“Vitsa Ninemin Alman Kurabiyeleri...” 2

Sevgül Uludağ

Lefkoşa’nın iki eski belediye başkanı Lellos Dimitriadis ile Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Kanalizasyon Projesi’nin açılışını kutlamak maksadıyla pasta yapan Vitsa Schtakleff Kassotis’in ilginç hayatını, torunu Marina Parisinu kaleme aldı...

Değerli arkadaşımız Marina Parisinu, “mypalestinianstory.com” başlıklı bloğunda ailesinin Filistin bağlantılarını araştırırken ninesi Vitsa Schtakleff Kassotis’in ilginç hayatını da kaleme aldı... Lefkoşa’nın iki eski belediye başkanı Lellos Dimitriadis ile Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Kanalizasyon Projesi’nin açılışını kutlamak maksadıyla pasta yapan Vitsa Schtakleff Kassotis, pastanın üstüne de tuvaletlerin üstünde karşılıklı olarak oturmakta olan Akıncı ve Dimitriadis’i oturtmuştu!... Marina Parisinu’nun yazısını özetle derleyip okurlarımız için Türkçeleştirdik... Marina Parisinu de devamla, özetle şöyle yazıyor:

***  Tabii bir de gündelik yaşamdaki pastalar vardı, ailemiz, dostları ve başkaları için yaptığı pastalar... Üç kızının isimleri her ayın sipariş listesinde yer alıyor... Bir başka deyişle: Ninemizin yemek yapmasından ve pasta pişirmesinden düzenli biçimde yararlanmaktaydık...

***  Elbette mevsimlere göre iniş çıkışlar oluyordu ancak Noel geldiğinde, mutfağı ve elleri durdurulamazdı artık... Ninemin fırınından çıkan şeyler, onun kim olduğunu yansıtıyordu: O bir Yunan-Filistinli idi, İngiliz mandası altında yaşamıştı doğduğu topraklarda... Noel repertuvarında, Yunan kalbur bastıları (melokarona), Filistin içi doluları (mamül) ve İngiliz Noel pastaları vardı... Ve kökleri ve geleneklerinden ayrılıp bir de Alman kurabiyeleri yapıyordu...

***  Alman bisküvileri ya da Alman kurabiyelerinin Ninemin yemek kitabına nasıl olup da girdiğini bilemiyoruz... Büyük olasılıkla, bununla pek çok yemek tarifi dergilerinden birinde karşılaşmıştır. Bu kurabiyeleri Kudüs’te mi yoksa Lefkoşa’da mı yapmaya başladığını da bilmiyoruz, ben Lefkoşa’da yapmaya başladığından kuşkulanıyorum. Her halukarda, onlarsız bir Noel düşünülemezdi ailemizde...

***  1992 yılında ölümünden sonra bu kurabiyeleri çok özlüyordum... Birkaç yıl sonra da, Ninemin Alman Kurabiyeleri olmaksızın bir Noel’in artık sürdürülemeyeceğini düşünmeye başlamıştım. Böylece ilk parti kurabiyeyi pişirdim. Henüz Kıbrıs’tayken ve Ninem hayattayken ve bana bazı ipuçları verirken bir defa pişirmiştim bunları. Birazını kendime ayırıp geriye kalanı da eve gönderdim. Ailemden aldığım tepki: Sanki de onlara tekrardan Noel’i armağan etmiştim!

*** Ve böylece bu gelenek bana geçmişti, Ninemin tek kız torununa... Ertesi sene daha çok pişirdim ve ondan sonraki sene, daha da çok... Ve tıpkı ninemin yaptığı gibi, bunları ailemize dağıttım. Ve bu kurabiyeleri hem ABD’de, hem de Kıbrıs’taki arkadaşlarıma da verdim, onlara hediye satın almak yerine ve bu kurabiyeleri o kadar çok sevdiler ki, her sene bunları beklemeye koyuldular... Ve eğer bir yıl bunu yapmazsam, hiç memnun kalmadıklarını hiç de utangaç olmayan biçimde bana açıkladılar. Onlara San Fransisco’dan Kıbrıs’a, Londra’ya ve Doğu Yakası’na ekspres postayla postaladığım paketler, en az birkaç yüz dolarlık posta parasına mal oluyordu bana!

***  Birkaç yıl üstüste işten iyi bir arkadaşım olan Pat, bu kurabiyeleri yaparken bana yardım etmeye geldi... Birkaç yıl boyunca birlikte pişirdik kurabiyeleri, ta ki o Atlanta’ya taşınıncaya kadar... Hatta ondan bir yıl sonra, sırf kurabiye pişirmeme yardım etsin diye San Fransisco’ya geri gelmişti... Zaman zaman başka arkadaşlarım da gönüllü olarak bana yardım ettiler. Pat’le en son kurabiye yaptığımızda, hamur 20 kilodan fazlaydı ve 830 adet kurabiye yapmıştık! Pat’le birlikte inanılmaz bir sinerji oluşturmuştuk... Çalışıyorduk, konuşuyorduk, saatler boyunca bunu yapıyorduk...

***  Bu yorucu çabadan kendime gelmeye çalışırken, Ninemin ürettikleri karşısında şaşıp kalmaktan kendimi alamıyordum... Benden çok daha fazla sayıda kurabiye yapmakla kalmıyor, ayrıca başka Noel pasta ve şekerlemeleri de pişiriyordu ve bunları inanılmaz miktarlarda yapıyordu. Ufak tefek yaşlı bir kadındı, bastonuyla yürüyordu kendi mutfağında! Ve işte ben 30’lu, 40’lı yaşlarımdaydım, son derece zindeydim ve 20 kiloluk bir hamur beni yere vurabiliyordu!

***  Nihayetinde bu tarif benim ellerimde değişti yıllar içerisinde... İlk kez malzemeler için alışverişe çıktığımda bazı noktalarda zorlanmıştım. Kaliforniya’da “karışık meyve kabuğu” sorduğum yerli bakkalımın boş yüz ifadesini hatırlıyorum... Sonra bir paket bulmuştum ve ABD’de buna “meyve şekerlemesi” dendiğini keşfetmiştim... İçinde bulunanların listesine baktığımda, bunlarda koruyucu madde ve renklendiriciler kullanılmış olduğunu görünce, bu tarifin düzenlenmesi gerektiğine inanmıştım. Ninemin döneminden bu yana beslenmeye ilişkin bilgilerimiz gelişti ve kurabiyelerin de buna ayak uydurması gerekiyor...

***  Böylece kuru meyve koydum meyve şekerlemesi yerine ve organik olanı seçtim elbette... Spry yağı yerine tereyağı girdi tarife... Kullandığım un da yarı yarıya beyaz ve kepekli un olmuştu başlangıçta. Sonra Kepekli Beyaz Buğday Unu’nu keşfettim... Bu, beyaz böğürtlenlerden yapılan bir undu ve böylece tarif buna uyarlandı. İlerleyen yıllarda birkaç kez de kanola yağı kullandım tereyağı yerine çünkü Londra’da bir yeğenimizin vegan olduğunu öğrenmiştim, sağlık nedenlerinden ötürü... ancak değişmeyen tek şey her bir kurabiyenin ortasına, bir kalp gibi koyduğum ağartılmış badem oldu... Ninem başka türlüsünü kabul etmezdi!

***  Alman arkadaşlarım bu kurabiyelerin Alman Noel pazarlarında satılan geleneksel Lebkuchen kurabiyelerine benzediğini söylediler. Çoğu bunların zencefilli kurabiye olduğunu zanneder oysa içlerinde hiç zencefil yoktur. Karanfil vardır, bahar vardır, narenciye kabuğu rendesi vardır, badem ve bal vardır... (Ama hayır, tarifi kamuoyuna açık değildir bu kurabiyelerin! Üç Kassotu kızkardeş, bu tarifin kesinlikle aile içerisinde kalmasına, en azından kendileri yaşadığı sürece böyle olmasına karar vermişlerdir... İki kızkardeş göçüp gitti ancak üçüncü kızkardeş bu konuda en kararlı olanlarıdır ve hayattadır – şimdilik bu tarifi kendime saklıyorum, bir süre daha umarım...)

***  Bu geleneği terketmedim – en azından teoride terketmedim. Pratikte, son birkaç seneden beridir bu kurabiyeyi şu veya bu gerekçeyle yapamadım. Bu yıl da istediğim halde yapamadım. İnşallah gelen sene yapacağım!

***  Ancak Noel ve Yeniyıl tatili işte burada ve Alman Kurabiyeleri’ni özliyorum, sevgili Vitsa Ninemi hatırlamamız için  ailemle ve dostlarımla da bunları paylaşamadığım için de üzgünüm... Ancak yapabileceğim şey Vitsa Ninemi ve onun pastalarını onore etmek üzere bu yazdıklarımla, sevgiyle anmaktır...

NOT: Pandemi ve kapanmalar başladığında, Vitsa Ninem’le ilgili elimde ne tür bir materyal olduğunu incelemeye başladım, onun kitapları, günceleri vs – belki onunla ve onun mutfağıyla ilgili bir kitap yazabileceğimi düşünüyordum. Ama sonra Semiramis kitabı öncelikli oldu. Bu yazıyı yazarken, Ninem’le ilgili daha paylaşacak çok şey olduğunu farkettim, yani bir noktada onunla ilgili bir kitap yazmak kaçınılmazdır...

https://mypalestinianstory.com/yiayia-vitsas-german-biscuits/?fbclid=IwAR3qhrwh7q23arKfg5ariGwD3hj2tlE9xqYOixcw6JtynXexV72dHupfTJ8

(Marina Parisinu’nun “mypalestinianstory.com” başlıklı bloğunda 29 Aralık 2021 tarihinde yer alan Vitsa Ninesi’yle ilgili yazısını derleyip özetle Türkçeleştiren: Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN).