Turgay Salim Hoşsöz ile Bülent Fevzioğlu ortak bir çalışması olan “Gelenekten Geleceğe Özgün Kıbrıs Türküleri ve Ağıtları.” Bu alanda gerçek anlamda çok değerli bir kaynak çalışma. Kitabın içeriğine geçmeden önce sevgili Turgay abimizle öncelikle Kıbrıs Türk Ağıtları ve Türküleri üzerine geçmişe bir yolculuk yapıyoruz.
9-10 yaşlarımda halk müziğine gönül vermiş birisi olarak o devirde TRT türküleri ile büyüdük. Zaten tek bir kanalımız vardı o zamanlar. O anadolu türküleriyle yoğrulduk. Kendimi bu alanda yavaş yavaş bulmaya başladığım, ortaokul lise yıllarımda bu defa da Kıbrıs Türkülerine merak saldım. Sağdan soldan duyduğumuz işte o zamanın Kâmran Aziz, Ekrem Yeşilada türküleri, anonimlerde “Dolama Dolamayı” , “Hanaylar Yaptırdım” gibi bu türkü ve ağıtları da dillendirmeye başladım. Lise sonrası Türkiye’ye Üniversite’ye gittim, orda üniversitede bulunan Kıbrıslı arkadaşlarla beraber yaptığımız toplantılarda gezilerde filan tabii bir yerde memleket özlemi çektiğimiz için, orda yine en çok aradığımız özlediğimiz kendi türkülerimizi çalmaya bşladık. Üniversite biter bitmez Kıbrıs’a geldikten sonra da sazımı hiç bırakmadım. Türkülere ilgim gene devam etti.
O zaman biliyorsunuz siyah-beyaz televizyon devri. Programlar yapmaya başladım. 1980 yılı itibarıyle. BRT, tabii tek bir kanalımızdı o dönemlerde. BRT’de hafta bir yayayınlanan Ulus Yeşilada’yla Ayşe Yeşilada’nın (Aydın) yaptığı bir program vardı. Her hafta Cumartesi günleri hiç unutmuyorum. O programda Kıbrıslı sanatçılara da bir vakit ayırıyorlardı. İşte o program beni biraz da özendirdi aslında. Bir gün Ulus Yeşilada’yla bir sohbet sırasında şöyle bir şey demişti bana; ben olsam kendime bir çizgi çizerim ve Kıbrıs Türküleri üzerine yoğunlaşırım. Benim de ona verdiğim cevap şöyle olmuştu; birkaç tane türkü var işte Kâmran Aziz, Ekrem Yeşilada, “Kıbrıs Gelini”, gibi birkaç tane anonim türküler filan. Onları zaten çalıyorum.
Tesadüfler diye bir şey var bazen böyle geliyor seni buluyor yani. İşte birgün radyo programından çıkarken hiç unutmuyorum Mahkemelerin önündeki posta dairesinin üstündeki Bayrak Radyosu’ndan bahsediyorum, yıl 1982 filan sanırım. Baktım karşıdan Yılmaz Taner hocam gelir karşılaştık merhabalaştık, dedi “Bir şey sormak isterim. Ben seni izlerim, sesin güzel sazın güzel her şey güzel de sadece birkaç tane Kıbrıs Türküsüne takıldın kaldın. Bende başka türküler var kitabımız var Mahmut İslâmoğlu hocamızla yaptığımız. Onu ben sana hediye edeyim yararlanasın. Dedim çok mutlu olurum çok zaten benim de aradığım budur”. Çünkü bir arayış içerisindeydim zaten. O kitabı aldım notaları çözdüm derken 1983 yılında bir “Kıbrıs Türküleri” isimli kaseti yaptım. Hep anonimlerden oluşan. Tabii onun öncesinde yine bir kaset çalışmam olmuştu. Ama bilindik türküler vardı onda. İşte yarı anadolu yarı Kıbrıs türküleri. Kıbrıs Türkülerine çok düşkündüm. Ben yıllarca anadolu türküleri okudum ama kendi ülkemin türkülerini kendi geleneğimi kendi geleceğimi beni anlatan türküleri okumak birazcık daha farklı duyguydu benim için. Dolayısıyla o tarihten itibaren bu kaseti de yaptıktan sonra aldığım haz bambaşkaydı. Dolayısıyla Kıbrıs Türkülerine bu şekilde bakıyorum ve bu şekilde girdim bu yola.
Ağıtlarımızdan bahsederken geçmişte bazı ağıtlarımız müzikal olarak yapılmıştı ama yeni ağıtlar üretmek de çok önemliydi ki bu noktada sevgili Turgay Salim Hoşsöz abimiz üretenlerden biriydi. Ve bu konuya biraz değiniyoruz.
Ağıtlar konusuna girecek olursak beste türkülere başladıktan sonra zaten devam etmeye karar verdik Bülent Fevzioğlu arkadaşımla. Beni etkileyen bilhassa her zaman okuduğum bir ağıt vardı. “Hamaylar Yaptırdım Döşedemedim.” Az çok hikâyesini de biliyordum. Böylece beste türküler de yapmaya başladım. Bunu abimle de konuştuk dedik ki biz Bülent arkadaşa yaşadığımız, çocukluğumuzda bizi etkileyen o olayları aktaralım yakın tarihimizle ilgili. O kadar çok olay yaşandı ki bu memlekette onları da gelecek kuşaklara bu şekilde de aktaralım. En azından müzikal olarak diye düşündük. Öyle oldu. Bunların içerisinde o zaman ilk yaptığımız “Bereketçiler Ağıtı” da vardı. Çünkü o bizim Erenköy bölgesinde yaşanmış bir olaydı. Anamur’a gidip Kıbrıs’a silah getirme günleri. Bir gece Anamur’dan dönerken iki tekneden biri kaybolur, içindeki iki insanımız sulara karışır yok olur. Bir daha da hiç izleri bulunamaz. Bunları duyunca bayağı etkilenir insan. Bu olayları Bülent’e anlattım, o da dizelere döktü ve o şekilde bestelediğim ilk ağıt “Bereketçiler Ağıtı” oldu.
Ardından “Ali Hasip Ağıtı” geli. Başta da dediğim gibi bu toplumun hayatında o kadar dönemeçler oldu ki, işte 27-28 Ocak olayları gibi. “Süleyman Uluçamgil”dir, ‘64’te şehit olmuştu, “Şehit Hüseyin Ruso” derken, Araplara Satılan Kızlar’ın ağıdı, bu trajik olaylar, ağıtları bu şekilde toparlamaya başladık. Sanırım bugüne kadar 17 ağıt çalışmamız oldu. bunlar hep kendi ülkemizde yaşananlar ve biliyorsunuz daha çok acı ve travmatik olaylardır. Bu şekilde bir ağıtlar çalışması yaptık ve “Hanaylar Yaptırdım Döşedemedim”, “Arap Ali Ağıtı”, “Mağusa Limanı” üstüne en az 15-16-17 ağıt daha ilave ettik.
Kendisine son sorum ise, kitabın projesi nasıl oluştu ve nasıl bir çalışma yöntemi uyguladılar şeklindeydi.
Ben ağıtlara çok önem veririm. Halk müziğimizde de türkülerde de ağıtların yeri bambaşkadır. Her türkünün bir hikâyesi olduğu gibi ağıtları ayrı bir katagoriye koyuyorum ben. Ağıtlara başladıktan sonra 2010 yılında Bülent arkadaşımla birlikte konuşurken dedik ki ağıtlar üzerine bir çalışma yapalım. İlk defa 2010 yılında bir CD-albüm çalışmasına giriştik. Bestelerin yanına sözlerini, hikâyesini yazalım ve insanlar bir taraftan türküyü dinlerken bir taraftan da hikâyesini okusun. CD-Albüm içerisinde 12 adet ağıt vardı, 12 hikâye resimleriyle birlikte. Hatta müzisyen-karikatürist Mustafa Tozakı arkadaşım bize yardımcı oldu. Örneğin “Araplara Satılan Kızların Ağıtı” derken kitapta bir Arabın, kızı elinden çeker gider şeklinde bir tasviri çizim yapmıştı. Böyle bir çalışmamız oldu ve 2010 yılında bu cd-kitapçığımızı yayımladık.
Bu çalışmamız güzel tepkiler aldı. Onun arkasından bir başka çalışmamız geldi halk müziğiyle ilgili. Burada Hasibe hanıma çok teşekkür etömek isterim. Biliyorsunuz Lefkoşa Belediye Halk Müziği orkestrasının yönetmeni şefi. Bizim türkülerimize de konselerinde her zaman yer verdi. Birgün konuşurken dedi ki; “abi bu kadar değerli türküleriniz var bizi anlatan bunları keşke bir kitaplaştırsanız, notaya döksek. Bir gün gelecek çok değerli bir çalışma olacak” dedi. Dedim “güzel de ben notaya dökemem. Ben sana yardımcı olurum” dedi. Ve böylece yaptık. Sanırım 47 taneydi, ağıtlar türküler filan derken bu kitap çalışmasını gerçekleştirdik ve 2013’de yayımladık.
Bülent arkadaşımla bir çok türkü yapmaya devam ettik. Böylece bayağı türkü üretimimiz oldu derken Bülent arkadaşımın da zaten hayaliydi, 45-50 kitabı vardır ama hayalinde olan böyle bir çalışma da yapmaktı. Kendisi bir çok besteciyle çalıştı benimle de aynı zamanda. O da hikayesiniüsözlerini kendisinin yazdığı türküleri bir kitapta toplamak isterd. Benim yaptığım besteler de bayağı çoğalmıştı. Yaklaşık 200 türkü. Neticede hemfikir olduk. Dedik ki hepsini birden bir kitapta toplayalım. O da kendi sözlerinden oluşan bestesi yapılmış eserlerin notalarını başka birileriyle çalışarak notalaştırmıştı. Ben Hasibe hanımla çalıştım yeniden. Ve sonuçta bir baktık bin küsur sayfalık bir kitap çıktı meydana. Teknik olarak bu zamanda bu kitabı tek kitap olarak yayımlamak zordu. Böylece kitabı ikiye böldük. Çünkü 49 adet bestecinin bir kitapta toplanan eserleri yaklaşık 195 adetti sanırım, e bizim Bülent’le yaptığımız kitap 200 türkü artı bir de 17 ağıttan oluşuyordu. Dolayısıyle dedik ki benim çalışmamı ayıralım, Bülent 49 adet besteciyle gerçekleştirdiği çalışmayı yapsın ama ikisini de aynı anda basıp yayımlayalım. Böylece iki kitap şekilde yayımlamış olduk.