Yaşasın basılı gazeteler!

Serhat İncirli

Mesleğe başladığımda “internet” diye bir şey yoktu!
Hatta “bilgisayar vardı” ama gazetenin sayfaları şimdiki gibi dijital ortamda veya bilgisayar ortamında hazırlanmıyordu!

-*-*-

Hatta bizden önceki nesil bambaşkaydı!

-*-*-

Daktiloyu yetişenlerdenim!
Sonra teknoloji çok hızlı gelişti.

-*-*-

Dev gibi bilgisayardan – minicik kutulardaki bilgisayarlara geçilirken, ayak uydurmakta zorlandığımız bir “dijitalleşme” yaşandı ve “basılı gazete” YENİLDİ!

-*-*-

Hele fotoğrafçılık, inanılmaz bir hızla dijitalleşti, şimdi nostaljik takılan bir akımın geliştiği ve eskiye dönüş modasının yayıldığı falan söyleniyor!

-*-*-

Haaaa hala o gazeteyi elinde tutup da okumak isteyenler var mı?
Vardır!

-*-*-

Ama satış rakamları düştü.
Dağıtım şirketleri küçüldü falan…

-*-*-

Basılı gazetelerle dijital gazeteleri kıyaslarsak, her açıdan avantaj “dijital”dedir!

-*-*-

Yer sorunu yoktur!
Anında haber girilebilir!
Haber gelişirse yine aynı anda gelişmeler yazılabilir!
Daha masrafsızdır…
Ve daha çok avantajı vardır…
Uzun uzadıya anlatmaya gerek yok!

-*-*-

Birçok kaynağa göre mesela basılı gazete ile dijital gazete arasındaki temel farklar hız, etkileşim, maliyet ve erişilebilirliktir. 

-*-*-

Basılı gazeteler günlük fiziksel habercilik sunarken, dijital gazeteler anlık güncellemeler, videolar ve okuyucu yorumları gibi multimedya içeriklerle daha geniş kitlelere ulaşır. 

-*-*-

Dijital yayıncılık daha düşük maliyetli ve çevre dostu iken, basılı medya daha nostaljik ve odaklı bir okuma deneyimi sunar. 

-*-*-

Yani mesela yapay zeka açıklamasıdır; “… dijital gazeteler anlık bilgi akışı için avantajlıyken, basılı gazeteler derinlemesine okuma ve nostaljik değer sunar.”

-*-*-

Şu soruyu mutlaka sormak zorundayım; “basılı gazete ile dijital gazete arasında; basılı olan lehine en büyük avantaj nedir?”
Bir tek düğmeyle silemezsiniz!
Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Hala ve inatla diyorum ki, yaşasın basılı gazete!
Kafa eski mi?
Eski ama olsun!

-*-*-

Haaaa, bu arada eklemek lazım!
Orta Doğu’daki, İran’daki, Hürmüz’deki savaşın şiddeti artar ve hep söz edilen meşhur dijital iletişim ağı zarar görürse mi?
Siz yanıt verin!


Olman da Rum veterinerler bizim ineklere iğne salar!

Bizimkiler Pile’de kahramanlık taslarken, bizi ilgilendiren çok önemli iki haber okuduk…

-*-*-

Birinci haber şu:

-*-*-

“Avrupa Elektrik İletim Sistemi Operatörleri Ağı (ENTSO-E), Kıbrıs ile Türkiye arasında planlanan elektrik kablosunun kıta genelindeki on yıllık kalkınma planına dahil edileceği yönündeki önerileri reddetti.

-*-*-

“ENTSO-E, Kıbrıs’ı bağlayan tek enterkonnekte projenin, tamamlanması halinde Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail elektrik şebekelerini birbirine bağlayacak olan “Great Sea Interconnector” olduğunu açıkladı.”

-*-*-

“Kurum, bu projenin Avrupa Birliği hukukuna uygun olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Kıbrıs Cumhuriyeti iletim sistemi operatörünün onayı olmadan önerilen veya geliştirilen hiçbir proje plana dahil edilmeyecektir” denildi. Ayrıca, AB yasalarına göre Kıbrıs’ın tek yetkili iletim sistemi operatörünün Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu belirtildi.”

-*-*-

Şimdi ben de diyorum ki; “haydi, Pile’de iki mandraya üç Rum veterineri sokmamak için 14 tankı sınıra sürdünüz; gelin Türkiye ile KKTC arasında 60 – 70 kilometrelik kabloyu çekin!
Haydi!
Buyurun!
Yemez mi?
Yemez!

-*-*-

Gelelim ikinci habere…
Cyprus Mail yazdı… 
Haber özetle şöyle:

-*-*-

“Avrupa Parlamentosu, son raporunda Türkiye’ye, Kıbrıs Türk toplumuna kendi siyasi yolunu çizebilmesi için “gerekli alanı tanıma” çağrısında bulundu.”

-*-*-

“Raporda, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere “adanın meşru topluluğu” olarak hareket edebilecekleri bir alan tanıması gerektiği belirtildi ve Kıbrıslı Türklerin siyasi katılımının Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapısı açısından temel öneme sahip olduğu vurgulandı.”

-*-*-

“Bu bağlamda raporda, Kıbrıs sorununun çözümünü kolaylaştırmak amacıyla Avrupa Komisyonu’nun “Kıbrıslı Türk topluluğuyla ilişkilerini geliştirme çabalarını artırması” da talep edildi.” 

-*-*-

“Ayrıca raporda, Kıbrıs sorunu ile ilgili çabalarında tüm ilgili taraflara “daha cesur bir yaklaşım sergilemeleri” çağrısında bulundu ve Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra “AB hukukunun adanın tamamında uygulanması gerekliliğini” vurguladı.”

-*-*-

Şu ifadeye dikkatinizi çekmek istiyorum: “… Türkiye’nin, Kıbrıslı Türklere, adanın meşru topluluğu olarak hareket edebilecekleri bir alan tanıması gerekir…”

-*-*-

Bu ne demektir?
Birincisi, “Türkiye, Kıbrıslı Türk toplumunu adanın meşru topluluğu olmaktan alıkoymaktadır… 
İkincisi, bundan vazgeçmeli ve bir alan tanımalıdır… 

-*-*-

Yok yok!
14 tank yetmez!
Siz bence Pile’ye uçak falan da gönderin!
Kıbrıslı da der, “… olman da Rum veterinerler bizim ineklere iğne salar!”

-*-*-

Efendim biz Avrupa’nın raporunu maporunu vapurunu tanımıyoruz!
Sallamıyoruz!
Arkamızda anavatanımız var!
Tamaaaam, bir şey demedim ki!
Okuyun ve saldırın diye yazdım sadece!
Hücuuuum!

-*-*-

Ha bir de millete gaz vermeyi ihmal etmeyin; yenildiğinizi, ezildiğinizi, her alanda kaybettiğinizi anlamasınlar!


Erken seçim!

Herkesin siyaseti çok iyi hatta en iyi bildiği ülkelerden biri KKTC’dir!
Haliyle biz de “bilen” olmak zorundayız!

-*-*-

Hatta bilmesek bile, yapay zeka motorlarından birine sorarız!

-*-*-

Neyi mi sorarız?
Mesela şu soruyu?

-*-*-

“Bir siyasi parti sürekli oy kaybediyorsa, erken seçime gitmek istemesi normal mi? Doğru bir siyaset mi?”

-*-*-

Yapay zeka yanıt vermeden ben vereyim; şu anda acayip oy kaybı yaşayan iktidardaki üç partinin de erken seçim için ağlayıp yırtınması gerekir!

-*-*-

Ve gelelim yapay zekanın yukarıdaki soruya yanıtına:
Aynen aktarıyorum:
Kısa cevap: Genelde hayır, pek “normal” ya da rasyonel bir hamle sayılmaz—ama bazı özel durumlarda mantıklı olabilir.

-*-*-

Biraz açalım:
Neden genelde mantıksız görünür?
Bir parti sürekli oy kaybediyorsa, erken seçim demek:
Mevcut zayıf durumunu resmileştirmek anlamına gelir. Rakiplere avantaj vermek demektir. Seçmenin “zaten düşüştesin” algısını güçlendirir.

-*-*-

Bu yüzden klasik siyasi akıl şunu der:
“Toparlanma şansı varken seçime gitme.”

-*-*-

Peki neden yine de isteyebilir?
Bazen bu talep tamamen irrasyonel değildir. Şu durumlarda stratejik olabilir:
1. Daha kötüye gitmeden “zararı sınırlamak”.
Parti düşüşte ama ileride daha da kötü olacağını düşünüyorsa; “Şimdi kaybedelim ama tamamen çökmeden” mantığı…

-*-*-

2. Gündemi değiştirme hamlesi… 
Ekonomik kriz, skandal vs. varsa, erken seçim çağrısı ile tartışmayı başka yöne çekmek

-*-*-

3. Parti içi kontrol sağlama…
Liderlik tartışmaları varsa; seçimle parti içi muhalefeti bastırmak…

4. Rakipler hazır değilse…
Muhalefet dağınık veya hazırlıksızsa… “Biz zayıfız ama onlar daha da hazır değil” hesabı

-*-*-

Doğru siyaset mi?
Bu tamamen bağlama bağlı:
Soğukkanlı stratejiyle yapılıyorsa: Kısmen “akıllı risk” olabilir… 
Panikle yapılıyorsa: Genelde hatalıdır ve geri teper… 

-*-*-

Genel değerlendirme…
Sürekli oy kaybeden bir partinin erken seçim istemesi çoğu zaman: “Kontrollü risk alma” ile “siyasi intihar” arasında ince bir çizgidir…

-*-*-

Kendi görüşümü tekrar edeyim, KKTC şartlarında UBP, DP ve YDP için erken seçim “kontrollü risk alma”dır! Her geçen gün, “siyasi intihar” anlamına gelir!