Bazı türküler vardır, yıllarca dinlersiniz ama bir gün bir haber gelir ve o türkü başka türlü çalmaya başlar zihninizde.
Âşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı da öyle.
Veysel, insan ömrünü bir yolculuk gibi anlatır. Nerede başlayacağını biliriz belki ama nerede, nasıl biteceğini bilmeden yürürüz.
Kimi zaman koşarak, kimi zaman yorularak. Çalışarak, üreterek, bir hayat kurmaya uğraşarak.
Kumyalı’da Toprak Ürünleri Kurumu’na ait tahıl silosunun çökmesi sonucu yaşamını yitiren Lokman Hacıhasanoğlu’nun haberi geldiğinden beri bu türkü dönüp duruyor aklımda.
Çünkü o da o sabah kendi uzun ince yolunda yürüyordu. 46 yaşındaydı. İşe gitmişti.
Belki o gün yapacaklarını düşünüyordu. Belki akşam eve döndüğünde ne yiyeceğini, hafta sonu ne yapacağını… Hepimizin sıradan bir sabah işe giderken düşündüğü şeyleri. Ama dönemedi.
***
Evet, hepimiz uzun ince bir yoldayız.
Ama bir işçinin çalışırken üzerine tonlarca ağırlıktaki bir yapının çökmesini “kader” ya da “talihsiz bir kaza” diyerek açıklayamayız. Çünkü ‘iş kazaları’ dediğimiz şeylerin önemli bir bölümü aslında önlenebilir.
Bir insan sabah evinden çalışmak için çıkıyorsa, akşam sağ salim evine dönebilmesi çalışma hakkının en temel parçasıdır.
Üstelik Kumyalı’daki silo bakım ve onarım çalışmalarıyla daha kısa süre önce gündeme gelmişti. O yüzden bugün yalnızca “silo neden çöktü?” diye sormak yetmez.
TÜK, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'na bağlı bir kurum. Bakanlığın bu tesisteki bakım, denetim ve iş güvenliği yükümlülüklerini ne ölçüde yerine getirdiği de soruşturmanın ayrılmaz bir parçası olmalı.
Hangi kontroller yapıldı veya yapılmadı?
Bakım ve onarımın kapsamı neydi?
Yapısal riskler tespit edildi mi?
Edildiyse ne yapıldı?
Edilmediyse neden edilmedi?
Çalışanların güvenliği bakımından hangi önlemler alındı?
Ve en önemlisi: Bu ölüm önlenebilir miydi?
Bunlar, bir insan işini yaptığı esnada öldüğü için sorulması gereken sorular. Çünkü iş sağlığı ve güvenliği, işçiye baret vermekten, birkaç uyarı levhası asmaktan veya mevzuatta birtakım yükümlülükler sıralamaktan ibaret değildir.
İşçinin yaşamını tehdit edebilecek riski, o risk gerçekleşmeden önce görmek ve ortadan kaldırmaktır.
***
Geçtiğimiz günlerde aşırı sıcaklarda çalışan işçiler için de aynı şeyi yazmıştım. Bir insan fenalaştıktan, bir ‘iş kazası’ yaşandıktan, biri öldükten sonra alınan tedbirin adı “önlem” değildir.
Önlemek, henüz hiçbir şey olmamışken harekete geçmektir.
Ne yazık ki çalışma hayatında insan yaşamını çoğu zaman ancak kaybettikten sonra konuşuyoruz.
Bir işçi öldüğünde birkaç gün haber oluyor. Başsağlığı mesajları yayımlanıyor. “Soruşturma başlatıldı” deniliyor. Sonra hayat devam ediyor. Ama bir evde zaman duruyor.
Bir insanın yıllardır yürüdüğü yol, bir anda bitiyor. Belki de bu yüzden Âşık Veysel’in o uzun ince yolu bugün bana başka bir şey düşündürüyor.
***
Hepimizin yolu bir gün bitecek. Bunu değiştiremeyiz. Ama insanların yolunun ihmal, denetimsizlik veya alınmayan tedbirler yüzünden yarıda kalmasını değiştirebiliriz. Hatta değiştirmek zorundayız.
Lokman Hacıhasanoğlu’nu geri getiremeyiz. Ama onun ölümünün ardından sorulması gereken soruları sorabilir, soruşturmanın sonucunu takip edebilir ve aynı yerde başka bir işçinin yolunun yarıda kalmaması için ne yapılması gerektiğini konuşabiliriz. En başta da hesap verilmesini sağlar ve cezasızlığı önleyebiliriz.
Çünkü bir insanın ekmeğini kazanmak için çıktığı yol, ölüm yolu olmamalı. Uzun olabilir. İnce olabilir. Zor olabilir. Ama güvenli olmak zorundadır.