Türk-Yunan Trajedisi Kaçınılmaz Mı?

Niyazi Kızılyürek

Geçtiğimiz günlerde Türkiye dışişleri bakanı Çavuşoğlu ile Yunan dışişleri bakan yardımcısı Varvitsiotis Avrupa Parlamentosu’nun dış ilişkiler komitesinde tele-konferans yoluyla birer konuşma yaptılar ve parlamenterlerin sorularını yanıtladılar. İki bakanı dinlerken aklımdan bu yazının başlığına aldığım soru geçiyordu: “Türk-Yunan trajedisi kaçınılmaz mı?”

Kadim Yunan’da trajedi kaçınılmaz bir sondur, “mira” olarak adlandırılır, yani kaderdir. Çünkü, Hegel’in deyişiyle trajik figürler “mücadele ettikleri şeyin kontrolü altındadırlar” ve “kendi varlıklarına içkin olan bir şey tarafından kıskaca alınmışlardır”. Örneğin, trajediler arasında ayrı bir yeri olan Sofokles’in Antigoni’sinde Kreon ile Antigoni kendi hakikatlerine esir düştükleri için yolları trajik sona çıkmıştı.

Sofokles’in bu muhteşem metnine kısaca bir göz atalım:

Kral Kreon -Antigoni’nin dayısı olur- Antigoni’nin erkek kardeşini, daha doğrusu ağabeyi Polinikis’i hainlikle suçlayıp gömülmesini yasaklar ve cesedinin vahşi hayvanlar tarafından parçalanmak üzere kırlara bırakılmasını emreder. Kreon’un hükümdarlıktan kaynaklanan otoritesi böyle bir emri vermesine cevaz verse de, ölülere saygı gösterilmesini emreden Tanrı yasalarına ters düşer.

Antigoni, Kreon’un emrini tanımaz ve kardeşini gömmeye karar verir. Fakat cesedi gömerken nöbetçiler tarafından suçüstü yakalanır ve Kreon tarafından ölüme mahkum edilir. Bundan sonra gelişen olaylar büyük bir trajediye yol açar. Antigoni canlı canlı defnedildiği mezarda kendisini asar, ona aşık olan Kreon’un oğlu da sevgilisinin peşinden intihar eder. Oğlunun ölümüne dayanamayan Kreon’un karısı ise ciğerlerine hançer saplayarak intihar eder. Kreon sonunda her şeyini kaybeder, karısını, oğlunu hanedanlığını ve sefil bir duruma düşer

Kreon-Antigoni çatışması kaçınılmazdı, çünkü Hegel’in “kendilerine içkin bir şey” dediği kendi mutlak hakikatlerinden hareket ediyorlardı ve yine Hegel’in dediği gibi, “mücadele ettikleri şeyin kontrolü altındaydılar.”

Antigoni, ölen ağabeyine saygı gösterilmesini isterken, Kreon kendi iktidarını korumakta kararlıydı. Sonunda, boş bir inada dönüşen antagonizm trajediyle sonuçlandı. Oyunun yazarı Sofokles bu eseriyle sağduyu ve aklıselim ortadan kalktığında, düşüncesizlik üstün geldiğinde ve diyalog yerine kör bir inatlaşma baş gösterdiğinde insanlığın felaketlere sürüklenebileceğini anlatmak istiyor.

Gelelim yazının başlığında sorduğumuz soruya. Türk-Yunan gerginliğinin trajediyle sonuçlanması kaçınılmaz mı?

Karşılıklı atılan nutuklara ve inatlaşmaya bakıldığı zaman gerginliğin kötü bir sona yol açabileceği söylenebilir. Antagonist taraflara “içkin olan” milliyetçi saplantılar ve tarafların karşılıklı olarak geliştirdikleri düşmanlığın “kıskacına alındıkları” düşünülürse, trajedi kaçınılmaz görünüyor.

Kreon, aklıselim sergilemekte geç kaldığı için her şeyini kaybetmişti. Dolayısıyla, doğru zamanda sağduyuya, aklıselime yönelmek yaşamsal öneme haizdir.

Türk-Yunan uyuşmazlığı çerçevesinde aklıselimin üstün gelmesi ya da sağduyulu davranmak ne anlama geliyor?

Öncelikle sorunları diyalog yolu ile çözmek anlamına geliyor. Tarafların hiçbirinin yüzde yüz haklı olmadığını kabul etmeleri anlamına geliyor. “Kendi varlıklarına içkin olan” yıkıcı milliyetçi hakikatlerinden uzaklaşarak, ötekinin de haklı tarafları olabileceğini benimsemeleri anlamına geliyor. Bir tarafın kazanması, diğer tarafın kaybetmesi demek olmadığının anlaşılması anlamına geliyor. Saldırgan üslup kullanmamak, başkasını aşağılamamak anlamına geliyor. Sorunu müzakereler yoluyla çözmek, bunun mümkün olmadığı görülürse, ya da bazı konuları çözmek mümkün olmazsa, Uluslararası Adalet Divanı’na gitmeye hazır olmak anlamına geliyor. Kısacası, şiddetten, saldırganlıktan, boş inattan uzak, kelimenin gerçek anlamıyla medeni bir tavır takınmak anlamına geliyor.

Türk ve Yunan bakanlar parlamentoda yaptıkları ayrı ayrı konuşmaları bitirdiklerinde, kendi kendime, “sağduyu bütünüyle kaybolmadı, trajediyi engellemek için hala bir umut var” dedim.

Umarım yanılmam...