Gayet açıktır ve gayet nettir ki Başbakan Ünal Abi’nin Anayasa değişikliği aşkı, erken seçim baskılarını aşma çabasından başka bir şey değildir!
-*-*-
Ve haliyle CTP buna karşıdır...
-*-*-
CTP, Yüksek Mahkeme Başkanı öncülüğündeki değişiklik çalışmasına değil; Ünal Abi’nin siyasi tinyozluğuna karşıdır!
Bunu vurgulamak lazım!
-*-*-
CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, geçtiğimiz gün görüştüğü yüksek Mahkeme Başkanı ve Yüksek Adliye Kurulu üyelerine, partisinin pozisyonunu açıkladı... Önce erken genel seçim... Anayasa değişikliği 2027’de!
-*-*-
Yüksek Mahkeme, daha önce iki kez kazaya uğrayan Anayasa değişikliği çabasının aynı veya benzer kazaya uğramaması için, her hangi bir seçimle birlikte yapılmasını istemiyor...
-*-*-
Kısacası; CTP bu isteğe karşı değil ama “önce erken seçim” diyor; Ünal Abi ise bir numaralı değişiklik savunuculuğuna soyunmayı, koltuğu beş – altı ay daha koruma fırsatı olarak değerlendiriyor!
-*-*-
Bu arada belirtelim, Yüksek Mahkeme Başkanı ve Adliye Kurulu’nun anayasa değişikliği isteminin tek bir amacı var; yargı sürecinin hızlandırılması yani adaletin tecellisinin gecikmemesi!
-*-*-
Şimdi ne olacak?
UBP anayasa değişikliğini tek başına da teklif edebilir!
Anayasa değişikliği için vekillerin en az üçte biri teklifte bulunabilir… Teklif yapıldıktan sonra, “ivedilikle görüşülemez”… Yani aceleye getirilmesi de mümkün değil!
-*-*-
Ve tabii ki değişiklik teklifinin kabul edilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu gerekir… Yani en az 34 vekil değişikliğe “ok” vermelidir!
-*-*-
Bu da demektir ki, CTP vekilleri değişikliğe onay vermezse, değişiklik referanduma götürülemez!
-*-*-
CTP ne istiyor?
Ne demiştik; önce erken genel seçim!
Ne zaman?
Nisan ayının son Pazar günü!
-*-*-
UBP ne istiyor?
Bir daha yanıtlayalım; UBP’nin ne istediğini kimse aslında bilmiyor ama Ünal Abim kesinlikle erken seçime gitmek istemiyor!
-*-*-
Haaa partisi veya ülkesi çok umurunda mı?
Kişisel endişe söz konusudur!
Dünkü Yenidüzen’in manetinde belirttiği gibi, “sandık korkusu” çok ileri safhadadır!
-*-*-
Türkiye’deki büyükleri mi?
Hala, inat ve ısrarla mevcut hükümetin içine düştüğü korkunç pisliği görüp de “gık” demiyorlarsa; ki demiyorlar; o pisliğin içinde kesinlikle zat-ı muhteremleri de bulunmaktadır ki bu da ayrı bir gerçek!
-*-*-
Takvim!
Nisan 2026 Erken Genel Seçim…
CTP iktidarı kesin…
-*-*-
Çok zorlu bir bütçe dönemi… Ekim – Kasım 2026…
Çok heyecanlı bir Kıbrıs müzakere süreci… Eylül 2026…
Yerel seçimler Aralık 2026…
Keşke!
Köpeğin “süs köpeği”, “av köpeği” veya “bekçi köpeği” olması fark eder mi?
Bilemem!
Ayırmadan severim!
-*-*-
Çocukken hep köpeğim olsun isterdim!
Annem hiç izin vermedi!
-*-*-
Neden izin vermedi?
Tam bilemiyorum ama sanırım O’na göre “köpek”, pis bir hayvandı ve ev içinde olması hijyen açısından iyi değildi!
-*-*-
Bahçede olsun?
Bahçemiz olmadı; daha doğrusu komşu çoktu ve köpek onları rahatsız edecekti falan…
Annemi aşamadım hiç!
-*-*-
Hep kuşlarım oldu…
Muhabbet!
-*-*-
Askerdeyken, bir Rum’un torba içinde ara bölgeye bıraktığı yavru köpeklerin biri dışındakilerin tamamı ölmüştü!
Bir tanesini kurtardık ve O benim ilk köpeğim oldu!
-*-*-
Çok uslu, çok akıllıydı ama bölük değiştikten sonra, sokak köpekleri dediklerimizle takılmaya ve hatta bazı köylülerin mandralarına girmeye başlamıştı!
-*-*-
Sonu çok hazin bitti!
-*-*-
Çocukluğumuzda köyleri dolaşıp “salma” köpekleri tüfekle öldüren ekipler vardı!
-*-*-
Hep söylenen, “İngiliz’den kalma bir uygulama” olduğuydu!
-*-*-
Kedileri hiç sevmedim!
Londra’ya gittiğimde “kedici” oluverdim!
-*-*-
Kıbrıs’a geri döndüğümde, sene 2008, oğlum 10 yaşındaydı ve ikimiz gidip barınaktan köpek aldık!
-*-*-
Sonra hep köpeklerim oldu!
-*-*-
Zehirlenip öldürülen, hastalanıp ölen; zehirli yılanın soktuğu ama kurtardığımız köpeğimiz de oldu!
-*-*-
Son 10 yıla yakın süredir, hayatıma dört köpek girdi!
Biri, Labrador Retriver’di; çok zaman ayırmanız gereken bir köpekti ve o günlerdeki çalışma yoğunluğum buna yeterli değildi!
Aldığım yere geri vermek zorunda kaldım!
-*-*-
Sonra, cinsini hiç anlamadığımız orta boy bir erkek köpeciğimiz oldu; akabinde cins bir küçük boy dişi…
Sonra bu ikisi bir gün pişirmişler işi!
Derken evin neşesi – sevgi yumağı “torun” doğuverdi!
-*-*-
“Çok köpek besledim” diyebilirim; böyle iyi huylusu, böyle sevgi dolusu hiç olmadı!
-*-*-
Biraz gürültü çıkarıyordu; ota – boka havlıyordu ama yemek vereceğimde, hele elime tasmayı aldığımda –yaşadığı ve yaşattığı mutluluk efsaneydi!
-*-*-
Köpek sizi güldürebilir mi?
Bu köpek güldürüyordu!
Hep neşeli, hep hareketliydi!
-*-*-
Kıskançtı!
Öteki ikisini - ki biri annesi biri babasıydı – sevmeye kalksanız, hemen en öne geçmeye çalışır, onların önünü keserdi!
-*-*-
Çok hızlı yemek yerdi!
Aslında köpekler hep hızlı yer ama bunun hızı farklıydı!
-*-*-
Yürüyüşe mi çıkıyorsunuz?
Hiç doğru – düzgün yürümezdi; bir sağa bir sola yalpalardı!
-*-*-
Hafta sonu, sanki tuvalete gitmekte zorlandığını fark ettim!
Keşke…
Evet “keşke dememek lazım” dedi veteriner!
-*-*-
“Bir yarın olsun, bakarız” dedim ama en sevdiklerinden “pizza dilimine” bile hiç bakmadı!
Kulübesine girdi, battaniyesinin üzerine uzandı ve bana doğru dönmedi!
Göz göze gelemedik!
-*-*-
Bir terslik olduğu kesindi!
-*-*-
Salı sabah “bir bakayım” dedim; pek de akşamki kadar keyifsiz değildi ama her zamanki zıplayan, koşan, sevgi saçan havası yoktu; başı da öne eğikti ve yine kulübeye dönmüştü!
-*-*-
Salı öğleden sonra, “eğer hala halsizse, artık veteriner şart” dedim!
Kulübede hareketsiz yatıyordu!
-*-*-
Keşke ilk fark ettiğimde götürseydim…
Keşke!
-*-*-
Hoşça kal Muffin!