Türkiye KKTC’nin sömürgecisi  Kıbrıs’ın Kuzeyi’nin işgalcisidir!

Serhat İncirli

KKTC – TC ilişkilerine, her hangi bir devlet ile örneğin IMF arasındaki ilişki gibi bakmak hatalıdır.
Bu şekilde bakıp da, “… Türkiye parayı veriyorsa, elbette ki karışma hakkı olacaktır” demek en başta yanlış yapmaktır…
Ama bunun da ötesinde, düşünün ki, IMF’nin müdahale ettiği ülkelerde, bu kuruma karşı gösteri düzenlemek en doğal hakken; KKTC’de Türkiye’nin bir çok dayatmasına karşı gelmek, “vatana ihanet” olarak değerlendirilmektedir…

-*-*-

Türkiye parayı veriyor diye KKTC’de istediği düdüğü çalma hakkı varsa; KKTC demokrasisinde Türkiye’ye karşı, “… ne paranı ne askerini” eylemi de en doğal hak olmalıdır.

-*-*-

Haliyle, gelin, KKTC – TC ilişkisine “IMF” benzetmesi ile yaklaşmayalım…

-*-*-

Haaa IMF ile her hangi bir devlet arasındaki ilişki, gayet şeffaftır… 
Kalem kalem herkes bu hesabı çok iyi bilir…
Oysa TC – KKTC ekonomik ilişkisi son derece karanlıktır, propagandayla yani yalanla şişirilmiştir…

-*-*-

IMF, her hangi bir devlete para verdi diye istediği düdüğü çalamaz…
Ama TC, KKTC’de, para verdi diye “ülkenin geleceği”ne dilediği şekilde müdahale eder… 
Kıbrıslı da bunun üzerine, “Nedir bamma yabdığınız?” diye sorarsa, anında o soranlar yine “vatana ihanet” suçlamasını karşılarında bulur…

-*-*-

Konuyu biraz genişletelim isterseniz…
Türkiye’nin KKTC’ye para verdiği yoktur; olanın da mutlaka karşılığı bulunmaktadır…
Türkiye, eğer IMF muamelesi görecekse, kendi maddi kazanımlarının ve bundan da önemlisi stratejik avantajının bedelini de ödemek zorunda değil midir?

-*-*-

Daha da açabiliriz…
Mesela, Türkiye ile IMF’yi karıştırmamak lazım…
IMF, bir çeşit finans kuruluşudur ama Türkiye bir “ülkedir”…

-*-*-

Türkiye, para veriyor diye KKTC’nin her türlü demokratik tavrına dilediği gibi müdahale hakkına mı sahiptir?
KKTC’nin Başbakanı, Cumhurbaşkanı’nı ziyaret edecek, bir bakanın görevden alınma mektubunu onaylatmak isteyecek; Cumhurbaşkanı da “bekle Mehmet bey gelsin, şu anda burada değil” diye, yedinci sınıf bir ne idüğü belirsiz memuru mu beklemek zorunda kalacaktır?
Ve siz buna, “IMF gibi bir şey” mi diyeceksiniz?

-*-*-

Türkiye ile KKTC’nin ilişkisi, kelimenin tam anlamıyla “sömürge” ilişkisidir…

-*-*-

Haaa bu arada belirtmekte fayda vardır; Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin ilişkisi başka bir şeydir; KKTC ile ilişkisi ise bam başkadır… 
Dediğimiz gibi, KKTC, Türkiye’nin alelade bir sömürge yönetimidir…
Ancak Aynı Türkiye, sömürgesi aracılığıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin topraklarının önemli bir bölümünün işgalcisidir…

-*-*-

Dilediğiniz kadar hain deyin, dilediğiniz kadar Rumcu deyin, bu gerçekten koşarak, uçarak ya da affedersiniz “mıçarak” kaçamazsınız… 

-*-*-

Bakın, şu anda Türkiye’de CHP’si de, AKP’si de, İP’si de, MHP’si de “Suriyeli göçmen” olayına, inanılmaz derecede “ırkçı” tavırla bakmakta, “siyasal irademize müdahale ediyorlar” demektedir.
Aynı Türkiye’nin, yıllardır KKTC’ye taşıdığı nüfusla, Kıbrıs Türk toplumunun iradesini gasp ettiğini söyleyenler de anında “vatana ihanet” suçlamasını alınlarının ortasına yemektedir!

-*-*-

Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bölünmezliğinin garantörü olmak bir yana; Kıbrıs’ın bölünmesini savunmaktadır. Burada göreve getirdiği şaklabanlar aracılığıyla da eşit ve egemen bir ayrı devlet siyaseti güdebilmektedir…
Ama aynı Türkiye, değil kendi Misak-ı Milli sınırlarında, Suriye veya Irak topraklarında dahi eşit ve egemen bir Kürt devleti kurulmasını savaş sebebi sayabilmektedir.

-*-*-

Türkiye’de “şehitler ölmez, vatan bölünmez”dir.
Ama aynı Türkiye için Kıbrıs’ın bölünmezliğini savunmak, “vatana ihanet” değil midir?

-*-*-

Dolayısıyla Türkiye’nin Kıbrıs genelinde ya da KKTC’de, “doğru – dürüst – demokratik – hukukla ya da insan hakları ile bağdaşan bir siyaseti” bulunmamaktadır…
Bilmem anlatabildim mi?


Çifte kazıklı elektrik 
faturaları nasıl ödenecek?

Ankara’da Kemal Kılıçdaroğlu, elektrik fiyatlarını protesto etmek için “ödemeyeceğim” demiş; dün evinin elektriği kesilmiş…

-*-*-

Sayın Kılıçdaroğlu, KKTC’de bize şu anda istifa etmiş olan ancak yenisi kuruluncaya kadar görevini sürdürmesi sözde anayasa gereği kabul edilen hükümetimiz dedi ki, “Mart ayı zamlı faturaları ödemeyin, yeniden hesaplanıp size gönderilecektir; ödemiş olanlarla da mahsuplaşacağız”… 

-*-*-

Ödemedim…
Hala bekliyorum…
Mart ayı faturaları yeniden hesaplanıp gönderilecek mi?
Haber yok!
Hükümet da düşük!

-*-*-

Hesaplanmayacaksa, “kazığı yediniz ey sevgili KTC ahalisi” durumundaysanız, en azından bilelim…
Ona göre tedbir alalım…
Artık banka mı soyarız, bilemem ama “kazıklı Mart faturasını ödemedik”, şimdi “daha kazıklı Nisan faturası” geldiği anda, “çifte kazıklı KKTC faturası”na dönüşecektir ve bırakın Kılıçdaroğlu gibi “protesto” maksatlı ödememe hikayesini, istesek de ödeyemeyeceğiz ki!

-*-*-

Ne mi yapalım?
Bence tümünüz cehenneme gidin!
Giderken, sizi masgara gibi oynatan TC’li memurları da beraber götürün!

-*-*-

Hakikaten, ne dememi beklerdiniz?
“Canınız sağ olsun, vatan sağ olsun, ezan susmasın, bayrak inmesin” mi demeliydim?
Hade be oyanı!
Cehenneme kadar yolunuz var… 
Gerçekten, nere cehenneme isterseniz gidin!

-*-*-

Ödemeyeceğiz de demiyorum ama bilin ki, ödeyemeyeceğiz!
Ya da bu krizi yaratan muhteşem milliyetçi Ersin Tatar ve saz arkadaşları, bir formül üretsinler!
 


Tüm zamanların en güzel ön sayfalarından biri… Ama çok merak ettiğim bir şey var, “Karagöz” hangisi? Yoksa önemli olan Karagöz’ün veya Hacivat’ın kim olduğu değil; “iplerin kimde olduğu” mu? Size katılıyorum…