Türkiye’de ne oldu, ne olmadı?

Sami Özuslu

Gezi Parkı olayları bir anda Türkiye geneline sıçradı. Devlet halkını ezdi, geçti. Demokratik haklarını kullanmak isteyenlere karşı orantısız güç ve faşist yöntemler kullanıldı.

Dünyanın gözü bir anda Avrupa ile Asya’nın kavşak noktasındaki Anadolu’ya çevirdi.
Acaba Türkiye’de ne oluyordu?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan ‘Arap Baharı’nın bir benzeri, yani ‘Türk Baharı’ mıydı olup bitenler?
Bu sorular çok büyük öneme sahip…
Zira Türkiye’de hafta sonu yaşananlar bir ‘son’ değil, bir ‘başlangıç’ aslında…
Bu yüzden Taksim’de başlayıp ülke geneline ve kısmen Kıbrıs’ın Kuzeyi’ne de yayılan olayların ne olduğu kadar, ne olmadığı sorusu da önemli…
Hele Türkiye hapşırdığı vakit zatürree olan bizler için bu sorulara yanıt bulmak çok daha mühim!..
**
Türkiye’de yaşananlar bir ‘başkaldırı’, bir ‘isyan’dır.
Bunlar ‘provokasyon’, ‘dış güçlerin kışkırtması’, ‘İstabul Belediyesi ve Kültür Bakanlığı’nın yanlışı’ gibi gerekçelerle izah edilemez.
En sağcısından en solcusuna, Anadolu insanı kendisine sorulmadan sürekli üzerine bir şeyler eklenen ‘yaşam tarzı’na itiraz edecek noktaya ulaştı.
Siyasal gücü doruk noktaya ulaşan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının Türkiye’yi ‘Osmanlılaştırma’ operasyonu ters tepti.
Olayları “CHP’nin, BDP’nin, Suriye’nin, Rusya’nın işi” diye yorumlamak ve ‘iç düşman’ ile ‘dış düşman’ yaratarak soğuk savaş metodlarıyla işin içinden çıkmak mümkün değil.
**
Türkiye son olaylarla bazı gerçekleri de anlamış oldu.
‘Egemen medya’ artık televizyonlar, gazeteler değil!
Zaten Türkiye’de şu anda medya da medya değil!
‘Arap Baharı’nı Tahrir Meydanı’ndan canlı veren, Kaddafi’nin ele geçirilme sahnesini ballandıra ballandıra yayınlayan, Esad rejiminin yaşadığı sorunları ‘iç savaş’ diye 24 saat yayınlayan ‘adı büyük’ televizyon kanalları demokrasi ve basın özgürlüğü adına ‘kapkara bir leke’ye imza attılar.
Artık ‘haber’ adı altında verecekleri ne olursa olsun, inandırıcılığı sıfır noktasında algılanacaktır.
Türkiye insanının bu gerçekle yüzleşmiş olması acıdır ama iyidir.
İktidara yalakalık yapıp elektrik başta olmak üzere kimi ‘çok karlı’ sektörlerdeki ihaleleri almak için medya patronu olan, medya sektörünü ele geçirenlerin basını getirdikleri nokta işte budur.
Hatay’daki bombalama olayında da benzeri sansür ve karartma yapılmıştı ama Türkiye’nin merkezi İstanbul olduğu için bu seferki algı çok daha farklı oldu.
Birçok basın emekçisi yüreği kan ağlayarak sustu, kahroldu.
Sosyal medya, yabancı basın kuruluşları ve Halk TV en fazla bilgi veren mecra oldu.
Ancak şunu da not etmek gerekir ki, sosyal medyayı kullanan kimi kötü niyetliler, birçok ‘uydurma iddia’yı da ‘doğru haber’ diye kamuoyuna yutturdu.
Bu da ‘konvansiyonel medya’ ile ‘sosyal medya’ arasındaki en belirgin farklardan biri olan ‘güven’ konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini yeniden dikkate getirmiş oldu.
Hoş, ‘klasik medya’ da güvenini zaten çoktan yitirdi!
**
‘Türkiye’de ne oldu, ne olmadı’ sorusunun bir yönü de ‘derin devlet’e dayanıyor. Acaba derin devlet bu olayları fırsat bilip yeniden canlanır, kanlanır, ipleri ele geçirir mi? Bu süreç Türk-Kürt barış girişimini sekteye uğratır mı? Türkiye’nin resmi AB politikası zarar görür mü? Kıbrıs politikasında Ankara ‘şahin’ pozisyonuna geri döner mi?
Bunlar çok önemli sorular. Yanıtları da kolay değil.
Ancak gidilecek köy büyük ölçüde Erdoğan’ın tavrına bağlı… Eğer yaşananlardan ciddi bir ders alır ve halkın ortak paydalarına saygı gösterir, kamusal alanda tektip yaşamı dayatmaktan vazgeçer, ‘dediğim dedik’ tavrını gözden geçirirse Türkiye’de ılımlı siyasal iklim geri gelebilir.
Yok, ‘ben bilirim, gücüm var, yaparım’ mantığı ile davranmaya devam ederse, Erdoğan hem kendi siyasal ömrünü kısaltmış, hem de Türkiye’de karmakarışık bir sürecin pimini çekmiş olur.
Gezi Parkı olaylarından en başta Erdoğan’ın ders alması gerekiyor.
Ve buradaki adamlarının da!..