Vaat politikacıları ve kent hakkı

Yaşar Ersoy

“Sanatın Olmadığı Kent Ruhunu, Kültürün Olmadığı Kent Hafızasını Kaybeder.”

6 Aralık yaklaştıkça memlekette heyecan dorukta! Bölünmüş adanın Kuzey yarısında bayram var. Seçim bayramı... Hem genel seçim hem yerel seçim. İki seçim aynı gün yapılacak... Listeler sıra sıra... Vaat politikacıları tesbih taneleri gibi dizi dizi... Seç seç al. Vaatler havada uçuşuyor, projeler, paketler gökyüzünde göbek atıyor!

Antik Grek mitolojisinde aldatma, yanıltma, hile, yalan ve kandırma tanrıçası “APATE”, sanki Kuzey Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerin propaganda komitesi başkanı.

APATE ayrıca UBP’nin yalanlar koordinatörü, hile ve “gombina” operasyonları başdanışmanı ve aday sıralama Genel Başkanı gibi. Belli ki Beştepe’nin doruklarından Lefkoşa’ya inmiş, FON işlerini bırakıp Üst-Yönetim olarak seçim işlerine koyulmuş.

Seçim yaklaşıyor, memlekete, vaat politikacıları müjdeler yağıyor! Müjdeler olsun Kuzey Kıbrıs’ın taşına toprağına, insanına, 6 Aralık’ta uçacağız gökler katına... Herkesin cebine refah, sofrasına bereket, sokağına huzur, mahallesine hizmet gelecek! Bütün sorunlar çözülecek! Memleket kalkınacak, kişi başına düşen milli gelir 500.000 Euro çıkacak! Bu hesapla yakında herkesin bir yatı, dört lüks arabası, üç villası olacak!.. “MIŞ!”

İnsan sormaz mı?.. Bu kadar nimet bugüne kadar neredeydi? Meğer memleketin bütün sorunları çözülmeye hazırmış da, vaat politikacıları bir tek seçim tarihini bekliyormuş!

Meğer KKTC’de eksik olan tek şey seçim tarihiymiş!

Madem öyle, ne diye dört beş yıl bekliyoruz ki? Her gün seçim yapalım! Pazartesi sandık, salı vaat, çarşamba müjde, perşembe proje, cuma büyük açılış! Hafta sonu da hep beraber bayram yaparız!

Kuzey Kıbrıs’ta her gün bayram istiyorsak, her gün seçim yapalım! Zaten “KKTC’ye Her Gün Bayram.” Nasıl olsa vaat politikacılarının vaatlerinin son kullanma tarihi sandığa kadardır!..

6 Aralık’a kadar vaat vermek bedava, işkembeden atmak beceri, alkış toplamak ise şaklabanlık.

Ama bu yazıda amacım, seçim meselelerini mizahi bir dille ele almak değil... Birkaç ironik dokunuşla tebessüm ettirdikten sonra, sözü asıl meseleye, yani yerel seçimlere ve belediyeciliğe getirmektir. Gülümseten bir taşlamayla başladık yazımıza, ama şimdi dönelim kentin meselelerine.

BELEDİYECİLİK...

Belediyecilik, halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla yerel yönetimler tarafından sunulan hizmetlerin bütünüdür.

Kuzey Kıbrıs’ta ise belediyecilik dendiğinde akla ilk olarak çöplerin toplanması, yolların yapılması, kaldırımların düzenlenmesi ve altyapı hizmetlerinin yürütülmesi gelir. Elbette bunlar kamusal yaşamın vazgeçilmez hizmetleridir. Ancak bir kenti yalnızca temiz sokaklardan, düzgün kaldırımlardan ve yeni yapılmış binalardan ibaret görmek, kenti bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp bir beton ve altyapıya indirgemek olur.

Oysa kent, insanların aynı zamanda ürettiği, paylaştığı, düşündüğü, öğrendiği, eğlendiği, hatırladığı ve geleceğini birlikte kurduğu kamusal bir mekândır.

Bir kentin yollarını, parklarını yapmak belediyeciliğin görevidir, ama o yollarda yürüyen, parklarda vakit geçiren insanların nasıl bir hayat yaşayacağını düşünmek ise belediyeciliğin toplumsal, sosyal ve kültürel sorumluluğudur.

İşte tam da bu noktada kültür ve sanat, belediyeciliğin merkezinde yer alması gereken temel bir kamusal hizmet görevidir.  Çünkü “Kenti temiz tutalım” demekle kent temizlenmez. Kentin temizliği, düzeni ve kimliği, insanın güzellik duygusu ve düşüncesi geliştikçe anlam kazanır. Estetik duyarlılığı gelişmiş bir toplum, yalnızca çevresini temiz tutmakla kalmaz, betona teslim olmayan, doğayla uyumlu, planlı ve yaşanabilir kentler kurmanın da bilincine varır.

Güzellik duygusu kendiliğinden gelişmez... Sanatla, kültürle ve estetikle beslenmesi gerekir. Sanat, insana güzellik duyusunu aşılayarak yaşadığı kenti sorgulamayı, korumayı ve ona değer katmayı da öğretir. Kenti güzelleştirmenin yolu, önce insanın güzellik anlayışını geliştirmekten geçer.

KIBRIS TÜRK BELEDİYECİLİK TARİHİNDE KÜLTÜR VE SANAT

Kıbrıs Türk belediyecilik tarihinde kültür ve sanatın yerel yönetimlerin sorumluluk alanına taşınması açısından önemli bir dönüm noktası, Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Belediye Başkanlığı döneminde yaşanır. Mustafa Akıncı, belediye meclisinde aldığı bir kararla 1980 yılında Lefkoşa Belediyesi’nin kültür ve sanat çalışmalarını başlatır. Bu adım, belediyeciliğin yalnızca altyapı ve temel hizmetlerle sınırlı olmadığını, kentin kültürel yaşamını zenginleştirme, sanatı toplumla buluşturma ve ortak bir kültürel bellek oluşturma sorumluluğunu da ortaya koyan öncü bir girişimdir.

1980 yılında Lefkoşa Belediye Meclisinin aldığı kararla her yıl düzenlenmek üzere Lefkoşa Kültür Sanat Şenliği hayata geçirilir, aynı yıl Lefkoşa Belediye Tiyatrosu profesyonel bir tiyatro kurumu olarak kurulur. Daha sonra ise Lefkoşa Belediye Orkestrası hayat bulur. Bu kurumsal yapıların yanı sıra sanatın her dalında etkinlikler düzenlenir, yarışmalarla yaratıcı üretim teşvik edilir. Lefkoşa Belediye Yayınları aracılığıyla yayımlanan kitaplarla kentin kültürel belleği kayıt altına alınır, düşünce ve sanat dünyasına kalıcı eserler kazandırılır. Lefkoşa Belediyesi, kültür-sanat alanında faaliyet gösteren sivil toplum örgütleriyle katılımcılık ilkesi temelinde iş birliği yapar. Böylece kültür ve sanat politikalarının ortak akılla şekillenmesini, karar süreçlerine farklı kesimlerin katılmasını ve kültürel yaşamın tabana yayılarak zenginleşmesini sağlar.

Mustafa Akıncı döneminde başlayan bu vizyon sonraki belediye başkanları döneminde de devam eder. Ayrıca bu başlangıçtan sonra diğer belediyeler de kültür-sanat çalışmalarına yönelir.

LTB’deki bu tarihsel birikim ve vizyon, 2026 yılında yeni bir aşamaya ulaşır. Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Mehmet Harmancı’nın öncülüğünde, çağdaş mimarisi ve kapsamlı olanaklarıyla kente değer katması hedeflenen LTB Tiyatro ve Kültür Merkezi’nin tamamlanması için yeniden harekete geçilir. Temeli atılmış olmasına rağmen uzun yıllar boyunca atıl durumda bırakılan bu yapı, artık bir yarım kalmışlık ve ihmal utancı olmaktan çıkarılarak Lefkoşa’nın ve Lefkoşalıların “KENT HAKKI” olan bir kültür merkezine dönüştürülmek üzere yeniden inşaatına başlanır.

Bu süreç, çağdaş belediyecilik anlayışıyla belediyelerin yalnızca yol, kaldırım ve altyapı hizmetlerinin yanında, kentin kültürel belleğini korumak, sanatsal üretimi desteklemek ve ortak yaşamı güçlendirmekle hayat bulur. Mehmet Harmancı’ın vizyonu bu doğrultuda Lefkoşa’nın kültür ve sanat alanında, yerel yönetimlerin bir kentin fiziksel çehresinin yanında, toplumsal ruhunu ve geleceğini de şekillendirebileceğinin örneğidir.

KENT HAKKI

Kültür ve sanat, bir ayrıcalık değil, toplumsal bir kent hakkıdır.

Bu hak; kentte yaşayan herkesin ekonomik koşullarından, toplumsal konumundan ya da yaşadığı mahalleden bağımsız olarak bir tiyatro oyunu izleyebilmesini, bir konsere katılabilmesini, bir kitaba erişebilmesini, bir konseri dinleyebilmesini ve bir sergiyi gezebilmesini ifade eder. Kültür-sanat, düşünsel dünyayı zenginleştirmek, farklı bakış açılarıyla tanışmak, kendini ifade edebilmek ve ortak bir yaşam kültürü geliştirmektir.

Bu nedenle kültür-sanat alanlarına yapılan yatırımlar insana yapılan yatırımdır. Bu yatırımlar, kentte yaşayan insanların yaşam kalitesine, toplumsal belleğe, ortak değerlerin gelişmesine ve kentlilik bilincine yapılan yatırımlardır.

Gerçek anlamda çağdaş ve demokratik bir kent, kültürü ve sanatı belirli bir kesimin erişebildiği bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp herkesin yaşamının doğal bir parçası hâline getirebilen kenttir. Yerel yönetimlerin, belediyelerin sorumluluğu da tam bu noktada başlar.

Çünkü bir kentin gelişmişliği yalnızca yolları, binaları ve altyapısıyla ölçülmez. O kentte yaşayan insanların ne kadar özgürce düşünebildiği, kültürle ne ölçüde buluşabildiği, sanata ne kadar erişebildiği ve ortak yaşamın bir parçası olarak kendini ne kadar ifade edebildiği de en az bunlar kadar önemlidir.

“ALMAZ BE ANNEM BU HARİTA!”                                                                               

Yazımıza taşlamanın diliyle başladık taşlamanın diliyle bitirelim... Peki, 6 Aralık seçimlerine bayrama gider gibi giderken ve onlarca değil, yüzlerce vaat içinde kültür-sanata dair ne var ne yok?                                                                                                               

Vaatlerin maşallah, bitmiyor arkası!                                                                                                             

Kültür-sanat nerede, yok mu hiç sırası?                                                                                      

Yüzlerce vaat dizilmiş, hepsi birbirinden şahane... Her biri ayrı mucize, her biri bir efsane!                                                                                              

Peki, ey VAAT POLİTİKACILARI, sanat nerede, kültür nerede?

Yoksa ışıklar içinde olsun meşhur Lefkoşalı kebapçı Anibal’in dediği gibi; “ALMAZ BE ANNEM BU HARİTA” kültür sanatı.

Kaynak: “kent ve kültürü”- Cogito 8                                                                                   

“Kent ve Kültür”- Nevval Sevindi