UBP’ci olsaydım!

Serhat İncirli

UBP’ci olsaydım...
Evet, ailem ve ben UBP’ci olsaydık, hayatımızda ne ya da neler değişirdi?

-*-*-

Mesela gazeteci olamaz mıydım?
Olurdum elbette!
Hem de, bırakın UBP’ci olmayı, KKTC vatandaşı bile olmaksızın UBP’ci olanlar; hem vatandaşlığı aldılar, hem gazetecilik yapıyorlar hem de devlette memur olarak çalışırmış gibi görünüyorlar!

-*-*-

Devletin makamlarının buna bir tepkisi var mı?
Yoktur!
Olamaz da!
Neden mi olamaz?
Çünkü, KKTC devletini yönetenler, her dönemde, TC’nin KKTC’deki Büyükelçisi ve diğer elemanlarından hep korkmuşlardır!
Ve bahsettiğim tip “gazeteciler”, tamamen TC Lefkoşa Büyükelçiliği’nin kontrolünde ve korumasındadırlar...
Haliyle mecburen UBP’nin de besleme kadrosunda!

-*-*-

UBP’ci olsaydım, tıpkı Ünal Üstel başbakanımız gibi, 1974 yılında, Gaziveren İlkokulu’nda sol ve sağ dizime girmiş olan çok küçük iki bomba parçacığından dolayı “malul gazi maaşı” da alabilirdim!
Hatta UBP’ci olsaydım, kim bilir belki de malullük derecem yükseltilirdi, hayatım boyunca çalışmak zorunda bile kalmaz; bir de devlette hiç gitmeyeceğim iş yarattılar mıydı, gel keyfim gel olurdum!
Ünal Üstel UBP’ci oldu, malul gaziliği de kaptı!
Biz “marul” kaldık!

-*-*-

Ayıptır söylemesi, UBP’de kardeşim kadar yakınım çok arkadaşım var...
İsimlerini söyleyemem...
Çünkü isimlerini söylersem, Ekselansları Murat çok kızabilir!
“Helal süt emmemiş bu adamla arkadaş olanlar bizden değildir” diyebilir...
Ekselansları “Murat” illa ki sizin bildiğiniz Ali Murat değildir... 
Üzerinize almayın canım!
Unutmayın, çok üst seviyede çalışan beyne sahip filozof abilerimizin, artık, KKTC’yi tanımasına ramak kaldığını iddia ettikleri Rusya’mızın Kıbrıs’taki büyükelçisi de Murat!

-*-*-

UBP’ci olsaydım, herhalde yine federal çözümden yana olurdum ama bunu asla dile getirmezdim...
Örnek mi?
Yani, çok az da olsa aklı çalışan herkes, Türkiye’nin, “garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni” bölüp de etnik temele dayalı ayrı bir egemen devlet kurdurtabileceğine eminim inanmaz!
Ve aklı çeyrek çalışan bile, “Kürdistan mütekabiliyeti” nedeniyle, Türkiye’nin Kıbrıs’ta bölünmeyi asla desteklemeyeceğini çok iyi bilir!

-*-*-

Araya girip şunu belirtmekte fayda var; Seymenbaşı Üçurup İzzet Dayı da inanmıyor ve biliyor aslında!
Takkiye yapıyorlar, göreve devam ediyorlar!
Alkış onlara!

-*-*-

UBP’ci olsaydım, Türkiye’den gelen konukların yanında namazımı kılardım; uğurladıktan sonra soluğu Gönyeli’de meyhanede alırdım!
Şerefe!
Üstelik masanın hesabını da ihale bekleyen bir iş insanımıza ödetirdim!
Şoförüm var, beni bekler, alkollü araç kullanmazdım; O da ek mesaisini yazmış olurdu!

-*-*-

UBP’ci olsam, evet öğüneceğim, muhteşem bir eğitim almış olması bir yana; iki aylık tatil için geldiği ülkesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bir sanat ve teknoloji merkezinin “kiraladığı” kızıma, mutlaka iş bulurdum...
“Gitme babam İngiltere’ye, uluslararası ilişkiler, tarih, antropoloji ve filmcilik gibi eğitimler almış olman bir yana; UBP’liyiz, evet abartıyorum ama seni genel hastaneye genel cerrah kadrosundan alalım” bile diyebilirdim!
Ve vallahi da billahi da aldırırdım!

-*-*-

UBP’li çok insana oy vermişimdir...
Karma oy cinsinden ve arkadaşlıktan, dostluktan!
Hiç bir arkadaşımı satmadım!
Biri hariç, hiç bir UBP’li arkadaşım da beni satmadı aslında...
Haaa, siyasi düşüncem mi?
1980’lerde ilk gençlik yıllarımda ne düşünüyorsam, şu anda da aynısını düşünüyorum...

-*-*-

Daha önce de yazmıştım; bir daha yazayım...
İngiliz gazeteci – yazar Hugh Pope ve Fransız gazeteci – yazar Nicole Pope’un birlikte kaleme aldıkları “Turkey Unveiled: A History of Modern Turkey” adlı kitabını hep referans olarak gösteririm...
1992’de şimdi olduğu gibi yine Yenidüzen’de çalışıyordum... Pope, benle söyleşi yapmıştı... 
25 yaşında bile değildim...
Pope, söyleşiyi kitabına da almış ve özetle demişti ki; “... Genç gazeteci Serhat İncirli, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savunuyor... Bu düşüncede olanlar çok az...”

-*-*-

Serhat İncirli; federal bir yapıda, evet Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savunuyor, savunmaya da devam edecek... 
Ve Kıbrıslı Türkler bilerek ve isteyerek yok edildi, ama şu da iyi bilinmelidir ki “tükensek” bile az değiliz...
Ve bu hiç de az olmayanlar, Kuzey Kıbrıs’ın tamamını külliyeye  hatta küle dönüştürseler de, bu düşünceden hiç vaz geçmeyecek...

-*-*-

UBP’liler mi?
Çok yakın bir gelecekte ya benim gibi düşündüklerini açıkça dile getirecek; ya da hep beraber finitto!


Bigatsa!

Yasa açıkça belirtiyor ki; kaçak inşaat yapmak suçtur... 
Devlet, kamu, özel, tüzel fark etmez!
Yasal anlamda izin veya vize almazsanız o inşaat kaçak olur!

-*-*-

Yasa dışılığı geçtim...
Asıl dert bu değildir!

-*-*-

Hem mevcut sosyal ve ekonomik koşullarda bu binaları yapmak görgüsüzlüktür; hem de kültürel faşizm alçaklığı yaralayıcıdır!
Asıl dert bunlardır!

-*-*-

Yaklaşık 5 yıl her sabah 05.30 – 06.00 saatleri arasında oradan geçtim... 
Ve hemen her geçtiğimde, bir adet erkek bigatsa yola yakın bir yerde otururdu... 
Yavaşlardım, öterdi...
Güneşin doğuşunu selamlar gibiydi...
Ne güzel sesi vardı... 

-*-*-

Dün birden aklıma geldi...
Gülümsedim; külliye mi bigatsa mı?
Sorsalar, “bigatsa” derdim... 
Külliyeniz başınızdan bin beytambal galsın!

Sevgili Doğuş Derya diyor ki: “AKP Yönetimi için Kıbrıs'ta emeği, barışı ve özgürlükleri savunan herkes "Türkiye düşmanı" olarak yaftalanıyor ya... Gelin meselenin adını doğru koyalım. BİZLER TÜRKİYE DÜŞMANI DEĞİLİZ AMA BARIŞ VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ VEREN HEPİMİZİ TEHDİT OLARAK GÖREN AKP, KIBRIS(LI) DÜŞMANIDIR! Bilinsin diye söylüyorum, yanındayım Münür Rahvancıoğlu...” Ben de bilinsin diye söylüyorum; Doğuş Derya’nın düşüncesinin altına imzamı atıyorum...