Türkiye'nin 'Buzdolabı Siyaseti' değişti mi?

Sami Özuslu

 

2002'den itibaren Türkiye değişti. Kıbrıs'a 'milli dava' gözlüğüyle
bakmayan, bunu alenen dile getiren Erdoğan, Ankara'nın hedefine AB'yi
koyunca, Kıbrıs'ta da 'çözümsüzlük çözüm değildir' siyasetini
seslendirmeye başladı. O dönem Kıbrıs'ta da iktidarın değişmez ortağı
'derin devlet' çok güçlüydü.
Kıbrıs sorununda Türkiye'yi 'engel' görenlere bunu anlatmak zordu. Hele
Kıbrıslı Rumlara ve Yunanlılara...
O günlerde yaptığımız tartışmalarda "Türkiye çözüm istiyor. Gelin bunu
deneyelim. Eğer cayarsa siz haklı çıkarsınız. Ama eğer sözünde durursa
adaya çözümü getiririz" görüşünü çok dillendirdim. Ve bu yüzden de
duymadığım laf kalmadı!
Oysa Türkiye Annan Planı'na bir şekilde destek verdi, yüzde 65 'evet'
çıkmasında önemli rol oynadı.

*  *  *

Şimdi Türkiye başka bir boyuta geçti. 2002 ruhu olmadığı gibi, 2009
sonrası 'derin devlet'in elimine edilmesi sonrası 'dikta rejimi'ne
evrilmekte olan bir Ankara var. Demokrasinin tamamen ayaklar altına
alındığı, en temel hak ve özgürlüklerin çiğnendiği, AB değerleri yerine
'Şangay' kriterlerine heveslenen, heveslenmekle de kalmayan bir
Türkiye'den söz ediyoruz.
Dış politikası sürekli yanlışlar, hatalar ve son zamanlarda bilinçsiz ve
vizyonsuz tavırlarla dolu bir Türkiye var şimdi karşımızda.
Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminden itibaren komşularıyla, bölge
ülkeleriyle, AB ile giderek bozuşan, kavga eden, sürtüşen, savaşan bir
ülke oldu Türkiye...
'Osmanlı coğrafyasına hükmedecek bölgesel güç' olma iddiası ve hayali,
Misak-ı Milli sınırlarını tartışma konusu haline getirdi.
Erdoğan-Fetullah çatışması ve son darbe girişimiyle birlikte Türkiye
devleti, ordusu dahil birçok kadrosunu yitirdi, elimine etti, dışladı.
Bunun yarattığı boşluk ve acemilik ülkenin her halinden belli oluyor.

*  *  *

Türkiye'nin Kıbrıs siyaseti de haliyle değişti. Ne 2003-2004 sürecindeki
AB ortak çizgisi var Ankara'yı çözüme motive edecek, ne Dışişleri'nin
başında Abdullah Gül gibi bir isim var, ne de 'çözümsüzlük çözüm değildir'
demesi için bir gerekçe var ortada...
'Gaz' diyenler var, biliyorum. Sunat Atun da söylüyor bunu. Ama dikkat
edin, o başka türlü söylüyor. "İsrail Türkiye'ye muhtaç" diyor. Başka
türlü gazını Avrupa'ya satamazmış. Bölgesel strateji uzmanı kesildi
başımıza o da!..
Sunat Atun'u es geçtim. Gaz konusunda Türkiye'nin istekli olduğu doğru.
Amma ve lakin bunun için Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüme ihtiyacı var mıdır,
soru işareti.

*  *  *

Şimdi bunları neden yazdım?
Türkiye'nin Kıbrıs siyasetini eleştirince oklar bize yönelmeye başladı
birden.
Bu yüzden hatırlatma ihtiyacı hissettim Ankara'nın 'değişim'lerini...
Çok enteresandır tabii, Türkiye Annan Planı'na 'evet' derken buna destek
verenleri o günlerde topa tutup 'buzdolabı' siyasetinden söz edenler,
şimdiki Türkiye'nin halinden yola çıkıp "Ankara neden çözüm istesin?" diye
soranları çapraz ateşle yok etmeye çalışıyorlar!
Tuhafın da ötesinde, insafsızca bir tutum bu.
Yani 2004'te AB'den 'aday ülke' statüsü almaya can atan, demokratik
açılımlar yapan Türkiye'den daha iyi bir noktada mıdır şimdi Ankara?
Bakın, Mevlüt Çavuşoğlu geldi ve Akıncı'ya ayırdığı zaman kadar Hala
Sultan İlahiyat Koleji'ne de ayırdı. Sarayda konuşmadığı kadar İlahiyat'ta
konuştu. Rumlara çekmediği kadar fırçayı İlahiyat Koleji'yle ilgili dava
nedeniyle KTOEÖS'e ve mahkemelere çekti.

*  *  *

Türkiye çözüm konusunda önemli. Diğer garantör ülkeler gibi ikna ve teşvik
edici olmalı. Türkiye ile kavga etmemek lazım. Uzlaşmak lazım.
Doğru.
Ve fakat Türkiye'yle bozuşmayalım diye Kıbrıs'taki müstakbel ortağımızı
yerden yere vurup, çözümsüzlüğe oynayanların güçlenmesini, "Rumlar çözüm
istemez" retoriğinin güç kazanmasını ve çözümsüzlüğü kalıcılaştırmayı
getirecek söz ve tavırlardan da kaçınalım.
Akıncı ve Türkiye'yi eleştirenlere dönük ufaktan başlatılan 'linç'
kampanyasına katkı koyanlara buradan selamlar.
Hele hayatının çeşitli dönemlerinde kah çözümcü, kah taksimci, kah
taksimatçı, kah bir numaralı KKTC savuncusu, kah federasyoncu, kah
ilhakçı, kah Denktaşçı, kah Talatçı, kah Eroğlucu, bugün ise -tabii ki-
kah Akıncıcı kesilebilmekle nam salmış şahıslar vasıtasıyla yürüttüğünüz
kampanyada üstün başarılarınız daim olsun.
Yalnız unutmayın, siz 'buzdolabı siyaseti'nden söz ederken vakt-i
zamanında, onlar yine 'güçlü'den yanaydılar.

Hele hayatının çeşitli dönemlerinde kah çözümcü, kah taksimci, kah
taksimatçı, kah bir numaralı KKTC savunucusu, kah federasyoncu, kah
ilhakçı, kah Denktaşçı, kah Talatçı, kah Eroğlucu, bugün ise -tabii ki-
kah Akıncıcı kesilebilmekle nam salmış şahıslar vasıtasıyla yürüttüğünüz
kampanyada üstün başarılarınız daim olsun.
Yalnız unutmayın, siz 'buzdolabı siyaseti'nden söz ederken vakt-i
zamanında, onlar yine 'güçlü'den yanaydılar.