Yaşadığımız Sıkıntı ve Acıların Sırrı, “Gözümüzdeki Kıymıkta” Gizlidir

Aslı Murat

Hakikat, bir hayalet gibi peşimizde dolaşıp, bugünü işgal ediyor. Türkiye'deki failler; sermaye biriktirip devleti yönetiyor, Kıbrıs'ın kuzeyini ise sömürgeleştirmeye devam ediyorlar. Bizimkiler de, emir komuta zincirindeki uslu çocuk rollerini sürdürüyorlar. Aman ha, kimse kızmasın!

Bu aralar durum biraz kritik. Toplum gittikçe yoksullaşıyor, haklar da bununla orantılı bir şekilde budanıyor. Hayat pahalılığı ödeneği, toplu sözleşme hakkı, sendikal hareket derken insanların mücadele edebilecekleri alanlara tek tek müdahale edilmek isteniyor. Farklı toplumsal kesimler ses çıkarmaya başladı ama yeterli değil. Cılız da olsa görünür hale gelen tepkiyi dizginlemek gerektiği için, “büyük patron - çakma Führer” elini uzatıyor. Para yardımı yapıyor kullarına. Adeta sadaka veriyor, sus payı niyetine. Bu noktada, muhalif kesimler olarak ne yapacağımız büyük bir önem taşıyor.

Aslında yıllardır aynı senaryo içinde yaşayıp gidiyoruz. Bizden önceki nesil de farkındaydı, biz de zaman içinde gözümüzün içindeki kıymıkla yaşamayı öğrendik. Adorno ne demişti: “Gözünüzdeki kıymık en iyi büyüteçtir”. Aslına bakarsanız, kıymığın bir yere gittiği yok, yerli yerinde duruyor ve acısını çeşitli vesileler ile hatırlatıyor bizlere. Yeter ki etrafımızda neler olup bittiğini görelim, fark edelim...

***

Temmuz, sadece kavurucu sıcakların yaşandığı bir ay değil. Gerek kuzeyimizdeki cografya gerekse bizim için, can alan bir dönemin habercisi. Mesela Sivas’ta 2 Temmuz 93'te, katliam çığlıkları atıldı, aydınlık insanlar otel binasında, karanlık zihinlerce yakıldı.

80'lerin sonundan 90'lı yıllara doğru akan ve devam eden süreçte, paralel acılar yaşandı Türkiye ve Kıbrıs'ın kuzeyinde. Faili meçhuller ve meşhurlar kol gezdi sokaklarda. Kutlu Adalı öldürüldü, Temmuz'un 6'sında. Bugün tam 25 yıl oldu. Cinayet hâlâ aydınlatılmadı, sorumlular cezalandırılmadı. Emri verenlerin isimleri, dillere pelesenk oldu.  Yine aynı dönemde bombalar patladı; siyasetçilerin, siyasi partilerin ve iş insanlarının hemen yanı başlarında. Her iki ülkede de gece yarıları evler basıldı, apar topar - sorgusuz sualsiz toparlandı insanlar. Sırf kimlikleri, muhalif duruşları ve siyasi düşünceleri sebebiyle.

Kıbrıs'ın tamamı için de 74' Temmuz'u hatırlamak gerekir. O zamana kadar, her iki toplum içindeki aşırı milliyetçilerin döşediği mayınlı süreci. Darbenin ve savaşın yarattığı vahşetin neden olduğu bölünmenin  bugüne yansıyışını, kurulan bağımlılığın günden güne daha da yerleştiğini unutmamalıyız. “KKTC ilelebet yaşayacak diyenlerin” aslında, efendilerine dalkavukluk edenler olduğunu ve onları desteklediğimiz sürece hapsolduğumuz karanlığa onay verdiğimizi ne zaman kavrayabileceğiz?

Uzun lafın kısası. Temmuz, nefretin yarattığı düşmanlığın hepimizi sürüklediği çıkmazdır. Bugünkü iktidarlar, bu zemine basarak yükselir. Bize düşen görev; güç aldıkları düzenbazlıkları deşifre edip, ayaklarının altında duran zemini kaydırmaktır. En iyi ilaç da dayanışma göstermektir, iktidar hırsı ile yanıp kavrulmak değil.

***

Bugün yaşadıklarımıza neden olanlar, 96’ yılında evinin önünde Kutlu Adalı’yı öldüren zihniyetin mirasçılarıdır. Katiller dün olduğu gibi, bugün de korunmaktadır. Bağımlılık dün olduğu gibi bugün de tükenmemize neden olmaktadır. Sistem bekçilerine bir bakın, kimler nasıl cebini dolduruyor diye... İşin özü, değişen bir durum yok.

Kendi ayaklarımızın üzerine durmak istiyorsak, öncelikle gözümüzdeki kıymığı tüm çıplaklığı ile ortaya sermekten başka bir çaremiz yok. Mücadeleyi büyütecek emekçileri, sırf burada doğmadı – büyümedi ve sonradan Kıbrıs’ın kuzeyine geldi diyerek mücadelenin dışında tutmak, kendi ayağımıza kurşun sıkmaktan farksızdır. Bizi yöneten sömürgeciler ve onların dalkavuklarının istediği, tam da budur. Bu yüzden yolda yürürken, toplum içinde ayrımcılığa maruz kalan, ötelenen ve çoğu zaman “ saflaştırılmış biz” diye tabir edilen kimliklerce sömürülen kesimlerle yoldaşlık etmeyi de akıldan çıkarmamak gerekir