Uslu Çocukların İktidarı, Yıkımdır

Aslı Murat

Uyumadan önce bir saat sohbet ederiz. Kimlik yaşının aksine, boyundan büyük fikirlere sahiptir. Sürekli sorgular, yaşadığı problemlere çözüm önerileri sunar ve hoşnut olmadığı durumları değiştirmek için sesini çıkarmaktan geri durmaz. Bu özelliğinden dolayı, zaman zaman yaştaşları ile iletişim sorunu yaşar ama yılmaz. Çünkü istediğini ağlayarak, kendini yerden yere atarak veya karşısındakini suçlayarak elde etmez. Bildiği yolda ilerler. Zaman zaman tökezleyip yere kapaklanır. Kalkmak için kimi zaman yardım da ister. Yani ukala dümbeleği değil. Etrafımızdaki pek çok “yetişkinden” daha bilge bir karakteri var.

Hayat çizgisinin çok erken bir döneminde, tek başına kalabilmenin ve hızlıca akan hayata rağmen an’ın tadını çıkarabilmenin bilincine vardı. Ama nihayetinde bir ergen. Hatta çocuk ruhunu her türlü zorluğa rağmen kaybetmedi. Önceleri masallar üzerinden şekillenen diyaloğumuz, zaman ilerledikçe, günlük yaşamda deyimlediği ve kafasını karıştıran mevzular yönünde şekillendi. Bir tek istisna dışında. O da, ezberlediği ama unutmak istemediği için her seferinde gözlerini kocaman açarak dinlediği bir masal. Saplantılı bir  şekilde aynı cümleleri dinlemesi hoşuma gitmiyor. Ağzımdan çıkan her soyut cümleyi güncel olaylardan örnekler verip somutlaştırıyor. Böylece anlatılanın, dünü – bugünü ve yarını işgal eden gerçekliğimiz olduğunu bana hatırlatıyor.  Masal bu ya, gelin sizinle de paylaşayım.

***

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Pireler berber, develer tellâl iken. Ben dedemin beşiğini uçurumun kenarında tıngır mıngır sallar iken dengemi kaybedip düştüm. Gözlerimi açtığım zaman, ortalık yangın yeriydi. Sanırsın ki tüm felaketler, bıkıp usanmamış, bu toprakları talan etmiş. Evler yağmalanıyor, insanlar açlıktan ve savaşın yarattığı yıkımdan kırılıyor, aileler parçalanmış. Uyandığım diyarda, büyük kalabalıkların sığındığı çadırlar var. En dipten tepeye doğru yükselen, yükseldikçe konfor kazanan alanlar, bir yerden sonra mağaraya dönüşüyor. Her bir basamaktaki, bir yukardakinin buyurduğu emri yerine getiriyor, sıra alta geçiyor.

Başımı kaldırıp baktığımda, aslında en üstün de üstünde bir alan olduğunu fark ediyorum. Ama görüntü silüet şeklinde ve doğru düzgün anlaşılamıyor. Bir anda zaman hızlandırılmış şekilde akmaya başlıyor. Sanki kameradaki görüntüyü ileri sarıyorsunuz da akışı yakalayamıyorsunuz gibi. Saatler günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar seneleri peşi sıra kovalıyor. Yavaş yavaş çatlak sesler ve karşı çıkışlar yaşanmaya başlıyor. Gittikçe büyüyen muhalefet, önceleri gizli gizli, ardından aleni bir şekilde görünür oluyor. Tabi ki bedel ödeniyor, ödettiriliyor. Ama güzelliği kurabilmek için başka bir yol yok. En zor dönemlerde radikal adımlar atılıyor. Zulmü, yoksulluğu, sömürüyü, adaletsizliği tamamen ortadan kaldıramasalar bile, yine de insanların hayatını kolaylaştırıyorlar. Yeterli olmuyor. Karartı gittikçe daha da yerleşiyor, daha da belirginleşiyor. Hoppp zaman yine akıp gidiyor ve en ağır noktaya varıyor. Artık herkes durumun farkında, oynanan oyunun tüm şifrelerini ezberlemiş şekilde tekrar hayatlar yaşanmaya başlıyor. Yöneticilerin bir kısmı yanan ateşe durmadan odun atarken, önceleri isyan bayrağını çekenlerin sesi cılızlaşıyor. Önceleri mücadele yöntemi değişikliği sanılıyor ama dönüşüm daha öte bir noktaya varıyor. Alınan kararlara yönelik ufak tefek itirazlar yapılsa da, çoğunluğu teknik önerinin önüne geçemiyor. Sanki sorun politik değil de, kurallar dışı yönetimmiş gibi bir hava yaratılıyor. Tabi ki o aşamada da, bu sistemi kurallara uygun olarak, en iyi biz yönetiriz yarışı başlıyor. Ekonomik ve sosyal yıkım derinleştikçe, ses daha sert ve etkili çıkması gerekirken, iyice azalıyor. Kalabalık kitlelere ulaşmak için şehrin ortasındaki kuyunun yanından ayrılmamak gerekiyor. Susadıkça, oradan içilen su ile canlanılacağına inanılıyor Ama su zehirli, ilk önce yüreği eritiyor, görme ve işitme duyularını azaltıyor, en son da zihni boşaltıyor. Zaman ilerledikçe herkes herşeyleşiyor, birbirine benzeyen robotlara dönüşüyor.O günden sonra tüm sorunlar çözülüyor. Hayat sona eriyor”.

***

Masalın bitişinde yüzüme bakıp gülümser ve şöyle der: “Dünyadaki kötülüklerin en büyük nedeni, oyunun eşitsiz kurallarını, değiştirmeden tekrar eden ve bunu yaparken de çok başarılı olan uslu çocuklardır”. Keşke kaybetmeyi göze alarak, değişim için yüksek sesle ve kararlı mücadele eden yaramaz çocuklar sahneye çıksa. Belki o zaman ortadaki kuyudan sızan zehirli su kurur ve güzel günler daha da yakın olur.