“Toprağı Belirsiz Ülkenin” Çocuklarına Top Verin!

Niyazi Kızılyürek

Son günlerde Kıbrıs futbolunda yaşanan gelişmeler yoğun tartışmalara yol açıyor. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu (KTFF) ile Kıbrıs Futbol Federasyonu’nun (KFF) 2013 yılında imzaladığı “Kıbrıs Futbolu İçin Geçici Anlaşma”, KTFF’nin yaptığı bir hamle ile hayata geçme imkanı bulunca, içimizde yeşeren umutlarla birlikte, başımızda karabasanlar dönmeye başladı. Dar görüşlü milliyetçiler KTFF’nin bu girişimini “gayrı milli” ilan ederek federasyon başkanı Hasan Sertoğlu’na saldırıya geçtiler. Adanın güneyinden şimdilik pek bir ses çıkmıyor ama süreç ilerledikçe Kıbrıs Rum toplumunun milliyetçileri Kuzeydekilere el verecek ve yakın tarihte sık sık gördüğümüz karşıt milliyetçiliklerin “birliği” bir kez daha sağlanacak. Tıpkı, 60 yıl önce iki toplumun futbolda yolları ayrılırken yapıldığı gibi. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın...

Evet, Kıbrıs’ta futbolun “etnikleştirilmesi” tam 60 yıl önce, yani, 1955 yılında gerçekleşti. “Geçmiş yabancı bir ülke” olduğundan, o tarihten önce nasıl bir futbol atmosferinin olduğunu bilen çok az kişi var. Fikir sahibi olmak isteyen Okan Dağlı’nın “İki-Toplumlu Futbolcular” adlı kitabını okuyabilir. Bu konuda “hafıza sorunu” yaşayan Kıbrıslı Rumların da fikir sahibi olabilmesi için Heterotopya Yayınları, kitabı “Mazi stin Mappa” (Topta Beraber) başlığıyla Yunanca yayımladı. Bu vesileyle, geçtiğimiz günlerde RİK televizyonunda Okan Dağlı ve Sevim Ebeoğlu ile yaptığımız sohbette “iki toplumlu” futbolculardan Sevim Ebeoğlu’nun anlattıkları herkesi çok heyecanlandırdı. Limasol’un AEL takımında forma giyen Ebeoğlu anılarını izleyicilerle paylaşırken bugün tahayyül bile edemeyeceğimiz bambaşka bir dünya anlatıyordu. Bütün takımlar Kıbrıs Futbol Federasyonu (KFF) çatısı altında oynuyordu. KFF’nin yönetiminde Kıbrıslı Türlerle Kıbrıslı Rumlar birlikte yer alıyordu. Kıbrıs Karmasında Kıbrıslı Rumlar, Türkler, Ermeniler birlikte ter döküyordu. Hatta Kıbrıslı Türk futbolcular nüfus oranının üstünde bir katılımla karmaya katkı veriyordu. Kıbrıs Karmasının Yunanlı antrenörü Argiris Gavalas’a şikayet eden bazı Kıbrıslı Rumlara  Gavalas, “Futbolda milliyetçilik olmaz” diyordu.

Ne var ki, 1955 yılına geldiğimizde, hayatın her alanına olduğu gibi, futbola da milliyetçilik bulaştı ve takımların yolları ayrıldı. Bu ülkede 1955 yılının “milat” olduğu sır değil. Fakat 1955 deyince, sadece EOKA’yı düşünmek bizi eksik veya yanlış sonuçlara götürebilir. EOKA’nın eyleme başladığı 1 Nisan’dan Haziran’a kadar futbol maçlarına devam ediliyordu. Sadece 3 Nisan tarihli Çetinkaya-Pezoporikos maçı ertelenmişti. Bu maç da daha sonra oynanmıştı. Yolların ayrılmasına EOKA’nın ortaya çıkışı kadar, unutturulmak istenen başka gelişmeler de neden oldu. İngilizlere yakınlığıyla bilinen VOLKAN adlı yeraltı teşkilatının kurulması, Kıbrıslı Türklerin yardımcı polis olarak EOKA’nın karşısına çıkması, Türkiye’de Rumlara karşı linç kampanyasının örgütlenmesi (6/7Eylül Olayları) gibi faktörler olumsuz havanın oluşmasına yardımcı oldu.

Nitekim Kıbrıs Türk takımlarına Kıbrıs Rum stadyumlarının kapatılması ve KFF’nin Kıbrıs Türk takımlarıyla maçlara “ara verdiğini” açıklaması tam da böyle bir döneme denk gelmişti. Bu bütünüyle yanlış ve talihsiz karar, 1955 yılının Ekim ayında alınmıştı. Kıbrıs Türk tarafı da, böyle bir gelişmeyi özlemle beklercesine, aynı gün, yani 30 Ekim günü, ayrı futbol federasyonun kurulduğunu açıklamıştı. Kısacası, yukarıda sözünü ettiğimiz “karşıt milliyetçilerin birliği”, iki toplumun yollarını ayırdı. Umalım, altmış yıl sonra benzer bir durumla karşı karşıya kalmayız. Milliyetçiliğin negatif diyalektiğini bozacak gücü kendimizde bulup “araya girer” ve aynı kaderi yaşamaktan kurtuluruz. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri dışlama eğilimi, Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rumlardan ayrılma eğilimi bu ülkeye çok büyük zararlar verdi. Bu oyunun tekrarlanması mutlaka engellenmelidir.

Şurası da bir gerçektir ki, adada oluşan statüko Kıbrıslı Türkleri çok zor koşullara mahkum ediyor. Sadece futbolda değil, hayatın bütün alanlarında Kıbrıslı Türkler “dünya yüzü” göremiyor. Geçenlerde ünlü tiyatro sanatçısı Yaşar Ersoy, Radyo Mayıs’ta “Doğruya Doğru” programında korkunç ve çarpıcı, bir o kadar da düşündürücü olaylar anlattı. UNESCO’nun İstanbul’da düzenlediği bir tiyatro etkinliğinde sadece stant açıp afiş açmakla yetinmek zorunda bırakılan Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’na bu bile çok görüldü. LBT, çaresiz standını kapatıp afişlerini toplamak zorunda kaldı. Bu olay Türkiye’de, Türkiyeli yetkililerin talebiyle gerçekleşti. Gerekçe olarak da KKTC diye bir ülkenin var olmadığı gösterildi. Etkinlikte Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsilen hazır bulunan Kıbrıs Rum tiyatro sanatçılarının bakışları arasında LBT kapı dışarı edildi.

Yaşar Ersoy’un anlattığı ikinci olay, yukarıda özetlediğimizden çok daha vahimdir. Lefkoşa Belediye Tiyatrosunun dekor kamyonu İstanbul’da gümrüğe takıldı. Gümrük müdürü, önündeki listede KKTC diye bir ülkenin adını bulamayınca, dekor kamyonunu gümrükten içeri sokmak istemiyordu. Kıbrıslı Türk sanatçılara “sizin geldiğiniz ülke belli değil” diyordu. Olay büyüdü ve Denktaş’a kadar gitti. Sonunda gümrük müdürü el yazısıyla bir kağıda bir şeyler karalayıp, LBT’nin dekor kamyonunun İstanbul’a girmesine izin verdi. Kağıtta ne yazıyordu biliyor musunuz? “Kamyon, toprağı belli olmayan bir ülkeden geldi...” 

Durum böyle iken, Kıbrıs Türk futbolcularını dünyadan mahrum bırakmaya ve
“toprağı belli olmayan bir ülkeye” hapsetmeye asla müsaade edilmemelidir...