tanımalı !), bilmeli (!).
• Aynı şekilde, Hakem’in de...
• Küfür Koro’sunun bir üyesi olmalı.
• Bir kavga olasılığına hep hazır olmalı,  dili ni, yumruklarını da ayaklarını da kullanma yeteneği olmalı.
• Maça giderken üzerinde,  gerektiğinde sahaya fırlatabileceği,  bıçak, çakmak, bozuk vb. maddeler bulundurmalı.
• Her karşılaşma öncesinde okunan İstiklal Marşı’nı ezbere bilmeli.

İyi pazarlar tümünüze.