Kimi "ufak" işler de var, hayat kalitemizi etkiliyor her an...
Ama bunları konuşmaya utanıyor insan, ihtişamlı bir bataklığın orta yerinde...
O kadar kirlendi ki ülke!
Samimiyetsizlik, statüko, bencillik dağlar gibi...
Yine de paylaşmak istedim.
Örneğin trafikteki küçük kaza ya da çarpışmalar... İki araç yolun içinde, trafik zaten kaos, iyice tıkanıyor.
İki sürücü yolun orta yerinde...
Yaralı yok, arabalar her ikisi de aslında hareket edebilecek durumda...
Hafiften çarpmış...
Polis bekliyorlar.
Üstelik polis de o tıkanan trafiğin içinden gelecek.
Peki, gelip de ne yapacak?
Görecek, ölçecek, çizim yapacak kağıda...
Yani herkesin elinde durumu fotoğraflayacak bir cihaz var artık...
Hem de yüksek kaliteli...
Yapay zekaya göndersen görüntüyü, çok daha iyi ölçecek polisten, çok daha iyi çizecek.
Kaza yerinde karşılıklı çek fotoğrafını...
Ehliyeti de kaydet...
Sigortacınla konuş...
Çek, git...
İnsanlara eziyet çektirme yolda....
Trafik kaosunun yarı sebebi de bu ufak tefek çarpılmaların yarattığı bekleyiştir aslında...
***
Bir başka mesele...
Ana yollarda çemberlerin güya çevre düzenlemesi için büyük şirketlere verilmesi...
Çoğu da casinolu oteller, bankalar...
Yani o çemberlere yerleştirdikleri kocaman reklam tabelaları, çevre kirliliğinin ta kendisi...
Kuru ot olsa daha güzel görünecek!
Birileri çemberde bakım yapacaksa ya da düzenleme... Bir köşeye küçük bir bilgilendirme levhası yerleştirir, anlarım...
Nedir o kocaman markalar?
Neyin düzeni bu?
Sanırım "rezil" etmek tak çare...
Böylesi çemberde o kocaman reklam panolarını fotoğraflayarak, utandırmak gerekiyor sosyal medyada...
Öylesine ki pişman olsunlar...
Bunun çevre dostu bir iyilik değil reklam budalalığı olduğunu anlasınlar...
Görsünler reklamın aslında iyisi de var kötüsü de...
Giderek kirleniyor çemberlerimiz.
Ne kültürel motif, ne otantik gösteri, ne de çağdaş bir peyzaj...
En azından değerlerimizi yaşatabilsek...
Temiz olsa da yeter...
Birilerinin reklamı olsun diye göstermelik işler sadece...
Tabela, marka, reklam kiri...
***
Bir üçüncü meselem de park yeri sorununa dair...
Saat 15:30'dan sonra kamu kurumları paydos ediyor ya...
Niye park yerleri boş kalıyor, bu alanları kullanmıyor toplum?
Böyle bir ihtiyaç var işte...
Özellikle de çarşıya yakın yerlerde...
Kamusal binaları 24 saat kullanabilmeliyiz pekâlâ...
Başarabilmeliyiz bunu...
O kültürü yaratabilmeliyiz...
***
İşte böyle...
Kimi "ufak tefek" dertler ya da çözümler...
Yine yazarım aklıma geldikçe...
Sizin de çok fazla böyle gözlemleriniz vardır eminim, böylesi çözüm önerileriniz, öyle çok da yüksek siyaset gerektirmeyen....