Utancın Yoklaması

Cenk Mutluyakalı

Utanç” demişti ünlü yönetmen Bergman, “Dünyayı bir tek utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak, kibir denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın önündeki en büyük engeldir.

Sorum şu: Ulusal Birlik Partisi ya da "üçlü ortaklık" içerisinde gerçekten utanan insanlar var mı? Samimiyetle merak ediyorum.

***
Meclis’e gittim. Saat 6’yı geçmişti… Yedi, sekiz saattir “pazarlık” sürüyordu. Gün boyunca açılmamıştı Meclis Genel Kurulu…
8 saat 15 dakika…

İsimler sayıldı birer birer…
Burada” dendi…
“Burada…”
“Burada…”
“Burada…”

Utanç nerede?
Haysiyet!
İtibar!

***
Türkiye’den bir “şirket” gelmiş.
Devralacak!
"Yüce Meclis" koridorlarında şirket temsilcileri...
Ayar çekiyor!
Telefonlar susmamış Ankara’dan: “Bu işi bitiriniz…
İnternet altyapısı ihalesiz devredilecek.
Kime?
Türk Telekom’a.
Türkiye Varlık Fonu’na…
Emir büyük!
"Orada imzalandı" diyor!
Burası "onaycı..."

UBP’li birkaç vekil önce “böyle de olmaz” demiş.
Ek protokol falan istenmiş…
Maaş ödeyemez duruma geliriz” demiş Maliye Bakanı. Üstel; “seçime giderim” diye korkutmuş. Hep aynı oyun...
Hep aynı film...

***
Siyaset sahnesinde yalnızca son beş yılda yaşananlar bile, utanma duygusunun ne kadar hayati olduğunu gösteriyor hepimize… Bu kadar pişkinliği, pervasızlığı, sorumsuzluğu siyasi ortakları “seyrediyor” yalnızca… “Bize bu yakışmaz” demiyor, yıllanmış siyasi hareket içinde kimse…

Şeffaflıktan uzak bu kaçıncı ihale… Bu kaçıncı peşkeş! Biat, itaat, inkar bu kaçıncı...

Bu kadar da değil… Neredeyse tüm yakınlarını kamuda istihdam etmiş bir “örgüt” başkanı… Diploması hileli… Elinin değdiği her yerde sahtelik… Rüşvetle anılan bir “baş”…
- "Mal varlığını açıkla önce..."

***
Bu kirli aktörler elbet bir gün siyaset sahnesinden çekilecek. Unutulacak hepsi birer birer... Ancak arkalarında bıraktıkları o "uluslararası sözleşme" zırhlı peşkeşler, liyakatsizce doldurulan kadrolar ve hileli diplomaların gölgesi, bu toplumun sırtında on yıllarca kalacak.

Utanmıyorlar ya…
Öyle dönemsel bir mesele de değil bu…
Ömür boyu...

Bu, yalnızca bir siyasi tercih değil; bir haysiyet, bir ahlak, bir kişilik sorunu… “Biz her türlü hileyi yaparız, arkamızda dağ gibi bir güç var” özgüveni... Onlar da ortak bu utanca...

***
Yalanın, iftiranın, hırsızlığın, pişkinliğin, arsızlığın sonu yok ne yazık… Ülkelerini feda edecek kadar körleştiler… Ne toplumu umursuyorlar, ne bilirkişileri, ne de örgütleri, dernekleri, odaları... Bir “talimat” varsa, bir de “koltuk”… Hiç de mühim değil gerisi…

Meclis'te konuşmalar sürüyor ben bu satırları yazarken...

"Yoklamayı yapıyorum..."
"Haysiyet…"
"Utanç…"
"Kişilik..."

Geriye ne mi kaldı? Sandıkta sorulacak hesap, yargının bir gün işleyeceğine dair iyimser bir umut ve bu toplumun kendi onuruna sahip çıkma direnci...

Bergman haksız sayılmazdı; utanç, insanın kendi aynasına bakabilme yetisidir. Kibirle kirlenmiş bir vicdanın tek panzehiri, "ben ne yapıyorum?" sorusunun yarattığı o ağır sızıdır.
Peki, bugün bu sızıyı duyan kaç kişi kaldı?