Umudum sokaktadır!

Cenk Mutluyakalı

Şimdi ne yiyor, ne içiyorsak korkuyoruz...
Korkularımız artıyor, koktukça...
Bu akılla, daha çok 'Onkoloji Hastanesi' açılışı yapar boy boy bakanlarımız, sıra sıra vekillerimiz!

*  *  *

Laboratuvar yandı, üç ay geçti!
Ne oldu?
"Tarımsal Ürünler Denetlenmiyor"
  adanın kuzeyinde; bunu biliyor, anlıyor, dertleniyor ve birbirimize söyleniyoruz.
Her sene ülkeye depolanan on binlerce ton kimyasal ilaç 'neremize' kaçıyorsa!
200 bin ton olduğu iddia ediliyor.
Epeyce fazla...

*  *  *

Güneyde, hem de Lefkoşa'da, bir başka laboratuvar var...
Hani bir koşuluk mesafede!
Tam donanımlı!
Avrupa Birliği tescilli, onaylı, tarımsal ürün ve gıda denetimi yapıyor.

Şimdi soruyorum, son üç ayda, bu laboratuvarı kullanmak için girişim yapan oldu mu?
Eğer olmuşsa...
Ve sonuç alınamadı, ayıp...
"Biz kuzeyden gelen ürünleri denetlemeyiz" denmişse...
Ayıp kere ayıp...
Eğer sorulmamışsa, kepazelik, budalalık...

*  *  *

Kıbrıs'ın “müzakere” tarihi epeyce eski...
Meseleyi sadece "masa"ya odaklamak, hayatı bölüyor, yarınımızı çürütüyor.
Elbette masada kapsamlı bir çözüm aranmalı, çabalar yükseltilmeli...
Ama ömrümüzü "kapsayan" miskinliğe karşı da çok daha fazla işbirliği gerekli...
Kibir yapmadan!
Öyle "aşağılık kompleksi"ne falan girmeden...
Meseleyi "diplomasi"ye bulamadan...
"Egemenlik" yarıştırmadan!
Sokağa yansıyacak adım adım çözümlerden utanmadan...

*  *  *

Umutluyuz bir kez daha, görüşmeler yeniden başlayacak...
Peki ne olacak?
Her bir taraf, bildik pozisyonuna tutunduğu sürece, ne kadar mesafe alacağız?
Kıbrıslı Rumlar “Cumhuriyet”i iç etmiş, paylaşmıyor; Kıbrıslı Türkler de “mülkiyeti...”
İkisinin de “haklı” nedenleri var, sorarsan...
Birisinin “korku”suna öteki “canım” diyor!
Birisinin hakkına, öteki “çok seneler geçti.”
Sizi bilmem de, çok umudum yok benim...
Bir koşu mesafesindeki laboratuvarda tarımsal ürün analizi yapamıyor, işbirliğini ilerletemiyor ve bile
bile zehirleniyorsak...
‘Kapsamlı’ bir ahmaklıkla öleceğiz işte...
Bu!