Yapılan pazarlıklar, bir birleştirme, bütünleştirme projesi olması gereken Federal çözümü, ayırma ve ayrıştırmayı meşrulaştıran, kamufle edilmiş Taksim/Bölünme tezi kılığına sokuyor…” 2

Sevgül Uludağ

Doğuş Derya’nın DSF’ye üye Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum sendikanın kadın bürolarının düzenlediği ortak etkinlikte yaptığı konuşmanın devamı şöyle:

 

“Bu maddi ve manevi açıdan oldukça tüketici bir süreç ve bu süreci çok büyük oranda kadınlar omuzlarken yaşadıkları travmalar adanın her iki tarafında da sessizleştirildi, konuşturulmadı, yok sayıldı. Örneğin, 74 sonrasında kuzeyden güneye göç etmek zorunda kalan Kıbrıslırum erkeklere Kıbrıs Cumhuriyeti sosyal yardım ve ev desteği gibi destekler sağlarken, göçmen olmuş Kıbrıslırum kadınlar devlet desteği alamadılar. Kıbrıslıtürk kadınlar “Şehit Aileleri” adı altında resmi Türk tezlerinin nesnesi yapılırken, Kıbrıslırum kadınlar da “Kayıp Aileleri” adı altında resmi Rum tezlerinin sembolü yapılıp milli günlerde gösteri yapmak için sınırlara gönderildiler.

74 sonrasında her iki yönetim de, Kıbrıs Cumhuriyeti de KKTC de, özellikle savaş sırasında kadınların maruz kaldığı tecavüzleri “namus meselesi” olarak görüp sansürlediler, tecavüzü konuşmayı “milli bir tabu” haline getirdiler. “Tecavüze uğramak” kadınların “ayıbı” imiş gibi kadınları kaderleri ile baş başa bıraktılar. Ve ne yazık ki, tanıkların, faillerin ve mağdurların hala hayatta olduğu, adanın her iki tarafında da çok iyi bilinen bu olaylar yakın zamana kadar bir türlü konuşturulmadı. Konuşturulmadı diyorum, çünkü aslında bu konularda Sevgül Uludağ’ın yapmış olduğu çalışmalar başta olmak üzere birkaç yıldır kuzeydeki feminist grupların bu konuları gündeme getirecek çalışmaları olduğu halde, siyasetin geneline derin ve bilinçli bir sessizlik hâkim. Sol cenahtaki sessizlik, bu konuların konuşulmasının milliyetçileri kışkırtacağı ve bunun da barış sürecini olumsuz etkileyeceği inancından kaynaklanıyor. Kadınlara “bu konuları şimdilik çok karıştırmayın, sonra referandumdan evet çıkmaz” deniliyor. Sağ cenah ise zaten bu konuların konuşulmasını kendi siyasetlerine gölge düşürecek bir süreç olarak görüyor ve faillerin ortaya çıkmasının yaptıkları milliyetçi hamaseti bozacağından ürküyor.

Kadın temsiliyetinin adanın her iki tarafında da oldukça yetersiz olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, kadınların hem geçmişteki hem de bugün devam eden sorunlarının siyasi düzeyde yeterince görünür olmadığını görüyoruz. Bu, haliyle görüşme masasına da yansıyor. 40 yıldan fazla bir süredir, masada sadece erkeklerin oturduğu, sadece erkek bakışının gündeme hâkim olduğu,  kadınların yaşam deneyimleri ve hakikatleri ile istişare etmeyen bir müzakere devam ediyor. Kadınların deneyimlerinin, ihtiyaçlarının, gündelik hayatlarının yansıtılmadığı bir masadan bahsediyoruz. Müzakere dili ve stratejisi tamamen etnik temelden kurulan, adada yaşayan toplumların dinsel, dilsel, kültürel, etnik farklılıklarına vurgu yapan bir dil ve strateji. Oysa federal tez, ortak bir yurt duygusu, federal, çoğulcu ve birleştirici bir kimlik/kültür kurmayı öngörür. Bu yaklaşımı masada göremiyoruz, adada yaşayan tüm toplumları birleştiren deneyimler ve ortaklıklar üzerinden değil, ayrıştırmayı ve ayrılıkları garanti altına almaya çalışan eril bir müzakere masası var. Adanın birleşmesi sahici bir barış kültürünün oluşması, yüzleşme ve tarihle hesaplaşmanın, geçmiş acıların bir daha tekrarlanmamasının koşullarını kuran bir birleşme olabilmesi için müzakere masasının etnik dilden çıkması gerekiyor. Etnisite ötesi bir yurt algısı içinden konuşulması gerekiyor. Çünkü şu an görebildiğim kadarı ile yapılan pazarlıklar, bir birleştirme, bütünleştirme projesi olması gereken Federal çözümü, ayırma ve ayrıştırmayı meşrulaştıran, kamufle edilmiş Taksim/Bölünme tezi kılığına sokuyor.

Kıbrıs Sorununun gelişim ekseni, bugüne dek Kıbrıslı Türklerin talep ettiği siyasi eşitliğe karşılık, Kıbrıslı Rumların 74 yılında gasp edilen topraklarının ve mülkiyetinin iadesi/takası veya tazmini üzerinden bir pazarlık olarak döndüğü için Müzakere başlıkları içerisinde İdare ve Güç paylaşımı başlığı ile Toprak/ Mülkiyet başlığı ön plana çıkıyor. Bu pazarlık,  Kıbrıslıtürklerin Federal devlette sahip olacağı yetkilere karşılık, 74 yılında gasp edilen Kıbrıslırum gayrimenkullerinin nereye kadar iade edileceği üzerinden teknik bir hadise gibi görüşülüyor ve gelecek nesillerin ortak bir yurt duygusu etrafında nasıl bir arada yaşayacağı tartışma dışı bırakılıyor.”

 

DEVAM EDECEK