Tufan Erhürman Popülizme Karşı Entelektüel Siyaset

Niyazi Kızılyürek

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Atina’ya bir araya gelen bir grup sosyalist entelektüel günümüzün “çivisi çıkmış” dünyasında entelektüellerin rolünü tartışıyorduk. Amerika’dan henüz o kötü haber gelmemişti. Hepimiz Hilary’nin seçimi kazanacağına kesin gözüyle bakıyorduk. Ya da öyle inanmak istiyorduk. Trump’ın kazanması halinde halihazırda çok kötü olan dünya ahvalinin daha da kötü olacağını düşünüyor, böyle bir olasılığı aklımıza getirmek istemiyorduk. Avrupa’da yükselişe geçen milliyetçilik, ırkçılık ve popülizm karşısında ne yapabileceğimizi uzun uzun konuşup dağıldık.

Doğrusu, umutlu şeyler söyleyemedik. Popülizmin ve entelektüel düşmanlığının yaygın olgular olduğu bir dünyada ne yapılabilir ki...
Arkasından Trump’ın seçim zaferi geldi. Kötü olan moralim iyice altüst oldu. Her yerde milliyetçilik, her yerde popülizm...
Ve entelektüel düşmanlığı, düşünen insan düşmanlığı doruklarda...
Daha sonra Moskova’da bir toplantıya katıldım. Burada konu daha çok uluslararası ilişkiler üzerinde yoğunlaşmıştı. Kaba bir pragmatizm ve ulus-devlet egoizmi ortalığı kasıp kavuruyor... En ufak bir etik duyarlılık yok.
Etik duyarlılık yoksa, entelektüel de yok demektir...
Sonra Brüksel’e, Avrupa Parlamentosu’na gittim. İnsan Brüksel’de Avrupa Birliği’nin bürokratik ve teknokratik yüzü ile karşılaşıyor. “Dress Cood”u bile çok itici. Bütün erkekler aynı kıyafetleri giyiyor, kadınlar da öğle...
Makinenin dişleri gibi dönen Brüksel bürokrasisinin dişleri arasında dönüp duruyorlar.
Entelektüel duyarlılıktan eser kalmamış. Vizyon mizyon hak getire...
Şimdi İstanbul’da kitap fuarındayım.
Hala kitapların yakıldığı bir ülkede kitap fuarında olmak karmaşık bir duygu hali yaratıyor bende. Cehalet diz boyu ve popülizmle iç içe... En tehlikeli karışım bu.
Cahil televizyoncular ayı eğlendirir gibi insan eğlendiriyorlar, ya da eğlendirdiklerini düşünüyorlar.
Kendilerinden çok emin. Ağızlarına geleni söylüyorlar.
Sabahattin Ali’nin roman kahramanını Madonna ile karıştırabiliyorlar ve ısrarla bu cahilliği tekrarlıyorlar. Çünkü önemli olan popülizm yapmaktır.
Fuarı gezerken, okuma oranının çok düşük olduğu Türkiye’de kitabı sevdirme çabalarını takdirle karşılıyorum elbette ...
Evet, dünyamızın hali ürkütücüdür. Cehalet ve popülizm sentezi her yerde hüküm sürüyor.
Ve popülizm elbette banal milliyetçilik ile iç içedir ve en önemli özelliklerinden biri de entelektüel düşmanlığıdır.
Fransa’da Marine Le Pe sıraya girmiş, iktidara gelmeyi bekliyor. Almanya’nın aşırı sağcı partisi Almanya İçi Alternatif 2017’de büyük başarı elde etmeyi hesaplıyor. Hepsi de entelektüellerden nefret ederler. Britanya’yı hiç saymayalım...
Gün geçtikçe entelektüellerin –artık bu da ne demekse- siyasetteki ağırlığı yok olup gidiyor.
Ve fakat dünyanın bir köşeciğinden iyi haberler geliyor.
Popülizmden hiç hoşlanmayan sosyalist bir entelektüelin siyasette önü açılıyor.
Sevgili dostum Tufan Erhürman’dan söz ediyorum. Hem sosyalist hem de entelektüeldir. Popülizme zerre kadar prim vermez.
Öyle olduğu halde partililer tarafından büyük bir coşkuyla kucaklandı ve siyasette kısa sayılacak yaşamına rağmen CTP’nin başına getirildi.
Tufan Erhürman sadece CTP’liler tarafından sevilen biri değil. Toplumun geniş kesimlerinin de saygısını kazanmış biridir o.
Bu da Kıbrıs Türk toplumunun bilgili ve düşünen insanlara önem verdiğini gösteriyor. Günümüzün dünyası için büyük bir meziyet...
Evet, Tufan Erhürman’ın başarısı yüreklere su serpen cinsten oldu.
Bu dünyada sosyalist ve entelektüel olmak ille de kaybetmek demek değilmiş...
Sevgili Tufan Erhürman’ı yürekten kutlar, başarılar dilerim.