Birisi “yetim” aylığı alacak.
Engelli…
Babası ölmüş…
Mart ayında Sosyal Sigortalar’a başvurmuş.
Temmuz geldi, hâlâ bekliyor.
Bir başkası eşini kaybetmiş.
Dulluk maaşı bağlanacak.
"25 Şubat’ta başvurdum, hâlâ bekliyorum” diyor.
Aylar geçmiş…
Bir diğeri sigortalardan emekli oldu.
En son maaşını mart ayında aldı.
Şimdi bekliyor.
Bekliyorlar insanlar…
Ama bu işlemleri yapan görevliler de, şefler de, amirler de, müdürler de, müsteşarlar da, bakanlar da aybaşında maaşlarını bir saat gecikmeden alıyor.
Üç ay maaşları gecikse…
Kızılca kıyamet kopar.
***
Bu meseleleri sık sık köşeme taşıyorum.
O nedenle hep mesaj gönderiyor mağdur insanlar...
Haklı olarak…
Bir çözüm arıyorlar.
Bu gecikmelerin sebebini sorduğunuzda genelde aynı yanıt geliyor: “Personel yetersizliği…”
Peki sadece personel mi eksik?
O personeli yönetenler görevlerinin başında mı?
İş akışı doğru planlanıyor mu?
Denetim yapılıyor mu?
Verimlilik ölçülüyor mu?
Bu soruları soran pek yok.
***
Ölüm aylığı, malullük aylığı, yaşlılık aylığı…
Görüştüğüm bir memur, ayda ortalama 250 başvuru yapıldığını söylüyor.
Hep beklemede olan belki 400 insan...
Üstelik yasa açık.
Bu ödemelerin en geç iki ay içinde sonuçlandırılması gerekiyor.
En geç…
Bugün insanlar hayat pahalılığı altında eziliyor.
İlaç pahalı…
Market pahalı…
Bakım pahalı...
Böyle bir dönemde yaşlıyı, engelliyi, dul kalmış bir kadını ya da emekliyi aylarca bekletmeye kimsenin hakkı yok.
Bir başka memurla konuşuyorum.
“Asıl sorun personel değil; kamuda düzen kalmadı. Denetim yok. Liyakat yok" diyor.
Ama bunun bedelini neden yurttaş ödüyor?
Bu insanlar yıllarca prim yatırdı.
Vergisini ödedi.
Harcını ödedi.
Fonunu ödedi.
Bu düzeni finanse etti.
Şimdi ihtiyaç duyduğu anda karşılığını beklemek en doğal hakkı değil mi?
İnsanca hizmet istiyor yurttaş...
Güler yüz…
Kapı kapı dolaştırılmadan sonuçlanan işlemler…
Beklemeden...
Daha kaç kez aynı satırları yazacağız?
İlaç almak ayrı dert…
Emekli maaşı ayrı dert…
Ölüm aylığı ayrı dert…
Yaşlısın… Hastasın… Engellisin… Yakınını kaybetmişsin… Bir de bürokrasinin yükünü sırtına bindiriyorlar.
“Devlet yurttaşın hizmetindedir” denir.
Kamu görevlisi de kamu hizmeti üretir.
Güvenceli çalışma düzeni, düzenli maaş, hayat pahalılığı ödeneği… Bunların tamamı, vatandaşa kaliteli hizmet sunulsun diyedir.
Bizde ise tablo tersine dönmüş durumda.
Sanki yurttaş devletin hizmetinde…
“Git…
İmzalat…
Mühürlet…
Onaylat…
Yeniden gel…”
Neden kurumlar kendi aralarında konuşmuyor?
Neden bir evrak için insanlar daire daire dolaştırılıyor?
Neden devlet, vatandaşa yük oluyor?
Vatandaşı kapı kapı dolaştıran, yaşlıyı, hastayı, engelliyi kuyruklarda bekleten, en zor gününde insanı aylarca cevapsız bırakan bir düzen, hizmet üretemez.
Eziyettir bu...
Zulümdür...
Her ay ödenen onca maaş…
Onca kadro…
Onca müdür…
Onca amir…
Onca müsteşar…
Onca bakan…
Eğer sonunda insanlar aylarca hak ettikleri aylığı bekliyorsa...
Bunca yapı onca maaş neyin karşılığıdır?