Üniversiteler Adası mı? Üniversiteler Karmaşası mı?

Salih Sarpten

Ülkemizde aktif olarak öğretim yapan 15 üniversite var. Yakında bunlara 2 tane daha eklenecek. Bir o kadar da izin almak için sırada bekleyen olduğu düşünüldüğünde üniversiteler karmaşasına doğru yol aldığımızı açıkça görülüyor.

Hele son günlerde en basit ifadeyle etik olmayan anlayışlarla kurulması gündeme gelen yeni bir üniversiteyle, ülkemizdeki üniversiteler karmaşasının yeni bir boyutu daha ortaya çıkmış oldu…

Zaten üniversitelerimizin hem “kalite”, hem de “etik” açısından ciddi sıkıntıları bulunuyor. Daha kuruluşunda tartışmalar yarat bir üniversitenin, aktif yaşamdaki bilimsel katkısının ne olacağını varın siz düşünün…

Öte yandan ülkenin en önemli kamu üniversitesinde “güzellik yarışmalarına dereceye girenlere burs verilmesi” gibi bilimsellikten uzak kararlara imza atılıyor…

Hiç kuşku yok ki bütün bunlar; üniversiteleri gelir getiren bir yatırım, öğrencileri de müşteri olarak gören anlayışın eseridir. Ve bu anlayış hakim olduğu müddetçe üniversiteler karmaşası daha da bir çözülmez hale gelecektir.

Ne var ki, neredeyse tüm yetkililer bu karmaşanın devam etmesi için uğraşıyor gibi… Acaba;

  • Etrafımızda onlarca “öğrenci simsarının” türediğinin farkında değiller mi?
  • Öğrencilerin çeşitli iş kollarında çalıştıklarının ve bu işkollarındaki meslek örgütlerinin bu duruma isyan ettiklerini göremiyorlar mı?
  • Ülkemizdeki istatistiki verilere göre 10 bin civarında “kaçak öğrenci” olduğunu yani sadece okula kayıt yapmış ancak hiç üniversiteye devam etmemiş öğrenci olduğunu bilmiyorlar mı?
  • Ülkemiz gençlerinin oluşturduğu diplomalı işsizler ordusunun devasa boyutlara ulaştığının hiç mi farkında değiller?
  • Mühendislik-mimarlık, PDR, hukuk, iletişim, beslenme diyetetik, hakla ilişkiler ve tanıtım, radyo-TV-sinema, uluslararası ilişkiler, uluslararası işletme, grafik tasarım, fizyoterapi ve rehabilitasyon, eczacılık ve öğretmenlik alanlarında yüzlerce diplomalı genç insanımızın işsiz olduğunu göremiyorlar mı?

Oysa ülkemizdeki yükseköğretimin gerçek sorunlarını daha yüksek sesle ve daha kararlılıkla ortaya koyacak değerlendirmelere ihtiyaç var. Çünkü

  1. Üniversitelerimizde kurumsallaşma, özerklik ve denetim sorunu var.
  2. Üniversitelerimizin araştırma-geliştirme çalışmaları çok cılız.
  3. Öğrenci kabul koşulları sorunlu, hatta böyle bir dertleri yok…
  4. 90 bini aşkın üniversite öğrencisine rağmen 2 bin civarında öğretim üyesi ile yükseköğretimdeki kalitesizliğimizi belgeliyor gibiyiz…

Lafı dolandırmadan söyleyeyim:

  • Üniversiteleri, gelir getiren bir meta olarak görmeyen, bilimsel temeller üzerine kurulmuş herkes tarafından bilinen, açık, şeffaf ve amacı anlaşılır bir yükseköğretim politikasına ihtiyacımız var.
  • Bilim yapmak, teknoloji üretmek neredeyse hiç konuşmadığımız şeyler. Toplumu, bilim toplumu haline getirecek akademik birikimler ortaya konamıyor. Ülkemizdeki hemen her üniversitenin tek bir derdi var, daha çok öğrenci almak. Üniversitelerimiz öğrenciyi müşteri olarak görmekten kurtulmalı, bilim yaparak gelir elde etmeyi öğrenmeli…
  • Yangından mal kaçırır gibi el çabukluğu ile üniversite kurmayı bırakmalıyız. Üniversiteleri alan olarak değil, kalite olarak büyütmeliyiz. Daha çok öğrenci, daha çok bina, daha çok para getiren kurumlar olma görüntüsünden çıkartıp, bilim kurumları haline dönüştürmeliyiz…

Matematik literatürüne oldukça büyük katkıları olan dünyaca ünlü matematikçi Prof. Dr. Cahit Arf hocamızın güzel bir sözü ile konuyu özetlemiş olayım: “Üniversite kurulmaz, üniversite olunur.” Bu nedenle üniversite kurmayı bırakın, üniversitelerimizi oldurmaya bakın…

 


Biliyor muydunuz?

 

Çocuğunuzun Çocuk Olduğunu Unutmayın

 

Üç gün sonra “1 Haziran Dünya Çocuk Günü”…  Dünya Çocuk Günü, çocuklar arasında ortak duygular oluşmasını, ulusların barış içinde yaşama özlemlerinin pekişmesini amaçlamaktadır. 1925 yılında Cenevre’de gerçekleştirilen ve 54 ülkenin katıldığı “Çocukların Refahı Konferansı” sonucunda ortaya çıkan Çocukların Korunması Cenevre Bildirgesi’nin yayım günü olan “1 Haziran”,  23 ülkede “Dünya Çocuk Günü” olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizde de “1 Haziran Dünya Çocuk Günü” kapsamında çeşitli etkinlikler yapılmaktadır. Unutmayın, çocukların sırf çocuk oldukları için sahip oldukları hakları vardır. Onları bu haklarından mahrum etmeyin. Onlarla nitelikli zaman geçirmenin yollarını arayın. Çünkü bu, hem onlara çocuk olmalarının kazandırdığı en önemli hak, hem de onların esasta bizden istediği tek şeydir…

 


 

Aklınızda Bulunsun

Yükseköğretimde Kalite İçin Bir Örnek

Oxford, dünyanın en iyi üniversitelerindendir. Her yıl 17 bine yakın aday lisans, 20 bin civarında aday ise yüksek lisansa başvuruyor. Ancak bu adayların yaklaşık 3 bin 200’ü lisans, 4 bin 500’ü ise yüksek lisansa yerleşebiliyor. Yani kaba bir hesapla başvuran adayların sadece %20’sini kabul ediliyor (Bizim üniversitelerimiz ile Oxford’un arasındaki fark sadece bu olguda bile kendini gösteriyor değil mi? Neyse konumuza dönelim).

Oxford üniversitesine her yıl başvuru sayısı arttığından kabul almak gittikçe zorlaşıyor. Özellikle mülakatlarda öğrencilerin çoğu eleniyor. Üniversite, tercih ettiği öğrenci profilini daha da duyurmak adına geçen aylarda lisans mülakatlarında sorduğu soruları yayınladı. İşte o sorulardan bazıları

Felsefe, Politika ve Ekonomi alanları için

Soru: Neden ABD’de kişi başına düşen gelir, Burundi ve Malavi gibi ülkelere göre daha fazla?

Biyomedikal Bilimler alanlarında için

Soru: İdrarındaki şeker neden diyabetin belirlenmesinde iyi bir gösterge olabilir?

Deneysel Psikoloji alanı için

Soru: 100 kişiden, oyunu kazanana verilmek üzere bir kaba birer sterlin koyması isteniyor. Herkese 0 ile 100 arası bir numara seçmesi söyleniyor. Seçtiği numara tüm seçilmiş numaraların ortalamasının 3’te 2’sine en yakın olan kişiye ödül veriliyor. Hangi numarayı seçerdiniz ve neden?