Uzlaşıcı, barış ve çözüm yanlısı olmak önemli bir meziyettir…
-*-*-
Alttan almayı becermek, devlet yönetirken de iş ortaklığını devam ettirirken de çok önemli bir karakter şeklidir…
-*-*-
Alttan almak, eziklik değildir…
-*-*-
Alttan alıp masaya oturur, ön şart koşmazsınız ve oturur sakince konuşursunuz, sıkıntıyı çözersiniz…
-*-*-
Evlilik veya arkadaşlık ilişkilerinde bile “uzlaşıcı” olmak böyle bir şeydir…
-*-*-
Elbette tecrübe de çok önemli…
Kişi ne kadar çok kazık yerse, o kadar çok tecrübe geliştirir ve neticesinde de uzlaşıcı olmayı başarmaya başlar…
-*-*-
Kavga – gürültü ile tarihin hiçbir döneminde sorun çözülmemiştir…
-*-*-
Üç aşağıya çekeceksiniz, beş yukarıya bırakacaksınız, al – ver yapacaksınız ve “gaza gelmeden” sonuca ulaşacaksınız…
-*-*-
Kesinlikle “kavgadan” yana olanlar da vardır!
Kişisel ilişkilerde kavgadan yana olanlar psikiyatrik vakadır!
-*-*-
Devletler arası ilişkilerde kavgadan yana olanlar “çözümsüzlük” ortamlarından nemalanan “hırsızlar” ile milliyetçilikten kompleksli “dangalak milliyetçiler”dir!
-*-*-
Bir örnek vereyim…
Türkiye, Doğu Akdeniz’de petrol veya doğal gaz arama faaliyetlerini durdurdu…
Elbette eleştirebilirsiniz…
Kesinlikle “bizim de hakkımız durdurmamalıydık, mavi vatan öyle, mavi vatan böyle” hezeyanına da kapılabilirsiniz!
Ama öyle ya da böyle, mesela dünkü Sözcü gazetesinin attığı başlığı atmamaya özen gösterirsiniz!
-*-*-
Ne diyor Sözcü?
Özetle diyor ki, Türkiye’nin bir araştırma gemisi Doğu Akdeniz’de hakkımız olan sularda aramayı bıraktı, 53 gün yolculuktan sonra Somali’ye ulaştı… Meydanı Rum – İsrail ikilisine boş bıraktık!”…
-*-*-
Türkiye’nin, Kıbrıs çevresinde petrol arama ya da çeşitli ortaklıklar kurma hakkı tabii ki vardır ama bunu “kavga” ya da “savaş” ile değil, uzlaşı ile çözmek önemlidir…
-*-*-
Ve buna da “devleti çok iyi yönetme, uluslararası ilişkileri muhteşem bir diplomatik olgunlukla yürütme” denir!
Bunu başaran devlet, sağlam devlettir!
-*-*-
Tehditle, şantajla, korku vererek, düşmanlık saçarak sorun çözemezsiniz!
-*-*-
Öyle ya da böyle, “Türkiye geri adım attı, dış ilişkilerimiz başarısız oldu” atmosferi yaratmak ve bunu “kışkırtıcı” bir dille “saldırganlığa” yöneltmek doğru değildir!
-*-*-
Ünal Üstel, o veya bu nedenle “Pazartesi (bugün) hayat pahalılığı konusu mecliste olmayacak” dedi…
-*-*-
Dediğim gibi, Başbakan’ın bunu söylemesinin o veya bu, şu veya o diye çok farklı sebepleri olabilir!
Ama bu sebepler ne olursa olsun, Üstel’in tavrını “aha yenildi, aha diz çöktü, aha dediğimize geldi” diye yorumlamak, “uzlaşıcı” olmak değildir!
-*-*-
Uzlaşıcı olmak, “doğru olan buydu, teşekkürler, haydi bir de erken seçim tarihi belirleyelim” diyebilmektir!
-*-*-
Üstel, belki de bir tilkilik, bir hinlik de düşünüyor olabilir!
Ama sonuçta, “Amaç gerilimi azaltmak ve uzlaşıdır” demişse; “tamam, erken seçim kararı da verelim” diyebilmek bence “uzlaşıcı” olmaktır!
Yok “sen kaybettin, git, defol” çığırtkanlığına mesele gelirse, bu, uzlaşmayı reddetmek ve hep kavga aramaktır!
-*-*-
Şu anda muhalefetteki tüm siyasi partilerin ama en başta da CTP’nin yükselişi doğal bir olgudur…
Ve yine şu anda iktidar partilerindeki düşüş de siyasetin doğası gereğidir…
Erken seçim için gecikmek demek, biri yukarıya öteki aşağıya doğru ilerleyen iki grafik çizgisinde istikamet değişikliği yaratmaz; tam tersine arayı açar!
-*-*-
Bir an önce erken seçim, tüm çevrelerin, bir şekilde işine gelir!
-*-*-
Ayrıca bu ülke ekonomisi çökmüştür…
Yeni bir hükümetin bu çöküşle ilgili yeni planları, yeni heyecanları, yeniden yapılanma projeleri elzemdir…
Mevcut hükümet kilitlenmiştir…
Koalisyon çalışamaz haldedir…
Yürütme ve yasamanın aynı anda yalamaya dönüştüğü de nettir!
-*-*-
Yeni ve mümkün olduğunca erken seçim, tıpkı hayat pahalılığı tasarısının geri çekilmesi kararı gibi, uzlaşıcı olmak adına şarttır…
-*-*-
Bu arada, ülkemin güzel insanları, karşılıklı olarak birbirimize hakaret etmekten, kırmaktan, kırıcı açıklamalar, suçlamalar yapmaktan da bir süre imtina edelim…
Tıpkı sendikalarımızın grev kararı gibi!
Çamur atmayı askıya alalım!
Selma ve Tahir hocalarıma sevgilerimle!
Sendikal kavgada asla unutulmaması gereken iki efsane…
Evet Selma Eylem ve Tahir Göçkebel’den söz ediyorum…
-*-*-
Yıllarını hem eğitime hem de sendikalarına adamış bu iki arkadaşımız yeni dönemde Kıbrıs Türk Orta eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) yönetiminde yer almayacak…
-*-*-
Bu karar demokrasi ve liyakat ilkesi adına muhteşem güzelliktedir…
Çekilmesini bilmek…
Örnek alınmalı…
-*-*-
Bu arada, KTOEÖS’te pek alışılmadık bir şekilde tek listeyle genel kurul yapmak belki demokratik yarış açısından “iyi bir görüntü” olmamakla birlikte orta eğitimde örgütlü sendikaya, öğretmenin çok güçlü bir şekilde sahip çıkması anlamına gelir…
-*-*-
Selma ve Tahir hocalarımıza, hem eğitime – çocuklarımıza; hem de sendikal ve toplumsal mücadeleye katkıları adına, çok teşekkür ederim…