TRAFİKTE SABIRSIZLIK: NEDEN HEP ACELEMİZ VAR? Zaman değil, tahammül eksik

Konuk Yazar

Doğuş Engin Klinik Psikolog

Bir kırmızı ışık…

Birkaç saniyelik bekleme…

Ve içimizden yükselen tanıdık cümle: “Hadi ama, acelem var!”

Trafikte yaşanan pek çok tehlikeli davranışın arkasında hızdan çok sabırsızlık vardır. Ani sollamalar, agresif şerit değişiklikleri, kornaya abanma, sinirli bakışlar… Hepsi aynı duygudan beslenir: bekleyememe hâli.

Peki gerçekten hep acelemiz mi var?

Yoksa farkında olmadan psikolojik bir tuzağın içine mi düşüyoruz?

Acele Etme Duygusu Nereden Geliyor?

Bilimsel araştırmalar, sabırsızlığın yalnızca bir kişilik özelliği olmadığını gösteriyor. Modern yaşam, beynimizi sürekli “hızlan” komutuyla besliyor. Bildirimler, hızlı tüketim kültürü, anında cevap beklentisi… Beyin, beklemeyi zamanla bir tehdit gibi algılamaya başlıyor.

Psikolojide bu duruma düşük gecikme toleransı denir. Yani kişi, istediği şey geciktiğinde yoğun bir rahatsızlık hisseder. Trafik ise bu rahatsızlığın en hızlı tetiklendiği alanlardan biridir. Çünkü:

Kontrol bizde değildir,

Bekleme gözümüzün önündedir,

Karşımızda “engelleyici” gibi algıladığımız bir başkası vardır.

Bu üçlü birleştiğinde sabırsızlık kolayca öfkeye dönüşür.

“Acele Ediyorum” Düşüncesi Bir Yanılsamadır

Araştırmalar çok net bir gerçeğe işaret ediyor:

Trafikte acele etmek çoğu zaman zaman kazandırmaz.

Şehir içi sürüşlerde agresif sürüş ile sakin sürüş arasındaki varış süresi farkının dakikalar değil, saniyeler olduğu görülmüştür. Buna karşın risk farkı dramatiktir. Sabırsız sürücüler:

Daha fazla kaza riski alır,

Daha sık trafik ihlali yapar,

Çok daha yüksek stres yaşar.

Beyin, “acele ediyorum” düşüncesini bir haklılık gibi sunar. Oysa bu bir bilişsel çarpıtmadır. Psikolojide buna “aciliyet yanılgısı” denir: Gerçekte acil olmayan bir durumu, acilmiş gibi algılamak.

Günlük Hayattan Basit Bir Örnek

İki sürücüyü düşünelim.

Aynı noktadan çıkıyorlar, aynı yere gidiyorlar.

Biri sürekli şerit değiştiriyor, önüne geçmeye çalışıyor, her kırmızı ışıkta sinirleniyor.

Diğeri sabit hızda, kurallara uygun şekilde ilerliyor.

Varış süreleri arasındaki fark çoğu zaman 1–2 dakika.

Ama birinci sürücünün yaşadığı stres, kalp atım hızı ve kaza riski kat kat fazla.

Yani bedel büyük, kazanç ise neredeyse yok.

Sabırsızlık Neden Bu Kadar Tehlikelidir?

Sabırsızlık sadece bir duygu değildir; karar verme mekanizmasını bozar. Beynin mantıklı değerlendirmeden sorumlu ön bölgesi geri çekilir, dürtüsel tepkiler devreye girer.

Sonuç olarak:

“Bir şey olmaz” düşüncesi ortaya çıkar,

Risk küçümsenir,

Karşıdaki kişinin de bir insan olduğu unutulur.

Kazaların büyük bir kısmı tam da bu zihinsel durumdayken yaşanır.

Toplumsal Bir Ayna: Hepimiz Acele Hâlindeyiz

Trafikte sabırsızlık bireysel bir sorun gibi görünse de aslında toplumsal bir aynadır. Tahammül azaldıkça, trafikteki dilimiz sertleşir. Kimse kimseyi beklemek istemez. Herkes “önce ben” der.

Oysa trafik bir yarış değil, paylaşılan bir alandır.

Peki Çözüm Ne?

Sabırsızlığı tamamen yok etmek mümkün değildir; ancak yönetmek mümkündür. İşte bilimsel temelli ve uygulanabilir bazı öneriler:

1. Zaman algınızı düzeltin.

Yola çıkarken kendinize şu soruyu sorun:

“Gerçekten kaç dakika kazanacağım?”

Cevap çoğu zaman: Çok az.

2. Aceleyi bir gerçek değil, bir duygu olarak tanıyın.

Duyguyu fark etmek, davranışı durdurur.

3. Bilinçli yavaşlayın.

Birkaç dakika erken çıkmak, onlarca riskli davranışı önler. Bu bir lüks değil, psikolojik korumadır.

4. Beklemeyi kişisel algılamayın.

Kırmızı ışık size karşı değildir.

Öndeki araç sizi engellemiyordur.

5. Kendinize şu soruyu sorun:

“Bu manevra gerçekten değecek mi?”

Bu soru, beynin mantık merkezini yeniden devreye sokar.

Trafikte sorun çoğu zaman yol değil, zihindir.

Acele etmek sizi hızlı yapmaz; tehlikeli yapar.

Kazalar saniyelerde olur ama sonuçları bir ömür sürer.

Unutmayalım:

Bir yere biraz geç gitmek, hiç gidememekten her zaman iyidir.