Türkiye'de ne varsa, bizde... Ve Geçici 10.

Ferdi Sabit Soyer

 


Türkiye'de kabul edilemez caniyane darbe girişimini ve buna bağlı gelişmeleri izliyoruz. Tutuklamalar, ifadeler basında yayınlanıyor.

Pek çok tartışma ve yorum izliyoruz. Öfkeli haller görüyoruz. Bunlar kuşkuları ve bilinmezlikleri artıyor. Kafalar karma karışık.

Bu bağlamda darbe ilgili değerlendirmelerini ve sonrasına dair  demokratik yapılanmaya dönük düşünceleri de kapsayan görüşleri,  geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Baş Danışmanı Sayın Mehmet Uçum'un NTV'deki söyleşisinden izledim.

Sayın Uçum, önemli ve düşünülmesi gereken değerlendirmeler yaptı. Katılırsınız, ya da katılmazsınız. Ancak, üzerinde düşünülmesi gereken değerlendirmeler, yorumlar ve önermeler yaptı. Bu yüzden ilgili olanlar izlemeli.

Bunlar ayrı, ancak Sayın Uçum'un ifade ettiği bir nokta var. Bu çok önemli. Sayın Uçum bundan sonraki süreci, Anayasa dâhil, "en geniş siyasi ve toplumsal mutabakata dayalı demokratik düzenlemeler olacak" diye tanımladı…

ATILAN ADIMLAR...

Ancak bunlar olurken Türkiye'de gerçekten çok önemli tarihi gelişmeler yaşanmaktadır.
En son yayınlanan Kanun Gücünde Kararname ( KGK)  ile TSK'ya bağlı Kara, Hava, Deniz Kuvvetlerinin Savunma Bakanlığına Bağlandığı açıklandı.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Genel Kurmay Başkanlığının ve MİT'in Cumhurbaşkanlığına bağlanmasını gündeme getirdi.

Cumhurbaşkanlığı Halkoyu ile seçilmiş bir makam olduğu için bu sivilleşme konusunda önemli bir adım.

Kuşkusuz bu adımlar, sivilleşme ile demokratikleşmenin bütünlüğünü  ete kemiğe büründürecek  olan, CB Başdanışmanı Sayın Mehmet Uçum'un ifade ettiği en geniş siyasi ve toplumsal mutabakata dayalı olacak olan Anayasa değişikliği ile birlikte gerçekleştiğinde tam anlamı ile yerine oturacaktır.

Çünkü Olağan Üstü Hal içinde gerçekleşen bu yasal düzenleme, eğer demokratik bir Anayasa değişikliği ile bütünleşmezse, yarın çok başka ve değişik sıkıntılara yol açar. Türkiye'nin bunca acı tecrübeden sonra, bunu da aşacağını beklemek, hele Meclis'te şimdi yakalanan ortak mutabakat temeli ve zemini varken mümkündür.

PEKİ BİZDE...

Türkiye'de bunlar yaşanırken, son zamanlarda çok popüler bir söz olan, "Türkiye'de ne varsa KKTC'de de olacak" ifadesine  bağlı olarak, bu gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor.

Türkiye'de KGK ile  TSK'ya bağlı tüm Kuvvet Komutanlıkları, Savunma Bakanlığına bağlanırken;  KKTC'de Polisin hala  yalnızca şeklen ve dolaylı olarak sivil yönetime bağlı olarak kalması  mümkün mü?

Polisin hala doğrudan askeri otoritenin elinde olması mümkün mü? Sivil Savunmanın bugünkü şekli  ile kalması mümkün mü?

Türkiye'de KGK ile bunlar önemli adımlar olurken; KKTC'de Anayasamızda yer alan Geçici 10. Maddenin artık bir hükmü kalır mı?

Bildiğiniz gibi Anayasanın Geçici 10. Maddesi, KKTC Anayasasının 117. Maddesinin Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldıkça, işlevsiz  olduğunu vurgular.

Askıya alınan Anayasanın 117. Maddesinin esaslı yanlarından biri de, Silahlı Kuvvetler Komutanın  Savunma Bakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca  atanmasını öngörmesidir.
Yani Silahlı Kuvvetler Komutanı, KKTC Hükümeti ve Cumhurbaşkanının dolayısı ile KKTC Meclisinin ve ona hayat veren halkın iradesi dışında bunların hiç bir katılımı olmadan atanmaktadır…

Türkiye, tüm Kuvvet Komutanlıklarını Savunma Bakanlığına bağlarken kimse kusura bakmasın, KKTC'de Silahlı Kuvvetler Komutanın atanmasında dahi KKTC  CB ile Başbakanın, Hükümet ve Meclis'in bir sözünün dahi olmamasının artık hiç izahı kalmaz.

Yani, KKTC'de demokratik kurumsallaşmamıza  esaslı engel oluşturan Polisin, Sivil Savunmanın  sivil otoriteye bağlı olmaması ve Silahlı Kuvvetler Komutanının da Anayasa'nın Geçici 10. Maddesi nedeni ile Kıbrıs Türk Toplumunun sivil demokratik kurumlarının dışında, bunların  hiç bir katılımı dahi olmadan atanmasının artık bir mazereti ve  demokratik bir karşılığı da olamaz.

Ancak, "Türkiye'de ne olursa KKTC'de de olsun" ifadesi, böylesi demokratik ve sivil düzenlemelerinde; "bir paket halinde Türkiye'den gelmesine"'dönük  bir beklentiyi ve ataleti de içermesi düşünülemez.

Bu söz artık, özellikle Anayasadaki Geçici 10. Maddenin kaldırılması ve sivilleşmenin gelişmesi ile ilgili yapılan talepleri boğmak için yıllardır  statükocuların yaratıkları hamaset söylemlerinin geçersizliğinin temeli olmaktadır.

Bu yüzden Kıbrıs Türk Toplumunun siyasi ve demokratik kamuoyu, en geniş toplumsal mutabakata dayalı Anayasal ve yasal değişimleri artık öne almalıdır. Siyaset ve sivil toplum, medya bunu ciddi ciddi ele almalıdır.

KAMU DÜZENİ VE REFORM...

Türkiye'de  caniyane darbe sonrası, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı  Sayın Uçum'un, NTV'deki söyleşisinde ifade ettiği bir temel nokta daha var.

Darbeye yol açan etkenlerden birinin de kamu düzeninde ister üniformalı, isterse sivil, tüm kamu görevlilerinin atanma ve yükselmeleri ile ilgili statükocu yapı.

Darbeden çıkartılan  bir sonuçta, Türkiye kamu düzeninde, ister sivil, isterse üniformalı olsun, kamu düzeninde görevli insanların tüm mekanizmalardaki atama, yükselme ve diğer işlemlerin, mezhepsel, tarikat ve partizanlık bağının ötesinde liyakate ve bilgiye dayalı olarak düzenleneceğine dair Sayın Uçum'un ifadeleri. Bunu darbenin nedenleri ve bundan değişim için sonuç çıkartan Türkiye aydınlarının çoğu da dile getiriyor.

Bu yüzden artık bu memlekette atılması gereken diğer bir adımında, Kamu Reformu çalışmasını hızlandırmak olduğu açıktır... Bunlar yaşanırken KKTC Meclisinin  tatilde olması ne kadar ayıp.

Bugün UBP-DP Hükümetinin hala tam gaz, üst kademe müdürlüklerine yaptığı atama furyası içinde bunun Türkiye'de yaşananlardan sonra bunun tehlikesi, garabeti ve  traji komikliği daha da önem kazanıyor.

Yani, "Türkiye'de ne varsa burada da olmalıdır" sözünü, hamaset söylemi içinde; ya da bu sözü, Türkiye'de ne yanlışlık varsa burada da o olacak olumsuzluğu içinde değerlendiren  tepkisel yaklaşımların  dışında ele almak gerekir.

Çünkü Türkiye'nin de Kıbrıs Türk Toplumunun da geleceği, demokratik sivil gelişmeden ve tüm toplumsal sorunları aşıp, barış içinde gelişmekten  geçer.

Demokratik Siyasi güçler, endek döndek meseleleri bir yere bırakıp, Anayasal ve yasal değişimler  üzerine ağırlık vermelidir. Artık Meclis Tatili çok anlamsız oluyor. Bizim içinde "yazda devrim bile olmaz" mazereti ve  tatili ile  Kurultay ataleti şık gitmiyor. Her açıdan işbaşı yapmak lazım.