Ve dün kaldığın yerden sürdür şarkını

Cenk Mutluyakalı

Bu bir birlikte direniş öyküsüydü aslında.
Bu bir yurt kavgasıydı.

Bir “sınır” isyanı…
Bir “sınırsızlık” çağrısı…

***

Çok insani bir talebimiz var.
Barikatsız bir ülke istiyoruz, bariyersiz…
Uçsuzluk istiyoruz.
Çocukların – ki henüz 17’sinde çoğu – ellerinde tüfek nöbetlerde ürkmediği ve insanların paslı varillerin soğuk yüzüne sırtlarını dayamadıkları bir ülke istiyoruz.

***

Yine bir eylem vardı, bu kez barikatın güneyinden izledim.
Ledra caddesinde Kıbrıslı Rum dostların arasındaydım.
Gençler çoğunluktu.
Bu kitle, bir hafta önce bariyerleri devirmiş, yürümüş, ara bölgede Kıbrıslı Türk barışseverlerle kucaklaşmıştı.
Özellikle gözlemledim, barışa dair inançlarını… Bariyerin ötesindeki dostlarına isimleriyle seslenerek çığlıklarını, faşizme öfkelerini izledim, yakından...
Yürümediler ve polisle çatışmadılar bu kez… Temkinliydiler… Demir bariyerler yerlere zincirlenmiş, kadın erkek polisler önlerine dizilmişti. Bu kez askerler yoktu. Kıbrıslı Rum eylemciler çatışma ya da gerilimin, aslında, en fazla da ayrılıkçıların istediği bir sonuç olduğunu düşünüyordu. O demir bariyerleri sarsmadılar ama direndiler. Kıbrıslı Türk göstericiler polisler çatışırken, yüzlerinde korku izlediler, seslerini yükselttiler, çok daha gür bağırdılar “Kıbrıs’ta barış engellenemez” diye. Bariyerlerin ardından gelen seslerle çoğaldılar.

***

Çok daha iyi anladık ki, bu ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren halklar ya da toplumlar değildir.
Kıbrıs’ı etnik kimlikler ve milliyetçilik üzerinden ayırmaya çalışanlara, yeniden ve kararlılıkla açık bir ders verilmiştir aslında.
Kıbrıs ortak yurdumuzdur.
Toplumlar kardeştir.

Ortaktır dilimiz, lisanlarımız farklı olsa da...
Düşümüz, yarınımız, gailemiz ortaktır.

***

“Rumlar” diye başlayan… “Türkler” diye başlayan dil daha ne kadar uyuşturacak, kışkırtacak, kanatacak beyinlerimizi?
Hep böldüler yıllarca, zihinlerde, sözcüklerde...
Okullarda, derslerde, kitaplarda…
Korkularla, anlatılarla, yalanlarla böldüler…

Kıbrıslı yurttaşların, Türklerin ya da Rumların, etnik kimlikleri ya da adları farklı adalıların birbirine öfkesi yoktur.
Milliyetçiliğe öfke vardır, kör kütük…

***

Kim bilir, bariyerlerle yeniden engellenmek istenen iletişim, dayanışma ve hayat; belki yeni bir birleşmenin kıvılcımını ateşlemiş, kapısını açmış, umudunu yeşertmiştir.

***

Yıkılacak bu utanç barikatları birer birer…
Çoğaldıkça ortak sesler, ortak mücadele yükseldikçe, hınç yenilecek, bölünme kaybedecek.
Eninde sonunda birleşecek milliyetçilik ateşinin yırttığı coğrafya…

Çağdaş, çoğulcu, çok-kültürlü ama buralı, yurtsever ve dünyalı bir duyarlılık kazanacak, eninde sonunda…
Hani şairin sözüyle, “tohumumuz sana ekildi; toprağına bıraktı ‘bir rüzgâr’, ve vaki oldu ki burda yeşerdik!..”

***

Kendinden utandı bariyerler, iki yanında yükselen ellere ve seslere baktıkça…
Umarım bu sesler hiç ama hiç susmayacak…
Hade!
“Yola çıkan söz
yolda kalmaz…
Ve dün kaldığın yerden sürdür şarkını…”
(*)

( * şiirler, Fikret Demirağ, Ara Şarkılar ve Tabletler)